Bismillahirrahmanirrahim
Soru-76:
Bazı Sünni yazarlar Abdullah b. Saba isminde bir
Yahudi dönmesinden bahsediyorlar ve
Resulullah'tan (s.a.a) sonra meydana gelen
olayların ve fitnelerin hemen hepsinde bu adamın
ve arkadaşlarının parmağının bulunduğunu, 3.
Halifenin katlinden tutun Cemel, Sıffin ve
Nehrevan savaşlarına kadar hepsi bunların gizli
ve sinsi çalışmaları ve tahrikleriyle meydana
geldiğini iddia ediyorlar. Hatta Şiiliğin ilk
nüvesinin de bunlar tarafından atıldığını ileri
sürüyorlar. Şimdi soru şu: Acaba gerçekten böyle
bir iddia doğru olabilir mi? Değilse bunu
çürütebilecek deliller nelerdir?
ABDULLAH B. SABA
MASALI
Cevap-76: Sorunun asıl cevabına geçmeden
önce bir iki konunun üzerinde durmakta fayda
var. Bizce bu iddiayı ileri sürenler her şeyden
önce farkında olmadan Sahabe hakkındaki kendi
görüşlerini çürütmektedirler. Zira onlar
sahabenin tümden adil olduklarına inanıp
neredeyse hiç bir hata ve yanlışta
bulunmadıklarında son derece ısrarlı
davranıyor ve onları eleştirenlere en ağır
ithamlarda bulunmaktan çekinmiyorlar. Evet "Ashabım
gökteki yıldızlar gibidir; hangisine uyarsanız
hidayet bulursunuz" rivayetini nakleden de yine
onlar. Sahabî ismini taşıyanların hepsi
istisnasız böyle bir özelliğe sahiplerse ve her
biri birer hidayet yıldızı iseler, nasıl oluyor
da hepsi birden, bir Yahudi dönmesinin oyununa
geliyorlar?! Öyle ki onları birbirine düşürüp
binlerce insanın katline yol açan kanlı
savaşlara sürükleyebiliyor?! Diyelim ki bir
defalığına böyle bir oyuna gelip bir yanlışı
yaptıklarını doğal karşıladık, acaba sonraki
olaylarda neden akıllarını başlarına toplayıp
önceki yanlıştan ders alarak bu oyunları
bozmadılar?!
Öte yandan
Şia'nın tarihinden ve ortaya koyduğu delillerden
haberdar olan her münsif insan bilir ki Şiiliğin
temeli bizzat Resulullah'ın zamanında atılmıştır.
Zira Şia ile Ehl-i sünnet arasındaki ihtilafi
konuların başında "İmamet ve Hilafet" konusu
gelmektedir. Bu konuda Şia imametin nassa
dayandığını ve Resulullah'tan sonra imam olacak
kimsenin Allah ve Resulü tarafından tayin
edildiğini ve bunun Hz. Ali (a.s) olduğunu ileri
sürmektedir. Bunun delillerini ise kendi
kaynaklarının yanı sıra bizzat Ehl-i Sünnet'in
kaynaklarından göstermektedirler. Şiiliğin
Abdullah b. Saba tarafından uydurulduğunu iddia
eden kimseler, Şia'nın imamet konusundaki
delillerinin de söz konusu Yahudi tarafından
uydurulduğunu söylemeleri gerekir. (Nitekim
söylüyorlar da.) Bunun manası ise o kadar
sahabînin bu Yahudi tarafından aldatıldığı gibi,
bugün Müslümanların içerisinde itibar gören ve
bu delilleri ve hadisleri nakleden onlarca
kaynağın yazarının da bu konuda aldatılmış
olmalarıdır. Şimdi sormak lazım bu muhteremlere,
acaba her şeye rağmen bu sonuçlara katlanmak
isterler mi?!
Abdullah b.
Saba konusuna gelince, bir çok muhakkikin de
ortaya koyduğu gibi bu olay masaldan başka bir
şey değil ve esasen Abdullah b. Saba diye bir
kimse asla dünyaya gelmemiştir ki bu kadar
olayın da müsebbibi olmuş olsun!! Evet bu sadece
kuru bir iddia değil, sağlam delillerle ispat
edilmiş bir meseledir.
Abdullah b.
Saba'nın varlığı hakkında ilk olarak şüpheye
düşen, Mısırlı meşhur yazar ve tarihçi Dr. Taha
Huseyn'dir. O "El-Fitnet-ül Kübra" adlı
kitabının birinci cildinde, İbn-i Saba ve
faaliyeti hakkında bilgi verenlerin, bu destanı
bu kadar dallandırıp budaklandıranların, hem
kendilerine, hem tarihe ihanet ettiklerini
söyler. İbn-i Sa'd'in "Tabakat" adlı eserinde,
Osman'ın hilafetinden, halkın ayaklanmasından
bahsedilirken İbn-i Saba'nın anılmadığına,
Belazuri'nin "Ensab-ül Eşraf" isimli kitabında,
bu hususta hiçbir söz edilmediğine, yalnız
Taberi'nin Seyf b. Ömer'den bu hikayeyi
naklettiğine, nazar-ı dikkati çeker. Müslüman
tanınan bir Yahudi'nin, İslam şehirlerinde gezip
dolaşarak Müslümanları ayaklandırmaya çalıştığı,
hatta bu işi başardığı halde valilerden
hiçbirinin bu işe el atmamasının, onu
tutmamasının, Ebu Bekir'in oğlu Muhammed'le Ebu
Huzeyfe'nin oğlu ve Ammar hakkında Osman'a
mektup gönderildiği halde İbn-i Saba'dan
bahsedilmemesinin, hele Beyt-ül-Malı istediği
gibi sarfetmesi yüzünden Ebu Zerr'in, Muaviye
aleyhinde bulunmasının, İbn-i Saba'ya
kanmasından meydana gelmesinin mümkün
olamayacağını söyler; bu hususta, Ebu Zerr'in
Osman'a, "Zekat vermekle bu iş bitmez;
yoksullara da bakmak, açları da doyurmak, malını
Allah yolunda harcamak gerek" dediği vakit
mecliste bulunan Ka'b-ul Ahbar'ın, farz olan
zekat verildikten sonra nesne gerekmez demesi
üzerine Ebu Zerr'in, Ka'ba, "Ey Yahudi karısının
oğlu, bu sözlerle ne işin var senin; dinimizi
bize sen mi öğreteceksin?" diyerek üstüne
yürüdüğünü anlatıp böyle bir zatın, İbn-i Saba
gibi bir Yahudi dönmesine kanamayacağını
bildirir ve İbn-i Saba'nın, Emevilerle Abbasiler
devrinde, Şia düşmanları tarafından uydurulduğu
hükmüne varır. (Aynı kitap; Seyyid Cafer Şehidi
tercümesinden, S.209-212). II. cildindeyse,
tarihçilerin, Osman zamanındaki ayaklanmada ve
Cemel savaşında İbn-üs Sevda'dan, yani Abdullah
b. Saba'dan ve ona uyanlardan bahsettikleri
halde, Sıffin savaşında adını bile anmadıklarını
söyler. Belazuri'nin, ondan ancak,
İbn-üs-Sevda'nın, bazı kimselerle Ali'ye baş
vurup, Ebu Bekir hakkındaki fikrini sorduğunu,
Ali'nin onlara sert bir şekilde cevap verip
Mısır elden gitmişken, taraftarları şehit
edilmişken, bunlarla oyalanmanın gerekmediğini
bildirdiğini, bir de mektup yazarak
faydalanmaları için bunu halka okunmasını
buyurduğunu anlatır. Ancak Belazuri'ye göre
İbn-üs-Sevda, Abdullah b. Vehebi Hamedani'dir;
Abdullah b. Saba değildir. Belazuri'nin, Osman
ve Ali zamanındaki kargaşalılıklarda İbn-üs
Sevda'dan bahsetmediğini, Taberi'nin ve onu
kaynak edinenlerin bunu ortaya attıklarını,
sonra da unutulup gittiğini bildiren eleştirmeci,
muhaddislerin, Taberi'ye uymakla beraber bir de
Taberi ile onu kaynak ittihaz edenlerin
anlamadıkları olayı, yani İbn-üs-Sevda ile ona
uyanların Ali'ye Allah'lık isnad etmeleri
yüzünden yakılarak öldürüldüklerini bildirip
Ali'nin kısa süren hilafeti zamanında
Muhacirlerle Ensar'ın, Tabiinin sağ oldukları
bir çağda tarihçilerin böyle mühim bir vakadan
bahsetmemelerinin mümkün olamayacağını
kaydederek kanaatini pekiştirir (Aliyyün ve
Benuh; Muhammed Ali Halili tarafından farsçaya
çevirisi: Ali ve Ferzandaneş; aynı kitap, S.
212-214).
Dr. Taha
Huseyn'den sonra İbn-i Saba hakkında şüpheye
düşen zat, Bağdat Üniversitesi profesörlerinden
Dr. Aliyy-ül Verdi'dir. "Vu'az-üs Salatin" adlı
kitabında, bu husustaki rivayetleri, sosyal
yönden eleştirip Müslümanların böyle bir adama
kanmalarının mümkün olamayacağını, fakat her
sosyal olayda, bu çeşit muhayyel kişilerin
töhmet altına alındığını, olaya uydurma sebepler
bulunduğunu, Osman zamanındaki mal-mülk
sahiplerinin, zenginlerin de bu isyanın yükünü
böyle muhayyel bir kişiye yüklediklerini
söylemekte ve bu konuda bir çok delil, belge ve
bilgi sunmaktadır. (Muhammed Ali Halili'nin "Nakş-ı
Vu'az der İslam" adlı farsça çevirisinden naklen,
s.214-217)
Muhammed
Huseyn Al-u Kaşif-il Gıta da "Asl-uş Şiati ve
Usuluha" adlı cidden çok değerli eserinde, İbn-i
Saba'nın, Mecnun, Ebi Hilal ve benzerleri gibi
hurafi bir destan kahramanı olduğu kanaatini
izhar eder (Arapça ve Farsçasından naklen,
S.223).
Bunlardan
başka Lübnanlı büyük alim ve yazar
Abdullah'is-Subeyti de "El-Mehdeviyyetü fi-l
İslam" adlı kitabında, Abdullah b. Saba'nın, o
kadar faaliyetine rağmen ele geçirilememesinin,
o kadar şehirleri gezip halkı ayaklandırmaya
çalıştığı, birçok taraftarlar elde ettiği,
yapmak istediğini başardığı halde aleyhinde bir
takipte bulunulmamasının, hele ashabın ulularını
bile kendi inancına çekebilmesinin ve nihayet bu
adamın Musevilik tarihinde adının bile
anılmamasının mümkün olamayacağını bildirerek
bunun, ancak siyasi bir maksatla ve taassup
yüzünden ortaya atılmış uydurma bir adam olduğu
kanaatine varmaktadır (Aynı, S.224-336).
Bilahare bu
konuda en son, en geniş ve gerçekten son noktayı
koyan eser büyük muhakkik ve yazar Allame Seyyid
Murtaza Askeri'nin "Abdullab b. Saba Masalı"
isimli çalışmasıdır. Bu eser gerçekten de
şaşılacak kadar geniş, etraflı ve ilmidir. Yazar
eserinde, önce İbn-i Saba'nın eski ve çağdaş
tarihçiler tarafından hangi kitaplarda ve nasıl
anıldığını araştırmış, sonra bunların her
birinin kaynaklarını tespit etmiş, sonunda asli
kaynakların bu husustaki rivayetlerinin tek bir
adamdan, yani Seyf b. Ömer'den geldiğini
bulup bu zat hakkında muhaddislerle rical
bilginlerinin kanaatlerini belirtmiştir.
Bundan sonra
Seyf'in, Hz. Peygamber'in (s.a.a) vefatından
önce toplayıp göndermek istediği Üsame ordusu ve
vefatından sonraki Sakıyfe olayı hakkındaki
rivayetlerini yazıp bu rivayetin değerlerini,
olayların muhaddisler ve müverrihler tarafından
zikredilen rivayetlerle karşılaştırarak
belirtmiş, kasıtlı yalan söyleyen, ayrıca da
yalan söylemek hastası olan Seyf'in, olayları
nasıl maksatlı olarak, yahut hastalığına uymak
suretiyle değiştirdiğini, nasıl anadan doğmamış,
gün yüzü görmemiş adamlar icad ettiğini, onlara
nasıl olağan üstü olaylar yamadığını, nasıl
inanılmaz, şaşılacak masallar uydurduğunu
meydana çıkarmıştır.
Allame Askeri,
her sözünü, her hükmünü kaynaklarla
ispatlamaktadır. Bu değerli ve gerçekten de
tarihi değiştirecek kadar önemli eseri yazarken
doksan dokuz kitaba başvurduğunu, ayrıca sondaki
bibliyografyada, her eseri kaydederken,
müellifinin doğum ölüm yıllarını, eserin basım
yerini ve tarihini de gösterdiğini anarsak bu
kitabın ehemmiyetini birazcık belirtmiş oluruz.
Biz bu konuda
bundan fazla sözü uzatmak istemediğimiz için
daha geniş bilgi isteyen kardeşlerimizi bu
kitabın Merhum Profesör Abdülbaki Gölpınarlı
tarafından kısaltılarak yaptığı tercümeye
müracaat etmelerini tavsiye ediyoruz. Burada son
olarak sadece kitabın Seyf b. Ömer ile ilgili
kısa bir bölümünü, kitaba ulaşma imkanı
bulunmayan kimseleri tümden mahrum bırakmamak
için buraya alıyoruz:
SEYF B. ÖMER
Evvelce de
arz ettiğimiz gibi, bin yıldan fazla bir
zamandır Sabailer masalı bilginlerin ağızlarında
dolaşmaktadır; hepsi söylediklerini, ondan
nakletmektedir. Şu halde, gerçeğe ulaşmak ve
rivayetlerinin ne derece gerçekten uzak, yahut
ne derecede değerli olduğunu anlamak için
Seyf'in kim olduğunu bilmemiz icab eder.
Seyf b. Ömer,
Temim boyunun Useyyid şubesindendir ve bu yüzden
ona Useyyidiyy-i Temimi, bazı da Temimiyy-i
Burcumi derler. Burcumi, beracim sözüne nisbet
bildiren bir kelimedir; Temim boyundan birkaç
şube, birbirleriyle uzlaşmış, ahidleşmiş, bundan
dolayı da bunlara "Beracim" denmiştir. Seyf,
Bağdat'ın Kufe şehrinde yerleşmişti. Ölümü,
Harun-ür Reşid'in zamanında, hicretin 170.
yılından (786) sonradır. "İsmail Paşa", onun 200
hicride, Reşid'in hilafeti zamanında öldüğünü
yazar; fakat Reşid'in ölümü 193 hicridedir
(809).
Seyf'in
Rivayetleri:
Seyf, o çağın
tarihçilerinin adetince tarihi olayları
senetlerle nakletmiştir; bu yüzden de naklettiği
efsaneler, tarihi ve doğru sanılmıştır. Bir
hikayeyi birkaç kısma böler, her bölüm için de
bir sened uydurur. Bu tarzda iki kitap telif
etmiştir:
1)-
El-Fütuh'ul-Kebir-u va'r-Ridde
Bu kitap, Hz.
Peygamber'in (s.a.a) vefatına yakın bir zamandan
Osman'ın hilafetine kadar olan hadiseleri ihtiva
eder; Ebu Bekr'in hilafetine muhalif bulunan,
onun hilafetini kabul etmeyen Müslümanlarla
savaşına, "Mürtedlerle savaş" adını vermiştir.
Ondan sonra Roma'nın doğusundaki fütuhatla Şam,
Filistin ve İran'ın İslam eline geçmesi
konularını işler; naklettikleri tamamiyle
gerçekten uzaktır; hepsi de masal tarzında
yazılmıştır.
2)- El-Cemel
ve Mesiru Aişetu ve Ali
Bu kitapta,
Osman aleyhindeki kıyamdan, Osman'ın
öldürülmesinden ve Cemel savaşından bahseder.
Bütün konuların incelenmesinden anlaşılmaktadır
ki bu kitap, Ümeyyeoğulları'nın yaptıklarını
tevil ve onları savunmak için yazılmıştır.
Seyf, bu iki
kitaptan ayrıca bazı rivayetler de uydurmuştur
ki bunlar, bugüne dek birçok İslam tarihine asli
ve en büyük kaynak olmuştur.
Taberi,
Seyf'in rivayetlerini, tarihinde, hicri on
birinci yıldan otuz altıncı yıla kadar olan
olaylarda nakleder. Ondan sonra İbni Asakir,
büyük tarihinde Şam'da yaşamış olan kişilerin
hal tercemelerini yazarken Seyf'ten nakillerde
bulunur. 436'da (1044) vefat eden İbni Abd-ül
Birr, "el-İstiab" kitabında, 630'da (1232) vefat
eden İbn'ül-Esir, "Üsd'ül-Gaabe" kitabında,
748'de (1347) vefat eden Zehebi, "Tecrid"
kitabında, 852'de vefat eden (1448) İbn-i Hacer,
"El-İsabe" isimli eserinde, Sahabenin hal
tercemelerinde Seyf'in sahabe arasına kattığı ve
onlar için hal tercemeleri yazdığı kişileri de
almışlardır. Bunların incelemesinden
anlaşılmaktadır ki bu kahramanlardan yüz elliye
yakın kişi, hiçbir suretle ve hiçbir zaman
varlık alemine ayak basmamışlardır. Seyf b.
Ömer'in muhayyilesi, onları yaratmıştır. Seyf,
bunları, Hz. Peygamberin (s.a.a) zaman-ı
saadetini idrak edenler arasında göstermiş, bu
yüzden, hal tercemeleri uydurulan muhayyel
kişiler de sahabe arasında zikredilmiştir.
İslam
memleketlerine ait ve coğrafyaya dair eser
yazanlardan Yakuut-i Hamevi (626 H.1228),
"Mucem-ül Büldan" adlı eserinde, Saffiyyüddin,
"Marasıd-ül İttıla"adlı kitabında Seyf'ten
rivayetlerde bulunmuşlardır. Bu bakımdan Seyf,
yalnız İbn-i Saba adlı tarihi kahramanı
yaratmakla kalmamış daha yüzlerce tarihi
masallar uydurmuş, yüzlerce kahramanlar icat
etmiştir. Bu masallar yüzlerce hadis tefsir
tarih coğrafya, edebiyat ve ensab kitaplarına
geçmiştir. Seyf'in rivayetlerinin değerini
anlamak, gerçek yahut zayıf olduğunu,
rivayetlerine güvenilip güvenilemeyeceğini
bilmek için rical kitaplarına müracaat etmemiz
gerekir.
Ehl-i
Sünnet'in Rical Kitaplarına Göre Seyf'in Durumu:
1)- Hicri
232'de (846)vefat eden Yahya b. Muin, onun
hakkında "Hadisi zayıf ve gevşektir" der; bir
kere de, "Onda hayır yoktur" hükmünü verir.
2)- 303'de
(915) vefat eden sahih sahibi Neseiye göre
"Zayıftır; hadisini terk etmişlerdir; ne
güvenilir, ne de emindir"
3)- 316'da
(928) vefat eden Ebu Davud, "Değersizdir; çok
yalan söyler" hükmünü verir.
4)- 327'de
(938)vefat eden İbni Ebi-Hatem, "Hadisini terk
etmişlerdir" demektedir.
5)- 353'de
(964) vefat eden, İbn-üs- seken "Zayıftır"
hükmünü vermektedir.
6)- 354'de
(965), vefat eden İbn-i Hıbban, "Uydurduğu
hadisleri inanılır kişilere atfederek nakleder"
demekte ve "Zındıklıkla töhmetlenmiştir;
hakkında, hadisi uydurur demişlerdir" diye
tavsif etmektedir.
7)- 385'te
(995) vefat eden Darekutni, "Zayıftır, hadisini
terk etmişlerdir" der.
8)- 405'te
(1014) vefat eden Hakim Nişaburi, "Hadisini terk
etmişlerdir; zındıklıkla töhmetlenmiştir"
hükmünü verir.
9-) 817'de
(1414) vefat eden Kamus sahibi Füruzabadi,
"Zayıftır" demektedir.
10-) 852'de
(1448) vefat eden İbn-i Hacer, aynı hükmü
vermektedir.
11-) 911'de
(1505) vefat eden Suyuti, "Pek zayıftır" hükmüne
varmaktadır.
12-) 923'de
(1517) vefat eden Safiyyuddin, "Onu zayıf
saymışlardır" sözünü söylemektedir.
İşte diğer
bir çok uydurma masal gibi Abdullah b. Saba
olayının da uydurulmasında baş aktör olan Seyf
b. Ömer, Sünni camiada bile rical ilminde önde
gelen alimler tarafından bu şekilde taz'if
edilmektedir. Dolayısıyla onun rivayetlerinin
hiç bir değeri olamaz. Ama maalesef bütün bu
açık gerçeklere rağmen Abdullah b. Saba masalı
hakkında yazılan bu tarihi eser kırk yılı aşkın
bir zamandır bütün İslam aleminde defalarca
yayınlanmasına rağmen (ki Türkçe'ye de büyük
bilim adamı Merhum Profesör Abdülbaki Gölpınarlı
tarafından kısaltılarak tercüme edilmiş ve 1974
yılından beri defalarca yayınlanmıştır), henüz
bir kısım gafil veya garez sahibi kimseler bu
rivayetleri sakız gibi ağızlarında
dolaştırmaktadırlar. Biz bu vesileyle bu
insanlara da bir kez daha buradan seslenip Allah
rızası için bir kez olsun bu eseri okumalarını
ve bu yanlışa bundan fazla devam etmemelerini
tavsiye ediyoruz.