Bismillahirrahmanirrahim
Soru-635:
Hocam, bazı kardeşler "Sadece Hz. Muhammed
(s.a.a) tüm dünya için gönderildi, diğer
peygamberler (a.s) sadece bir kavme
gönderilmiştiler" diyorlar. Bu ne kadar doğru?
İnancımıza göre 5 ululazm peygamber (a.s) tüm
dünya için gönderilmemiş midir?
Cevap-635:
Muhterem kardeşim, İslam Peygamberi Hz.
Muhammed’in (s.a.a) risaletinin evrensel
olduğunda hiçbir şüphe yoktur. Bu konuda gayet
açık ayetler ve hadisler vardır. Ancak Ulul-Azm
Peygamberlerin risaletinin evrensel ya da
bölgesel ve belli bir kavim ve topluluğa yönelik
olup olmadığı konusunda İslam alimleri arasında
iki meşhur görüş vardır, bir de meşhur olmayan
bir görüş:
1- Bu
peygamberlerin risaleti evrensel değildi.
Örneğin Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa Beni İsrail
kavmine gönderilmişlerdi ve davetleri bu kavimle
sınırlıydı. Bu görüşlerine bazı ayetlerin
zahirini de delil olarak göstermişlerdir:
“Meryem oğlu
İsa'nın da şöyle dediğini hatırla: "Ey
İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim…”
(Saf, 6)
Hz. Musa (a.s)
hakkındaki bazı ayetlerin zahirinden de bu
anlamı çıkarmak mümkün:
Mesela İsra
suresinde şöyle buyuruyor:
“Biz Musa’ya
kitabı verdik ve onu İsrailoğullarına hidayet
vesilesi kıldık…” (İsra, 2) Benzer bir manayı,
İsra 101, Taha 47, Şuara 17 ve Mu’min 53’ten de
anlamak mümkündür.
Her halükarda bu
görüşe sahip olanlara göre bir Peygamberin
Ulul-azm olması ve kitap ve şeriat sahibi
olmasıyla, risaletinin evrensel olması arasında
zaruri bir bağ söz konusu değildir.
2- Bir diğer
görüş şudur ki Ulul-azm ve kitap sahibi
peygamberlerin iki türlü davetleri vardı;
birincisi marifetullaha, tevhide ve şirkten uzak
durmaya yönelik olan davetleri, diğeri ise özel
bir takım ahkam ve şeriatleri içeren davet…
Birinci türden olan davetleri evrenseldi, ama
ikinci türden olan davetleri belli bir kavme
yönelikti ve genel değildi.
Örneğin Kur’an
ayetlerinden anlıyoruz ki Hz. Musa (a.s)
Firavun’u tevhide ve şirkten uzak durmaya davet
ediyordu. Oysa Firavun ve taraftarları Beni
İsrail’den değillerdi. Diğer yandan Beni İsrail
Mısırdan çıkıp Allah’ın emriyle başka bir
bölgeye taşındıklarında, Hz. Musa’ya bir takım
levhalar nazil oldu ki bunlarda yazılı olan
hükümler sadece İsrailoğulları’nı aitti ve
Kıbtıler ve diğer kavimleri ilgilendirmiyordu.
3- Burada üçüncü
bir görüş de vardır ki çok meşhur olmasa da bize
göre en mantıklı görüştür. O da şudur ki gerçi
İslam öncesi Ulul-azm peygamberlerin risaleti
İslam peygamberi gibi evrensel değildi, ama
bunun anlamı şu değildir ki bu Peygamberlerin
zamanında yaşayıp da onun kavminden olmayan
birisi onun davetinden haberdar olursa, onu
kabul etmeme ruhsatını sahip olsun. Hayır, böyle
birisi onun kavminden olmasa dahi eğer onun
davetini duyar da kendi kavmine özgü bir
peygamber de gönderilmiş olmazsa, o peygambere
iman etmesi ve onu izlemesi gerekir. Çünkü
Kur’an Muminler hakkında buyuruyor ki:
“Peygamber, Rabbi
tarafından kendisine indirilene iman etti,
müminler de (iman ettiler). Her biri Allah’a,
meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine iman
ettiler. "Allah'ın peygamberlerinden hiçbiri
arasında ayırım yapmayız. İşittik, itaat ettik.
Ey Rabbimiz, affına sığındık! Dönüş sanadır"
dediler.” (Bakara, 285)
Demek ki eğer bir
kimse bir Peygamberin risaletinden haberdar olur
da ona iman etmezse, bütün peygamberlere iman
etmemiş gibidir. Bu hüküm bir peygamberin
zamanında yaşayıp da onun kavminden olmadığı
halde onun risaletini duyup da ona iman etmeyen
kimseyi de kapsar. Mesela Çin’de yaşayan bir
kimse Ortadoğu’da bir Peygamberin o bölgede
bulunan kavimlere mebus edildiğini duyarsa, ona
iman etmekle yükümlüdür.
Elbette eğer bir
zamanda ayrı ayrı kavimlere farklı kavimlerin
mebus edildiğini farz edersek, o kavimlerden
olmayan kimse, o peygamberlerin hepsine iman
etmelidir. Çünkü Peygamberlerin risaletlerinin
ana unsurları ortaktır; bunu bir çok Kur’an
ayetinden anlamak mümkündür. Ancak eğer bazı
hükümler o kavimlere özel inmişse, o konularda
uyma mecburiyeti yoktur.
Bu görüşü teyid
eden şahitlerden birisi şudur ki Kur’an
ayetlerine baktığımızda Cinlerden bir grup Hz.
Musa’ya iman ettiler. Ama Resulullah’ın
risaletinden haberdar olduklarında Müslüman
oldular. Oysa Hz. Musa’nın cinlere mebus
olduğunu ispatlayacak bir delil yoktur.
Dolayısıyla buradan şunu almıyoruz: Hz. Musa
(a.s) Cinlere mebus edilmemesine rağmen
cinlerden bir grubu Tevrat nazil olduğundan
haberdar olunca Hz. Musa’ya iman etmişlerdi. Bu
gerçeği Kur’an’da şöyle beyan etmiştir:
“Hani cinlerden
bir gurubu, Kur'an'ı dinlemeleri için sana
yöneltmiştik. Kur'an'ı dinlemeye hazır olunca
(birbirlerine) "Susun" demişler, Kur'an'ın
okunması bitince uyarıcılar olarak kavimlerine
dönmüşlerdi. * Ey kavmimiz! dediler, doğrusu biz
Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekini
doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap
dinledik.” (Ahkaf, 29-30)
|