Bismillahirrahmanirrahim
Soru-586:
Sünni kaynaklarda, Hz. Ali’nin Ebu Cehil’in
kızıyla evlenmek istediği, ama Resulullah’ın buna
“Allah’ın Resulü’nün kızıyla Allah’ın düşmanının
kızı bir araya toplanmaz” diyerek karşı çıktığı ve
minberde okuduğu hutbeyle Hz. Ali’yi kınadığı ve
bundan dolayı Hz. Ali’nin bundan vazgeçmeye mecbur
kaldığını iddia eden rivayetler nakledilmiştir.
Bazıları bunu Hz. Ali’nin bir hatası olarak sık
sık dile getiriyorlar. Acaba bu iddia doğru mu?
Doğru değilse, bu iddiayı nasıl çürütebiliriz?
Cevap-586:
Bize göre bu iddianın kuru bir iftiradan ibaret
olduğunda hiçbir şüphe yoktur. Önce rivayetin kısa
bir özetini aktaralım, ardından iftira olduğunun
delillerini…
Naklettiklerine göre güya Hz. Ali
hem Hz. Fatıma’dan hem de Resulullah’tan (s.a.a)
gizli bir şekilde Ebu Cehil’in kızıyla evlenmek
istiyor; haber bir türlü yayılarak Resulullah’ın
(s.a.a) kulağına ulaşıyor. Ya da bir rivayete göre
Hz. Ali kendisi Resulullah’a (s.a.a) gelerek Ebu
Cehl’in kızıyla evlenmek istediğini söylüyor. Ya
da bir diğer rivayete göre Hz. Fatıma olaydan
haberdar olunca Resulullah’a (s.a.a) şikâyet
ediyor! Bilahare Hz. Ali’nin bu uygunsuz (haşa)
hareketine Resulullah çok kızıyor ve Müslümanları
toplayarak, minbere çıkıp, önce diğer bir
damadının ismini zikredip onu övüyor ve böylece
ilk dolaylı mesajı Hz. Ali’ye böyle veriyor!
Ardından isim vermeden Hz. Ali’ye olan öfkesini
dile getirerek şöyle diyor: “Bazıları benim
Fatıma’ya sahip çıkmayacağımı mı zannediyor?!
Fatıma benim vücudumun bir parçasıdır. Ben bir
helali haram, ya da bir haramı helal kılmam, ama
vallahi kimsenin Allah’ın Resulü’nün kızının
üstüne Allah’ın düşmanının (Ebu Cehlin) kızıyla
evlenmeye hakkı yoktur!” Bunun üzerine Hz. Ali bu
işten (mecburen de olsa) vazgeçiyor!” Tabi
rivayetin çeşitli nakilleri var ve aralarında bir
sürü farklılıklar vardır ki aşağıda bazılarına
değineceğiz.
Bu rivayetleri farklı nakilleriyle
birlikte görmek isteyenler şu kaynaklara müracaat
edebilirler: Sahih-i Buhari (İbni Hacer Şerhiyle),
c.6, s.161-162, c.9, s.268-270, c.7, s.68, Sahih-i
Müslim (Nevevi Şerhiyle), c.9, 333-335, Sahih-i
Tirmizi, c.5, s.698-699, Süsen-i İbn-i Mace, c.1,
s.644, Es-Sahihu min Süneni’l-Mustafa, c.1,
s.323-324, El-Müstedreku Alas-Sahihayn, c.3,
s.158, Musannaf, c.12, s.128, Müsned-i Ahmed bin
Hanbel, c.4, s.326-328, c.4, s.5,
Fezailü’s-Sahabe, c.2, s.754, Mecmeü’z-Zevaid
(Heysemi), c.9, s.203, Kenzü’l-Ummal (Muttaki
Hindi), c.13, s.677.
Bu rivayet ve iddiaları geniş bir
şekilde ele almak çok uzun sürer. Ancak kısa da
olsa çok açık bazı noktalara deyinmekle
yetiniyoruz:
1- Her şeyden önce bu rivayetler
tek yanlı ve sadece Sünni kaynaklara has
rivayetlerdir. Bu tür ihtilafi konularda tek yanlı
ve sadece bir mezhebin kaynaklarına özgü deliller
ve rivayetler göstermek ne makuldür, ne de
mantıklı. Yoksa karşı taraf da onlara aykırı
onlarca yüzlerce, kendi kaynağına özgü delil,
rivayet koyar önünüze. Bu üslupla kimse kimseye
bir şeyi ne ispat edebilir, ne de inandırabilir.
2- Söz konusu rivayetlerin çeşitli
nakil ve versiyonları arasından akıl almaz
çelişkiler vardır ki bu da aslında bu rivayetlerin
ne kadar tutarsız olduğunun bir başka kanıtıdır.
Bu çelişkilerden bazı örnekler:
Rivayetin en yaygın ravisi olan
Misver bin Mahreme’den naklen rivayetin bazısında
“Peygamber minberde, bunları söylerken ben de
dinliyordum ve o gün ben buluğ çağına ermiş
durumdaydım!” sözü yer almıştır. Oysaki rical
âlimleri Misver’in Hicretten sonra dünyaya
geldiğini söylüyorlar. Bu olay ise (iddia
edildiğine göre) Misver’in doğumundan altı veya
yedi yıl sonra vuku bulmuştur. Bu yaşta birisi
nasıl buluğ çağına ermiş olabilir?!
(Tehzibü’t-Tehzib, c. 10, s.137)
3- Bazı rivayetlerde Hz. Ali’nin
bizzat Ebu Cehil’in kızına talip olduğu yer
alırken, bazılarında kızın akrabalarının onu Hz.
Ali’ye önerdiği iddia ediliyor.
Yine bazısında Hz. Ali’nin ona
nikah sözü verdiği, hatta nikah kıydığı
nakledilirken, bazısında ise, Hz. Ali’nin kızı
istemeye gittiğinde ailesinden olumsuz yanıt
aldığı ve ona “Biz Resulullah’ın (s.a.a) kızının
üzerine sana kız vermeyiz!” diyerek geri
çevirdikleri iddia edilmiştir!!!
4- Bazı rivayetlerde Hz. Ali’nin
Resulullah’tan (s.a.a) izin almaya gittiği, ama
Resulullah’ın (s.a.a) izin vermediği yazılırken,
diğer rivayetlerde Resulullah’ın (s.a.a) minberde
şöyle dediği naklediliyor:
“Ben Ebul-As bin Rabi’e
(kızımı-Zeyneb’i) nikâhladım; o bana söylediği her
şeyde sadakat gösterdi, her ahdine vefa etti…” Bu
sözlerle güya Hz. Ali’ye tarizde bulunuyor ve onun
sanki sadakat göstermediğini ima ediyor (haşa)!
Artık rivayette Hz. Ali’ninn izin istediğinden
falan bahsetmiyor. Bu rivayetin zahirinden
anlaşılan ve Resulullah’a atfedilen (s.a.a)
sözlerden anlaşılan budur ki Hz. Ali izin falan
istememiş, bundan dolayı da Resulullah olayı
minbere taşımaya ve Hz. Ali’yi dolaylı tehdit
etmeye mecbur kalmıştır!!” (Haşa sümme haşa, sümme
haşa…)
Ayrıca bazı rivayetler izin
olayından hiçbir şekilde bahsetmediği halde,
bazısında Hz. Ali’nin bizzat kendisinin
Resulullah’tan izin istemeye gittiğini, bazısında
ise, kızın yakınlarının izin istemeğe gittiği
iddia edilmektedir…
5- Bazı rivayetlerde Resulullah’ın
(s.a.a) olaydan kızın yakınlarının izin istemeğe
geldiğinde haberdar olduğu, bazısında Hz. Ali izin
istemeye geldiğinde haberdar olduğu, bazısında ise
Hz. Fatıma itiraz için yanına geldiğinde haberdar
olduğu iddia edilmektedir… Bazısında ise, olay
halk arasında ağızdan ağıza yayılarak Peygamber’e
ulaştığı…
6- Faraza olayın doğru olduğunu
kabul edersek, fıkhi ve ahlaki açıdan ortaya çıkan
ciddi sorunları nasıl çözeceğiz?
Hz. Ali, ne yapmıştı? Hz. Fatıma
ne yapmıştı? Hz. Resulullah’ın (s.a.a) olay
hakkındaki tutumları nasıldı?
İddia şu: Hz. Ali Ebu Cehlil’in
kızına talip oluyor… Hz. Fatıma buna üzülüp
rahatsız oluyor… Resulullah da bunun üzerine
kızgın bir şekilde minbere çıkarak güya malum
sözleri söylüyor ve…
Sorularımızı sıralayalım şimdi:
Acaba Hz. Ali’nin Hz. Fatıma’nın
üzerine evlenmesi ve ona kuma getirmesi caiz miydi
haram mıydı?
Eğer haramdıysa Hz. Ali bunu
biliyor muydu ve bilerek mi harama düşüyordu,
yoksa bu haramlıktan habersiz miydi?
Hz. Ali ve İslam’daki,
Resulullah’ın yanındaki konumunu bilen her insaf
ve izan sahibi hiçbir kimse, onun bilerek böyle
bir harama yeltenmesini iddia edemez. O zaman
geriye iki ihtimal kalıyor, ya esastan böyle bir
haramlık söz konusu değildi, ya da Hz. Ali var
olduğunu bilmiyordu.
İkinci ihtimali normal insanlara
dahi isnat etmek akıl karı değilken bunu
Resulullah’ın (s.a.a) ilim şehrinin kapısı olan
Hz. Ali gibi bir şahsiyete isnat etmek mümkün mü?
Dolayısıyla böyle bir şeyi yaptığını farz etsek
dahi şeriatın haram kıldığı bir şeyi yaptığını
düşünemeyiz. Zira o da Müslümanlardan birisi
olarak şeriatın izin verdiği dört eş ruhsatından
yararlanmıştır. Eğer bu konuda ona ve Hz.
Fatıma’ya yönelik özel bir hüküm söz konusu
olduğunu düşünürsek, yine bunu da muhatapları olan
kendileri her ketsen önce bilmeleri gerekirdi.
Bilmediklerine göre, demek ki böyle bir hüküm söz
konusu değilmiş.
Durum bu iken Hz. Fatıma gibi
rısalet terbiyesinden geçen ve babasının getirdiği
dinin hükümlerini herkesten daha iyi bilen, dünya
ve cennet kadınlarının efendisi olan bir kimse,
haberi duyar duymaz, üzüntü ve öfke içinde
Resulullah’a (s.a.a) koşup kocasını şikâyete
yeltenir mi? Hem de (hâşâ) babasına saygısızlık
sayılacak tabirlerle: “Kavmin senin kızların için
öfkelenmediğini (onlara sahip çıkmadığı)
düşünüyor. Baksana Ali Ebu Cehil’in kızını
nikâhlamış (ve sen bir şey yapmıyorsun)!”…
7- Farzedelim ki haşa sümme haşa
Hz. Ali böyle bir hatayı yaptı, peki Resulullah bu
rivayetlerde nakledilen tutum ve davranışları,
söylediği sözler vs. bizzat kendi getirdiği dinin
kurallarına, onun yüce sünnetine ve bildiğimiz,
tanıdığımız, Kur’an’ın övdüğü yüce ahlakına uyuyor
mu? İnsanların keramet ve haysiyetine her ketsen
çok önem veren Allah’ın Habib’inden Hz. Ali’nin
farzi hatasına karşı böyle bir davranış içerisine
girip de minbere çıkarak insanlara onu rezil
etmesi, tarizde bulunması vs. beklenebilir mi?
İlla bu yanlışa engel olmak istiyorduysa, bunu
çağırıp gizli bir şekilde kimsenin haberi olmadan
yapamaz mıydı? Neden insanların içinde bu şekilde
onu küçük düşürmeye kalkışıyor haşa?! Bu kebire
günah olduğunu bildiğimiz gıybetin de bariz bir
örneği değil mi?
O rahmeten lil-alemin olan
Efendiler Efendisi’nin kendisi: “Kim birisinin bir
ayıbını görür de onu örter, saklı tutarsa, ölmüş
birisini yeniden dirilten gibidir!” buyurmamış
mıdır? (Sünen-i Ebi Davud, c.2, s. 288)
Bu çelişkiyi fark eden İbn-i Hacer
“Resulullah’ın (s.a.a) bir kimsenin ayıbını yüzüne
vurması çok az olmuştur” dedikten sonra, dönüp
şöyle mazeret üretiyor: “Ali’yi açıktan
kınamasındaki sebep belki de Hz. Fatıma’yı
fazlasıyla memnun etmesi içindi!!!” (Fethü’l-Bari,
c.7, s.68)
Ama gördüğünüz gibi, mızrak çuvala
sığmıyor, minareye kılıfını uyduramamış maalesef!
Evvela dediğimiz gibi Hz. Ali’ye
yönelik bir suç, ayıp söz konusu değil. Saniyen
faraza ki suçlu ve ayıplı olmuş olsun, peki bir
mu’mini hoşnut etme pahasına (bu Hz. Fatıma bile
olsa) bir diğer mu’mini (hele bu Hz. Ali gibi
birisi olursa), rezil etmek, haysiyetini zedelemek
bu dinin neresinde ön görülmüştür? Bunu izah
edebilecek akıl, feraset ve insaf sahibi birisi
var mı? Sonra bu sırf Resulullah’ın (s.a.a)
birisine olan sevgisinden dolayı getirdiği dinin
kurallarını bizzat kendi eliyle ihlal ettiği
sonucunu çıkarmaz mı? Hadi bir an öyle olduğunu
farz edelim, peki Hz. Ali’ye Resulullah’ın (s.a.a)
sevgisi az mıydı?
8- Bu rivayet Şeriat-i
Mukaddese’nin ahkâmıyla, Resulullah’ın (s.a.a)
siret ve sünnetiyle ve yüce ahlakıyla çeliştiği
gibi, Şia ve Sünni’nin müştereken naklettiği Hz.
Ali ve Hz. Fatıma’nın evlilikleriyle ilgili
hadislerle de çelişmektedir. Zira bu hadislerde
Hz. Ali’nin Hz. Fatıma’yla evlenmesinin bizzat
Allah tarafından murad edildiği ve nikâhları
semada Hak eliyle ve meleklerin şahitliğiyle
kıyıldıktan sonra yerde de Resulullah tarafından
kıyılması emredildiği vurgulanmaktadır. Durum
böyle iken Allah-u Teala Hz. Fatıma’ya ve
dolayısıyla Resulullah’a (s.a.a) eziyet edecek
birisi, nasıl olur da Allah tarafından böyle bir
evliliğe layık görülebilir? Haşa Hak Teala’nın
bundan haberi yok muydu?
9- Bu rivayetin yalan olduğunu
gösteren bir diğer delil ise, Hz. Ali’nin hayatı
ve siretidir. Çünkü küçücük bir çocukken
Resulullah’ın (s.a.a) eline verilip eğitilen ve
adım adım risalet terbiyesinden geçen bir kimseden
kim onun hayatı boyunca Resulullah’a (s.a.a) karşı
herhangi bir muhalefetini görmüştür ki bu da
onlardan birisi olsun?
10- Ayrıca bu bahsedilen Ebu
Cehil’in kızı, Müslüman mıydı, kâfir miydi? Eğer
henüz kâfir idiyse, Hz. Ali’nin babası gibi müşrik
olan birisiyle evlenmek istemesi hangi akılla izah
edilebilir? Kur’an, iman etmedikçe, müşrik ile
evlenmenin caiz olmadığını açık bir şekilde beyan
etmemiş miydi? (Bakara, 221) Hz. Ali gibi
birisinin bu kadar açık bir ayeti bilmemesi mümkün
mü?
Yok, o zaman Ebu Cehil’in kızı
Müslüman olmuştu derseniz, o zaman da şu sorunun
cevabını vermeniz gerekir ki müşrik olan bir baba
ve durumundan Müslüman olmuş bir evlada ne? İslam,
kimse kimsenin vebalini almaz buyurmuyor mu?
“Allah’ın Resulü’nün kızıyla, Allah’ın düşmanının
kızı bir araya getirilemez” tabiri, Müslüman olmuş
bir kimseyi babasından dolayı tahkir etme ve bir
nevi sorumlu tutma değil de nedir? Bunu duyan o
Müslüman kızın ne hallere düştüğünü bir an
tasavvur edin, sonra dönüp Rahmeten lil-alemin’den
böyle bir davranış sadır olabilir mi diye kendi
vicdanınıza bir sorun? Bakın vicdanınız böyle bir
şeyi kabul etmeye el verecek mi?!
Ayrıca Resulullah’ın (s.a.a)
kendisi en azından evlendiği sırada Allah’ın
düşmanı olan Ebu Süfyan’ın kızıyla evlenmedi mi?
Yahudilerin reisi Hay bin Ahtap, Müslümanlara
karşı yaptıkları savaşta öldürüldüğünde Resulullah
onun kızı Safiye ile evlenmedi mi?
11- Rivayetin bazı versiyonlarında
Resulullah’ın (s.a.a) şu cümleyi eklediği de yer
almıştır: “Ben Allah’ın bir helalini haram veya
bir haramını helal kılmıyorum. Ama vallahi
Allah’ın Resulü’nün kızıyla düşmanının kızı asla
bir araya toplanmaz. (Bir nakilde ise) böyle bir
şeye asla izin veremem, asla izin veremem!” Bu
açık bir çelişki değil mi? Bir taraftan “Allah’ın
helal kıldığını haram kılmam” diyorken, diğer
taraftan helal olan bir şeye izin vermiyor. Üstüne
üstlük bunu yapmak isteyeni el alem içinde rezil
rüsva ediyor!!! Haşa, sümme haşa…
12- Ayrıca rivayetin çeşitli
senetlerinde Ehli Sünnet’in rical âlimlerinin bile
taz’if edip kötülediği ve itibar etmediği raviler
vardır ki onları artık tek tek ele alıp incelemeye
gerek görmüyoruz.
Ayrıca bize göre bu rivayetin
uydurulmasında başrolü oynayan Al-i Zübeyr’dir.
Çünkü bu rivayetlerde mihver isimler şunlardır:
Abdullah bin Zübeyr;
Ürve bin Zübeyr;
Abdullah bin Zübeyr’in en yakın
adamlarından olan ve onunla birlikte
Mescidü’l-Haram’da öldürülen, aynı zamanda
Haricilerden olan Misver bin Mahreme;
Abdullah bin Zübeyr’in kadısı ve
müezzini olan Abdullah bin Ebi Melike;
Ürve bin Zübeyr’in yakın arkadaşı
olan ve Mecsid’de onunla birlikte oturup Hz.
Ali’nin aleyhinde konuşan Zuhri;
Zuhri’nin arkadaşı ve ravisi olan
Şuayb bin Raşid;
Ve Şuayb’ın yakın arkadaşı ve
ravisi olan Ebul’-Yeman…
Görüldüğü gibi bunların her biri
bir zincir halkaları misali birbirlerini
tamamlamaktadırlar. Hepsinin de başı imamları
Abdullah bin Zübeyr’dir ki onun Ehlibeyt’e,
özellikle Hz. Ali’ye karşı düşmanlığı dillere
destandır ki Hz. Ali’ye karşı yapılan Cemel
savaşında başrolü oynamıştır.
Rivayetlerin senetleri üzerinde
bundan fazla durmaya gerek görmüyor ve diyoruz ki,
hatta eğer rivayetlerin senetlerinde herhangi bir
problem olmasaydı dahi yukarıda ancak bir kısmını
saydığımız gerekçelerden dolayı bu rivayeti akıl,
insaf ve izan sahibi bir kimsenin kabul etmesi
mümkün değildir. Ve zannı galip odur ki “Fatıma
benim vücudumun bir parçasıdır. Onu hoşnut eden
beni hoşnut eder; onu inciten beni incitmiş olur”
hadisini asıl mecrasından saptırıp, hadisin şamil
olduğu kimseleri unutturmak, ya da en azından “Hz.
Ali’nin de onlarla bir farkı yoktur” diyebilmek ve
insanların gözünü boyayabilmek için, söz konusu
hadise bu uydurma olayı da iliştirmeye
çalışmışlardır. Ama güneşi balçıkla sıvamak
mümkün mü?!!...
Nitekim birçok Sünni kaynakta “Fatıma benim
vücudumun bir parçasıdır. Onu hoşnut eden beni
hoşnut eder; onu inciten beni incitmiş olur”
hadisi söz konusu ilaveden yoksun olarak
nakledilmiştir. Örneğin şu adreslere bakılabilir:
El-İsabe (İbn-i Hacer), c.4, s.378, Sünen-i
Beyhaki, c.7, s.64, c.10, s.201,
Mişkatü’l-Mesabih, c.3, s.1732, Feyzü’l-Kadir,
c.4, s. 241.
|