Advertisement

KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Soru ve Cevaplar

 

Bugün :  

Sık Kullanılanlara Ekle

 

Başlangıç Sayfası Yapın

 
 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Soru-584: Ehl-i Sünnette Ebubekir, Ömer ve Osman`a Peygamber Efendimiz’in bazı lakaplar verdiğine inanılıyor; örneğin. Ebubekir Sıddık, Ömer Faruk, Osman Zunnureyn gibi.. Peki, Ehl-i Beyt mektebinin bu konuya bakışı nasıldır?

Cevap-584: Muhterem kardeşim, sorunuzun cevabı için aşağıdaki noktalara dikkatinizi çekiyoruz:

1- Sünni kaynaklarda Hz. Ali'nin ümmetin “Sıdık”ı ve “Faruk”u, hatta Sıdık-ı Ekber'i ve Faruk-i A'zam’i olduğu çeşitli şekillerde nakledilmiştir. Dolayısıyla ortada açık bir çelişki söz konusudur. Bu yüzden Hz. Ali hakkındaki bu nakil Şia Sünni arasında müşterek hadisler olduğu ve  diğerleri tek yanlı (sadece Sünni kaynaklara has rivayetler) olduğu için akıllı insanın müştereki bırakıp da tek yanlıyı alması düşünülemez. En azından bu iki türlü zıt rivayetin aynı kaynaklarda bulunması söz konusu iddiayı şüpheli duruma düşürür.

İşte söz konusu müşterek hadislerden örnekler:

Ebu Leyla Gifari Resulullah’tan (s.a.a) şöyle duyduğunu naklediyor:

Benden sonra çok geçmez, bir fitne olur; böyle bir durum meydana geldiğinde Ali bin Ebi Talip’ten ayrılmayın. Hiç şüphesiz o bana ilk iman eden kimsedir; Kıyamet günü benimle ilk müsafaha edecek kimsedir ve odur en büyük Sıdık, odur bu ümmetin faruku odur; mu’minlerin başı (hakimi) odur ve mal münafıkların başıdır.”

(El-İsabe –İbn-i Hacer), c.7, 1. bölüm, s.167, El-İstiab –İbnu Abdi’l-Birr-, c.2, s.657, Üsdü’l-Gabe –İbn-i Esir-, c.5, s.287, Mecmeü’z-Zevaid –Heysemi-, c.9, s.102, Feyzü’l-Kadir- Münnavi-, c.4, s.358, Kenzü’l-Ummal –Muttaki el-Hindi-, c.6, s.156)

Ebuzer Gıfari’den ise şöyle nakledilmiştir; Resulullah’ın (s.a.a) Hz. Ali’ye hitaben şöyle dediğini duydum: “Sıdık-i Ekber (en büyük Sıdık) sensin; hak ile batılın arasını ayıracak olan sensin.” (Rıyazu’n-Nazira –Muhibbuddin Taberi-, c.2, s.155)

Sünni kaynaklarda bizzat Hz. Ali’nin (a.s) kendisinden şöyle nakledilmiştir:

 “Ben, Allah’ın kulu ve Resulullah’ın kardeşiyim ve Sıddık-ı Ekber (en büyük Sıdık) benim. Benden gayrı kim bu sözü söylerse, yalan söylemiş olur. Herkesten önce Peygamber’le birlikte ben yedi yıl namaz kıldım. Onunla birlikte ilk önce namaz kılan benim.”

(Tarih-i Taberi, c.2, s. 213, Tarih-i Bağdad, c.4, s.233, El-İstiab, c.2, s.458, El-Maarif -İbn-i Kuteybe-, s.74, Riyazu’n-Nazira, c.2, s.158, Müstedrek-i Hâkim, c.3, s.112, Şerh-u Nehci’l-Belağa -İbn-i Ebi’l-Hadid-, c.3, s.258, Siretü’l-Halebiyye, c.1, s.258, Hasaisu Emirilmu'minin -Nesai-, s.3, Kitab-u Nasr bin Mezahim, s.355, El-Mahasinu vel-Mesavi, c.1, s.36, Mecmeü’z-Zevaid -Heysemi-, c.9, s.102, Sevaiku’l-Muhrika -İbni Hacer-, s.72, Tarihu’l-Hulefa -Suyuti-, s.112, İs'afu’r-Rağıbin, s.148, Sünen-i İbni Mace, c.1, s.57, 11. bab, 120. hadis, Tarih-i Taberi, c.2, s.213, El-Kamil -İbn-i Esir-, c.2, s.22, Zahairu’l-Ukba, s.60, El-Feraid, 49. bab, Cemü’l-Cevami -Suyuti-, 6. tertip, s.394-405)

2- Ebu Bekir’in Sıdık olarak adlandırılmasında bazı Sünni rivayetler Resulullah’ın (s.a.a) miracını tasdik etmesi olarak gösteriliyor. Oysa mirac olayı sağlam nakiller gereği Resulullah’ın risalete seçilmesinden üç yıl sonra gerçekleşmiştir. Ebu Bekir’in Müslüman oluşu ise, bu tarihten bir hayli sonra vuku bulmuştur. Çünkü sağlam nakiller Ebu Bekir’in bi’setin beşinci, hatta yedinci yılında Müslüman olduğunu gösteriyor. Kaldı ki bu tip rivayetleri bir çok Sünni alim tarafından bile reddedilmiş ve uydurma olduğu kaydedilmiştir. Örneğin şu kaynaklara müracaat edilebilir: Mizanü’l-İ’tidal, c.1, s.370, Lisanü’l-Mizan, c.5, s.235, Tehzibü’-Tehzib, c. 5, s.138; İmam Suyuti de El-Mevzuat kitabında bunları mevzu (uydurma) hadisler içinde yer vermiştir.

3- Halife Osman’a Zunnureyn (iki nur sahibi) lakabının da Resulullah’ın iki kızıyla evlendiği için verildiği iddia edilmiştir.

Evvela bu lakabın Resulullah tarafından verildiğine dair bir kayıt görmedik. Saniyen söz konusu kızların Resulullah gerçek kızları olduğu en azından şüphelidir. Bir çok muhakkikm alim Resululalh’ın kızları değil üvey evlatları olduğunu ispat etmiştir. Yani o kızların Hz. Hatice’nın kız kardeşi, Hale’nin, ya da onun kocasının kızları olduğu, Hale vefat edince Hatice’nin kefaletine girdiklerini, daha sonra Hatice Resulullah ile evlendiğinde ise, Resulullah’ın evine intikal ettiğini ve böylece Resulullah’ın kızları olarak anılmağa başladığını ispat etmişlerdir. Bu konuda aşağıdaki linke müracaat ederseniz geniş bilgi ve belgeleri bulursunuz.  http://www.kevsernet.com/s_ve_c/119.htm

Resulullah’ın kızları olduğunu kabul etsek dahi, eğer bununla Osman’a Zunnureyn lakabı verilecekse, o zaman Hz. Ali’ye de en azından Zunnur (bir nur sahibi) lakabı verilmesi gerekirdi. Çünkü fazilet açısından onlarla asla kıyaslanmayacak olan Hz. Fatıma’yla evlenmesi bizzat Allah tarafından uygun görülmüş ve emredilmiştir. Neden bu lakabı Hz. Ali’den esirgemişlerdir? Benzer bir durum, Muaviye hakkında söz konusudur. Resulullah (s.a.a) Muaviye’nin kız kardeşi Ümm-ü Habibe ile evlendiği için Sünni kaynaklarda Muaviye, güya Halü’l-Mu’minin (mu’minlerin dayısı!) lakabıyla anılmaktadır. Oysa Muhammed bin Ebi Bekir de aynı konumda olmasına rağmen (Aişe’nin kardeşi olduğu malum), bu lakap ondan esirgenmiştir!! Zira Muhammed bin Ebi Bekir Resulullah sonrası meydana gelen ihtilaflarda daima Hz. Ali’nin yanında yer almıştır.

 
Site içi Arama


 

 

 

 

Go to top of page  Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız |
Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler  |  Îletişim için |

Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de  'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM