 |
Bismillahirrahmanirrahim
Soru 541:
Rasulullah(s.a.a.)'ın bir hadisi şerifinde söyle
buyurduğu nakledilmiş: "Vasiyetsiz ölen benden
değildir." Mu'minler'in vasiyeti nasıl olmalıdır?
Vasiyetimizi nasıl yazmamız gerekiyor? Bizi bu
konuda aydınlatır mısınız?
Cevap:
Muhterem kardeşim, vasiyet adabı hakkında uzun bir
hadisi, zikredip ardından İlmihalden vasiyet
hakkındaki şer’i hükümleri buraya aktaracağım.
İmam Sadık (a.s)
babaları kanalıyla Resulullah’tan (s.a.a) şöyle
nakletmiştir; buyurdu: “Kim ölümü gelip çattığında
iyi vasiyet etmezse, bu onun aklının ve
mertliğinin eksikliğini gösterir.” “Ya Resulallah,
dediler, vasiyet nasıl olur?” şöyle buyurdu:
“Vefat anı gelip çattığında ve insanlar etrafına
toplandığında şöyle der: ‘Allah’ım Ey gökleri ve
yeri yaratan, gayb ve şehadeti (gizli ve aşikârı)
bilen, Rahman ve Rahim olan, ben dünya yurdunda
seninle ahitleşiyorum; şehadet ediyorum ki, senden
başka ilah yoktur; teksin, ortağın yoktur. Ve
(şehadet ediyorum ki) Muhammed (s.a.a) senin kulun
ve resulündür. Ve muhakkak ki kıyamet gelicidir,
bunda şüphe yoktur. Ve hiç şüphesiz sen
kabirdekileri dirilteceksin ve şüphesiz hesap
haktır, cennet haktır ve Allah’ın onda vereceğini
vaat ettiği yeme içme ve nikâhla ilgili nimetleri
haktır. Hiç şüphesiz cehennem haktır, iman haktır.
Şüphesiz din senin vasfettiğin ve İslam senin
teşrii ettiğin gibidir. Şüphesiz söz senin
söylediğin ve Kur’an senin indirdiğin gibidir. Ve
muhakkak ki sen, sensin hak ve aşikâr olan Allah.
Ve ben seninle
ahdediyorum ki hiç tereddütsüz sana rabbim olarak,
İslam’a dinim olarak Muhammed’e (s.a.a)
peygamberim olarak, Ali’ye (a.s) imamım olarak,
Kur’an’a kitabım olarak, peygamberinin Ehlibeytine
imamlarım olarak razı oldum.
Allah’ım sen benim
zorluk anımda güvencem, sıkıntı anında ümidim,
başıma gelen belalarda birikimimsin. Ve sen benim
velinimetim, benim ve babalarımın mabudusun.
Muhammed ve Ehlibeytine salat eyle ve asla bir göz
kırpma süresi kadar bile beni kendime bırakma;
kabirdeki yalnızlığımda arkadaşım ol. Ve (bunu)
sana kavuşacağım gün kendi indinde benim için
açılmış bir ahit kıl.’ İşte bu, ölünün haceti için
vasiyet ettiğindeki ahdidir. Ve vasiyet her
müslümanın üzerine bir haktır.”
İmam Sadık (a.s)
hadisin burasında şöyle ekledi: “Bunu tasdik eden
Meryem suresindeki Allah Tebareke ve Teala’nın
sözüdür: ‘(O gün) Rahmân (olan Allah)'ın katında
bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat
hakkına sahip olamayacaklardır.’ (Meryem, 87) İşte
Ahd edilen ahit budur (bu vasiyettir). Ve
Resulullah (s.a.a) Hz. Ali’ye (a.s) şöyle buyurdu:
‘Bunu sen öğren ve Ehlibeytine ve şialarına
öğret.’ Ve şöyle devam etti: ‘Bunu bana Cebrail
öğretti.’” (Felahü’s-Sail, s.66, Vesailü’ş-Şia,
c.13, s.353)
VASİYET HÜKÜMLERİ
2694-
Vasiyet; insanın, ölümünden sonra kendisi için
bazı işlerin yapılmasını istemesine veya ölümünden
sonra malvarlığının bir kısmını başkasının
mülkiyetine geçmesini söylemesine ya da kendi
evladı ile yetki sahibi olduğu kimseler hakkında
belirli bir kimseyi yetkili tayin etmesine denir.
Kendisine vasiyet edilen [ve vesâyeti yüklenen]
kimseye "vasî" denir.
2695-
Bir kimse, dilsiz olmasa bile maksadını ifade
edecek bir işaretle de vasiyette bulunabilir.
2696-
Ölen kimseden, altını imzaladığı veya mühürlediği
bir yazı [vasiyetname] ele geçince, eğer o yazı
maksadını açıklayacak şekilde olur ve onun bunu
vasiyet için yazdığı da anlaşılırsa, ona uygun
olarak amel edilmelidir.
2697-
Vasiyet eden kimsenin akıllı ve baliğ olması
gerekir. On yaşında olup, iyiyi kötüden ayırt
edebilen mümeyyiz çocuğun cami, köprü, su membaı
inşası gibi hayır işler için vasiyet etmesinde
sakınca yoktur. Ayrıca insan, vasiyeti kendi istek
ve iradesi üzerine yapmalıdır. Yine, vasiyet
edenin bulûğa ererken sefih ve de şer'î hakimin
emriyle malî tasarrufları yasaklanmış kimselerden
olmaması gerekir.
2698-
Bilerek kendisini yaralayan yahut zehirleyen ve
ölümünün de bu işlerden dolayı olduğu kesin olarak
bilinen veya zannedilen kimse, malının bir
kısmının herhangi bir harcamada bulunulması için
vasiyet ederse, geçerli olamaz.
2699-
Bir şeyin bir kimseye verilmesi vasiyet edilirse,
vasiyet eden kimse hayatta olsa bile, malın
kendisine verilmesi vasiyet edilen kişi ancak onu
kabul ettikten sonra ona mâlik olur.
2700-
Ölüm belirtilerini kendinde görmeye başlayan
kimse, yanında bulunan emanetleri hemen
sahiplerine iade etmelidir. Eğer halka borcu olur
ve onların da ödeme zamanı gelmişse, borçlarını
ödemelidir. Ancak, borçlarının ödenmesi için tayin
edilen süre dolmaz veya kendisi verebilecek
durumda olmazsa, vasiyet etmeli ve bu vasiyete de
şahit tutmalıdır. Fakat borcu belli olur ve
mirasçılarının da onu ödeyeceğinden emin ise,
vasiyet etmesi gerekmez.
2701-
Ölüm belirtilerini kendinde görmeye başlayan
kimsenin humus ve zekat borcu veya mezâlimi [yani
boynunda şahsen tanımadığı kimselerin malî hakkı]
varsa, hemen vermelidir. Ancak, kendisine ait bir
malı olan böyle bir kimse, şahsen borcunu
verebilecek durumda olmaz veya başkasının onları
eda edeceğine sadece ihtimal verirse, vasiyet
etmelidir. Üzerine hac farz olan kimsede de hüküm
aynen geçerlidir.
2702-
Kendisinde ölüm alametlerini hisseden kimsenin
kazaya kalan namaz ve oruçları varsa, bunları
ücret karşılığı yerine getirecek birisinin ecîr
tutulması hususunda malından vasiyet etmelidir.
Hatta malvarlığı olmayan kimse, birisinin ücret
almadan onları yerine getireceğine ihtimal verse
bile, yine de vasiyette bulunmalıdır. Kazaya
bırakmış olduğu namaz ve oruçları daha önce "Büyük
oğlun üzerine farz olan babasının kaza namazları"
hükmünde açıklandığı gibi büyük oğluna farz
olursa, ona bilgi vermeli veya yerine getirilmesi
için vasiyet etmelidir.
2703-
Ölüm alametlerini kendinde görmeye başlayan bir
kimsenin, başkasının yanında veya mirasçıların
bilmediği bir yere saklamış olduğu bir malı varsa,
eğer bunu bilmemeleri yüzünden hakları zâyi
olacaksa, onlara bilgi vermesi gerekir. Fakat
kendi küçük çocukları için bir kimseyi yetkili
kılması gerekmez. Ancak, yetkili birini tayin
etmediği takdirde, haklarının veya kendilerinin
zâyi olması söz konusu olursa, onların
sorumluluklarını üstlenecek emin ve güvenilir
birini yetkili kılmalıdır.
2704-
Vasî tayin edilen kimsenin akıllı, baliğ, Müslüman
ve güvenilir bir kimse olması gerekir.
2705-
Eğer bir kimse, kendisi için birden fazla vasî
tayin eder ve her birinin vasiyeti tek başına
uygulamasına da izin verirse, vasîlerden her biri
[diğeriyle istişare etmeksizin] kendi başına söz
konusu vasiyeti yerine getirebilir. Ancak, böyle
bir izni vermemiş olursa, vasiyeti birlikte
uygulamalarına dair bir şey dese veya demese bile,
birbirlerinin görüşlerini alarak hareket etmeleri
gerekir. Fakat birbirleri ile istişareye hazır
olmazlar ve neyin maslahat olduğu hususunda da
ihtilafa düşerlerse, eğer vasiyete amel etmeyi
geciktirmek ve [uzlaşmaları için] onlara fırsat
tanımak, vasiyetin yerde kalmasına yol açacaksa,
şer'î hakim onları, maslahatı teşhis edebilen
birinin görüşünü kabul etmeye zorlar. Şayet bunu
kabul etmezlerse, onların yerine başkalarını vasî
tayin eder. Eğer onlardan sadece biri kabul
etmezse, onun yerine başka birini tayin eder.
2706-
Eğer insan kendi vasiyetinden dönerse, mesela,
malının üçte birinin bir kimseye verilmesini
vasiyet ettiği hâlde, daha sonra; "Onu ona
vermeyin." derse, vasiyet bâtıl olur. Bunun gibi
eğer bir kimse vasiyetini değiştirir örneğin,
çocukları için tayin ettiği önceki yetkili yerine
bir başkasını tayin ederse, onun birinci vasiyeti
bâtıl olur ve ikinci vasiyetine göre amel edilmesi
gerekir.
2707-
İnsan, vasiyetinden döndüğünü ifade eden bir iş
yapar, örneğin birisine verilmesini vasiyet ettiği
bir evi satar veya o evi satmak üzere bir
başkasını vekil tayin ederse, vasiyet bâtıl olur.
2708-
Belirli bir şeyin, bir kimseye verilmesini vasiyet
ettikten sonra, yarısının da bir başkasına
verilmesini vasiyet ederse, o şeyin iki parçaya
bölünmesi ve her birine bir pay verilmesi gerekir.
2709-
İnsan, ölümü ile sonuçlanan bir hastalık esnasında
malının bir kısmını bir kimseye bağışlar,
ölümünden sonra da bir miktarının başkasına
verilmesini vasiyet ederse, ölmeden önce
kendisinin bağışladığı şey, onun malının aslından
[yani, mirasçılara bölünmeden önceki maldan]
verilir; mirasçıların iznine bağlı değildir.
Ancak, vasiyet ettiği şey [miktar olarak bıraktığı
mirasın üçte birinden fazla olmamalıdır. Eğer
bundan] fazla olursa, fazlalığın verilmesi
mirasçıların iznine [ve bu vasiyeti geçerli kabul
etmelerine] bağlıdır.
2710-
Bir kimse, miras olarak bıraktığı malın üçte
birinin [örneğin mağaza gibi bir yerin]
satılmamasını ve gelirinin herhangi bir yere
harcanmasını vasiyet ederse, ona göre amel
edilmesi gerekir.
2711-
Ölüm hastalığında olup, birine bir miktar borcunun
olduğunu söyleyen kimsenin, eğer bununla vârisleri
zarara uğratma ithamı söz konusu olursa,
belirttiği bu miktar, malın üçte birinden
verilmelidir. Fakat böyle bir itham ve suçlama söz
konusu olmazsa, malın aslından verilmelidir.
2712-
Kendisine bir şey verilmesi vasiyet edilen
kimsenin hayatta olması gerekir. Meselâ, insan
henüz hamile olmayan bir kadının belki sonradan
hamile olup, doğuracağı çocuğa bir şeylerin
verilmesi vasiyetinde bulunursa, bu vasiyet
batıldır. Fakat anne karnında olan bir yavruya,
ruh verilmemiş olsa bile bir şeyi vasiyet etmede
sakınca yoktur. Eğer çocuk canlı olarak dünyaya
gelirse, vasiyet edilen şeyin kendisine verilmesi
gerekir. Ancak, ölü olarak doğarsa, vasiyet bâtıl
olur ve vasiyet edilen bu mal da vasiyet edenin
mirasçıları arasında taksim edilir.
2713-
Vasî olarak tayin edildiğini öğrenen kimse,
vasîliğe razı olmadığını vasiyet edene bildirirse,
onun ölümünden sonra vasiyeti yerine getirmesi
gerekmez. Fakat bir kimse, vasî tayin edildiğini,
vasiyeti yapan kimsenin ölümünden önce öğrenmez
veya öğrenir ama vasîliğe razı olmadığını ona
bildirmezse, o vasiyete göre amel etmelidir. Bunun
gibi eğer vasî tayin edildiğini hastanın ölümünden
önceki bir zamanda öğrenir ama hasta, şiddetli
hastalığı yüzünden başka birini vasî tayin
edemeyecek durumda olursa, vasiyeti kabul etmesi,
müstehap ihtiyat ve en uygun olandır.
2714-
Bir kimse, vasî tayin ettikten sonra ölürse, vasî,
kendisine vasiyeti yapılan işleri yerine getirmesi
için bir başkasını görevlendirip, kendisini kenara
çekemez. Ancak vasî, ölenin vasî tayin etmedeki
maksadının sadece vasiyetini yaptığı işlerin
yerine getirilmesi olduğunu ve bizzat kendisinin
vasî olmasının gerekmediğini bilirse, o zaman
başka birini kendine vekil tayin edebilir.
2715-
Vasî olarak tayin edilen iki kişiden biri ölür
yahut delirir veya kâfir olursa, şer'î hakim onun
yerine başka birini tayin eder. Eğer her ikisi de
ölür yahut deli veya kâfir olurlarsa, şer'î hakim
onların yerine başka iki kişi tayin eder. Ancak,
bu vasiyetin gereğinin yapılması için bir kişi
yeterli olursa, iki kişinin tayin edilmesi
gerekmez.
2716-
Eğer vasî, ölenin işlerini [vasiyetlerini] tek
başına yürütemeyecek durumda olursa, şer'î hakim,
ona yardım etmesi için başka birini de tayin eder.
2717-
Eğer vasî, ihmâli veyahut haddi aşması ve mala
tecavüz etmesi yüzünden ölen kimseye ait malın bir
miktarını telef ederse, örneğin ölen kimse, belli
bir şehrin fakirlerine belli miktarda bir malın
verilmesini vasiyet eder, ama o, malı başka bir
şehre götürürken yolda telef olursa, bedelini
ödemelidir. Ancak, ihmâl veya tecavüz söz konusu
olmazsa, herhangi bir şeyle yükümlü değildir.
2718-
İnsan, bir kimseyi vasî tayin eder, daha sonra;
"Eğer bu ölürse, yerine filan adam vasîm olsun."
derse, birinci vasî öldükten sonra ikinci vasî,
ölenin vasiyetlerini yerine getirmelidir.
2719-
Vasiyet edilmese bile, ölenin üzerine farz olan
haccın yerine getirilmesi için gerekli masraflar,
almış olduğu borçlar, verilmesi gereken zekât ve
humuslar ile mezâlim [yani boynunda şahsen
tanımadığı malî hakkı olan kimselerin hakları,]
miras olarak bırakılan malın aslından [yani
vârislere taksim edilmeden önce] çıkarılmalıdır.
2720-
Ölünün geriye bırakmış olduğu mal, aldığı borç,
üzerine farz olan hac ve de humus, zekât ve
mezâlim gibi üzerine farz olan malî haklar
çıkarıldıktan sonra artarsa, bu durumda eğer malın
üçte birinin tamamının veya bir kısmının belli bir
yere harcanmasını vasiyet etmişse, vasiyete göre
amel edilmelidir; vasiyet etmemiş olursa, geriye
kalan mal mirasçıların hakkıdır.
2721-
Eğer vasiyet edilen miktar, malın üçte birinden
fazla olursa, üçte biri aşan miktarın vasiyeti
ancak mirasçıların bunu sözlü veya amelî bir
şekilde geçerli olarak kabul etmesiyle sahih olur.
Onların yalnızca [kalben] razı olmaları yeterli
değildir. Hatta öldükten bir müddet sonra bile
izin verseler, yapılan vasiyet sahih olur.
2722-
Bir kimse, ölmeden önce malının üçte birinden
fazlası hususunda vasiyet eder ve mirasçıları da
bunun uygulanmasına izin verirlerse, onun
ölümünden sonra bu izinlerinden dönemezler.
2723-
Eğer malın üçte birinden humus, zekât ve diğer
borçlarının verilmesini, kazaya kalan namaz ve
oruçlarını yerine getirmesi için birinin ecîr
tutulmasını ve bunların yanında fakirleri doyurmak
gibi müstehap bir işlerin de yapılmasını vasiyet
ederse, ilkönce farzların yerine getirilmesi
gerekir; ister bunlar malî farzlardan olsun,
isterse bedenî, fark etmez. Farzların yerine
getirilmesinde de [şer'î açıdan riayet edilmesi
gereken herhangi bir] sıralama ve tercih söz
konusu değildir.
Ancak, ölen
kimsenin kendi vasiyetinde böyle bir sıralama söz
konusu olursa, öncelikle zikrettiği [namaz gibi]
bedenî bir farz olsa bile, önce onun yerine
getirilmesi gerekir; daha sonra da vasiyetteki
tertibe riayet edilerek diğer farzlar yerine
getirilir. Dolayısıyla, böyle bir durumda eğer
mirasın üçte biri bunlara yetecek miktarda olursa,
vasiyeti yapılan bütün farzlar yerine getirilir.
Şayet malın üçte biri bunlara yetecek miktarda
olmaz ve geri kalan farzların tümü veya bazısı
malî farzlardan olursa, yerine getirilmesi için
gereken miktar, ölenin miras olarak bıraktığı
malın aslından alınıp, malî farzlar yerine
getirilmelidir. Ama geriye kalan farzların tümü
veya bazısı bedenî farzlardan olursa, onların
yerine getirilmesi gerekmez.
Ancak ölen kimse,
vasiyetini tertip üzere yapmamışsa, bu durumda her
ne kadar malî ve bedenî olarak farzların kendi
arasında tertip söz konusu değilse bile farzların
müstehaplardan öne alınması şarttır. Dolayısıyla
malın üçte biri, bütün malî ve bedenî farzların
yerine getirilmesi için gereken masraflara göre
taksim edilir. Eğer tümüne yetecek miktarda
olmazsa, malî farzların geri kalan kısmının
masrafları, miras olarak bırakılan malın aslından
alınır; geri kalan bedenî farzlar hususunda ise,
vasiyet bâtıl olur.
Fakat her hâlükârda
vasiyette açıklanan müstehapların yerine
getirilmesi, ancak malın üçte birinden, farzlar
için gereken harcamalar çıkarıldıktan sonra
müstehaplara yetecek miktarın kalması suretinde
farz olur.
2724-
Borçlarının verilmesini, kazaya kalan namaz ve
oruçlarını yerine getirmesi için birinin ecîr
tutulmasını ve bir takım müstehap işlerin
yapılmasını vasiyet eder ancak bunların malın üçte
birinden yapılmasını vasiyet etmezse, borç, malın
aslından verilmelidir. Borç çıkarıldıktan sonra
asıl maldan bir şey artarsa, onun üçte biri namaz,
oruç ve belirttiği müstehap işlere harcanmalıdır.
Eğer malın üçte biri yetmezse, mirasçılar [eksik
miktarın malın aslından alınmasına] izin
verirlerse, vasiyet yerine getirilir. Eğer izin
vermezlerse, namaz ve oruç malın üçte birinden
verilmeli; daha sonra eğer ondan bir şey artarsa,
belirttiği müstehap işe harcanmalıdır.
2725-
Belli bir malın kendisine verilmesi hususunda ölen
kişi tarafından vasiyet edildiğini iddia eden
kimsenin sözünü iki adil erkek tasdik eder veya
iddiada bulunan kimse yemin eder ve bir adil erkek
de onu tasdikler veya bir adil erkekle iki adil
kadın veyahut dört adil kadın onun sözünü tasdik
ederse, söylediği miktar ona verilmelidir. Şayet
bir adil kadın buna şahitlik ederse, iddia edilen
malın dörtte biri; iki adil kadın şahitlik ederse
yarısı; üç adil kadının şahitliği hâlinde de
dörtte üçü ona verilmelidir. Bunun gibi, kendi
dinlerinde adil sayılan iki zimmî kâfir buna
şahitlik ederse, eğer ölen kimse vasiyet ederken
adil erkek veya kadını bulacak durumda olmamış ve
vasiyet etmeye mecbur kalmışsa, istediği şey ona
verilmelidir.
2726-
Ölen kimsenin malını herhangi bir yerde harcaması
hususunda, ölen kişi tarafından vasî veya
çocukları için yetkili tayin edildiğini iddia eden
kimsenin sözü, ancak iki adil erkeğin onu
doğrulaması hâlinde kabul edilir.
2727-
Kendisine bir şeyin verilmesi vasiyet edilen
kimse, onu kabul veya reddetmeden önce ölürse,
onun mirasçıları vasiyeti reddetmedikçe, o şeyi
alabilirler. Ancak bu, vasiyet edenin kendi
vasiyetinden vazgeçmemesi durumunda geçerlidir,
eğer vasiyetinden vazgeçerse, o şey üzerinde bir
hak sahibi olmazlar.
|
 |