Bismillahirrahmanirrahim
Soru 508:
Cenâb-ı Hakk bu âlemi kendisini tanıtmak için
yarattığına göre, bu dünya hayatında hiç hastalık
ve musibet olmasaydı, Allah’ı tanımamız yine
gerçekleşmez miydi? O halde, böyle bir takdirin
hikmeti nedir?
Cevap:
Muhterem
kardeşim, ilahi hükümlerin ve fiillerin bizim
bildiğimiz ve bilmediğimiz birçok hikmet ve
sebepleri vardır. Hilkatin bir sebebi o olmakla
birlikte esasen yaratılış onun Feyyaz (sürekli
feyz veren) sıfatının bir tecellisidir. Eğer
hitabet gücü olan alim bir kimse konuşma yaparsa,
'Neden konuştu?' diye itiraz edilmez. Zira onun
ilim ve hitabet gücü ve yeteneğinin doğal bir
sonucudur bu. Tam aksine o kadar ilmi ve hitabet
yeteneğine rağmen böyle bir kimse konuşmaz ve
insanları ilim ve birikiminden yararlandırmazsa, o
zaman eleştirilir ve haklı itirazlara maruz kalır.
Sonsuz güce, hikmet ve ilime sahip olan, topraktan
buğday çıkarabilen, bir damla nütfeden kâmil bir
insan yaratabilen Allah (c.c), eğer bu güç ve
kudretinden istifade etmeseydi o zaman 'Neden
yapmadı, yaratmadı?' demek, yerinde bir itiraz
olurdu.
Alemdeki vuku bulan
bazı bela ve musibetler veya hastalıkların da bir
kısmı bizim kendi tedbirsizliklerimiz veya
yaptığımız yanlışların doğal bir sonucu olarak
karşımıza çıkmaktadır. Bir kısmı ise imtihan
özelliğini taşımaktadır.
Evet, bu âlem yiyip
yatma ve keyif çatma yeri değil, bir imtihan
sahnesidir. Mu'minlerin ve salih kulların
düştükleri zorluklar, ya onların imtihan edilip
makamlarının yükselmesi, mükafat ve sevaplarının
artması içindir, yada onların düştükleri bazı
gafletlerden çabuk uyanmaları ve yaptıkları
hatalardan temizlenmeleri içindir. Her ikisi de
onlar için hayırdır. Dolayısıyla Allah onları
sevdiği için bazen tekamül ve ilerlemeleri için,
bazen de yaptıkları hatlardan bir an evvel
dönmeleri ve telafi etmeleri ve yaptıkları
yanlışlardan temizlenmeleri için onlara mühlet
vermeden sıkıntılara düşürüyor, hayatı onlara
zorlaştırıyor. Ama kafirlere ve hidayet
kabiliyetini yitirmiş günahkarlara mühlet veriyor
ki günah ve azgınlıklarını çoğaltsınlar ki
cezaları da ağırlaşmış olsun. Dolayısıyla ne salih
insanların sıkıntılı hayatları illa da onlar için
olumsuz bir şeydir, nede kafir ve isyankar
insanların refah ve rahatlıkları onarlın bir
avantajıdır. Kur'ân-ı Kerim buyuruyor ki: "…Biz
onların helâkı için belli bir zaman
belirlemiştik." (Kehf, 59)
"İnkâr edenler
sanmasınlar ki, kendilerine mühlet vermemiz onlar
için daha hayırlıdır. Onlara ancak günahlarını
arttırmaları için fırsat veriyoruz. Onlar için
alçaltıcı bir azap vardır."
(Âl-i İmrân, 178)
Bir örnek: Biz
örneğin gözlüğümüzün üzerine bir damla çay
düştüğünde, hemen alıp onu temizliyoruz. Eğer
gömleğimize damlarsa, biraz bekletip onu makineye
atıyoruz. Eğer halımızın üzerine damlarsa, onu yıl
sonuna bırakıp örneğin bayram temizliği yaparken
yıkıyoruz. Demek ki nesnelerin konumuna ve önemine
nazaran bizim tavrımız da değişebiliyor. Allah-u
Teâlâ da insanların ruhlarının temizlik ve
kirlilik oranına göre cezasını çabuklaştırıp veya
geciktiriyor.
Burada yeri
gelmişken şu hadislere de dikkatinizi çekmek
istiyorum:
Resul-i Ekrem
(s.a.a): "Mu'min erkek ve kadın, bedeni, malı ve
evladı hakkında belaya müptela olur ve o şekilde
(ölürse) günahsız bir şekilde Allah'a kavuşur."
İmam Sadık (a.s):
"Allah bir kula hayır dilerse, onun (günahlarının)
cezasını dünyada çabuklaştırır. Ama bir kulun
kötülüğünü dilerse, onun günahlarını kıyamete
bırakır ki orada cezalandırılsın."
Resul-i Ekrem
(s.a.a): "Hastalık günahları imha eder."
Bir kişi Allah
Resulüne (s.a.a): "Benim günahlarımı silip
temizleyen nelerdir?" diye sorduğunda şöyle
buyurdu: "Gözyaşları, (Allah karşısında) eğilip
huzu ve huşu göstermek ve hastalıklar."
İmam Rıza (a.s):
"Hastalık, Mu'min için temizlenme ve rahmet
vesilesidir, kafir için ise azap ve lanet
vesilesidir."
Kudsi bir hadiste
ise Allah-u Teala'nın şöyle buyurduğu rivayet
edilmiştir: "Bana itaat edenler, benim
ziyafetimdedirler; bana şükredenler (nimet ve
lütfümün) çoğalmasına, beni zikredenler nimetime
mazhar olurlar. Bana karşı günah işleyenleri ise
ben, rahmetimden ümitlerini kesmem. Tevbe
ederlerse, ben onların dostu olurum, dua ederlerse
kabul ederim. Hastalanırlarsa onların tabibi ben
olurum, rahatsızlık ve musibetlerle onları tedavi
eder ve bu vesileyle onları günahlar ve
kusurlardan temizlerim."
Resul-i Ekrem
(s.a.a): "Mu'minin günahı çoğalırda, onu telafi
edecek bir ameli de olmazsa, Allah onu can
sıkıntısına müptela eder ki o günahına keffaret
olsun."
Resul-i Ekrem
(s.a.a): "Günahlar içerisinde bazı günahlar vardır
ki onları ne bir namaz temizler ne de bir oruç."
"Ya Resulullah, onu ne temizler?" dediklerinde:
"Geçimi temin etme yolunda insanın başına gelen
sıkıntı ve üzüntüler." buyurdu."
|