Advertisement

KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Soru ve Cevaplar

 

Bugün :  

Sık Kullanılanlara Ekle

 

Başlangıç Sayfası Yapın

 
 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Müteşabih Ayetlerle İlgili Tevil

 

Soru-499: Kur'an'da (Al-i İmran, 7) Kur'an ayetlerinin bir kısmının muhkem, diğer bir kısmımın da müteşabih olduğundan bahsedilmektedir. Muhkem ve müteşabihin açıklamasını ve müteşabih ayetlerin tevilini ve müteşabih ayetlerden bazı örneklerin (Arş, Kürsi, vs..) açıklamasını yapmanızı rica ediyoruz.

 

Cevap-499: Evet, sizin dediğiniz gibi Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini iki kısma ayırarak buyuruyor ki:

"Kitab'ı sana O indirdi. Onun bazı ayetleri muhkemdir (açık anlamlıdır), bunlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabih (birbirine benzer)dir." (Âl-i İmran,7)

Bu taksimden maksat nedir?

Kur’an-ı Kerim'in ayetlerinin kendi manalarını ifade ettikleri anlamın açıklığı yönünden aynı düzeyde değildir. Bazı ayetlerin kendi anlamlarını bildirmesi açık olup şek ve şüpheye yer bırakmayacak şekildedir; böyle bir ayetle karşılaştığımız an onun açık anlamı zihnimizde şekillenmektedir; örneğin: Hz. Lokman'ın kendi oğluna nasihatleri veya Kur’an-ı Kerim'in İsra suresinde 22. ayetten 39. ayete kadar geçen hikmetli tavsiyeleri gibi.

Lokman oğluna nasihatlerinin bir bölümünde şöyle diyor:

"...Allah'a ortak koşma, çünkü ortak koşmak, büyük bir zulümdür." (Lokman, 13)

Veya şöyle buyuruyor:

"Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten vazgeçir ve başına gelene sabret. Çünkü bunlar yapılması gereken işlerdendir." (Lokman, 17)

Nahl suresinin ayetleri de böyledir; örneğin:

"Rabb'in, yalnız kendisine tapmanızı ve anaya babaya iyilik etmenizi emretti. .." (İsra, 23)

Bu tür anlamları açık olan ayetlere, kitabın ana ayetleri veya muhkem ayetleri denir.

Bu arada, bazı ayetler açık bir şekilde manalarını bildirmezler. Bu ayetlerle karşılaştığımızda aklımıza çeşitli ihtimaller gelir. Bu ayetlerin gerçek manaları ilk bakışta açık değildir. Yani anlamları belirsiz olup diğer anlamlara benzemektedir. İşte gerçek mana diğer anlamlara benzediği için, bu ayetlere müteşabih (benzerliği olan) ayetler denilmektedir. 

Bu durumda gerçeği arayan kişilerin vazifesi muhkem ayetlere müracaat ederek muhkem ayetler sayesinde müteşabih ayetlerin belirsizliliğini gidermek, ayetten benzeşme ve şüpheyi kaldırmaktır. Ve bu ise Kur'an açısından ilimde rusuh edenlerin ve ayetlerin gerçeklerini bilenlerin yapması gereken bir iştir.

Elbette bu doğru tutuma karşı, fitne çıkarmaktan başka bir amacı olmayan sapmış ve ön yargılı olan kimseler, muhkem ayetlere müracaat etmeden ayetlerin benzerlik gösterdiği şüpheli anlamlarından birini tutup fitne çıkarmak isterler. Oysa ilimde rusuh edenler ayetlerin şüpheli zahirlerine önem vermeyip bir takım belirtiler ve özellikle ifadesi açık olan diğer ayetlerle müteşabih ayetin derinliklerine inerek gerçeğe ulaşmaya ve ayetin delaletini sağlamlaştırmaya çalışırlar. Bunu bir örnekle açıklayalım:

Kur’an-ı Kerim Tâhâ suresinde Allah Teala'yı şöyle tavsif etmektedir: "O Rahman, Arş'a istiva etmiştir. Göklerde, yerde, ikisinin arasında ve toprağın altında bulunanlar hep O'nundur..." (Tâhâ, 5-6)

Arapça'da "istiva" istikrar bulmak anlamındadır; nitekim buyuruyor ki:

"O ki bütün çiftleri yarattı ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etti. Ki onların sırtında istikrar bulasınız (binesiniz) sonra onlara bindiğiniz zaman Rabb'inizin nimetini anasınız..." (Zuhruf, 12-13)

Teşbih (benzetme) ve tecsim (cisimlendirme) eğilimi olan ön yargılı kişiler Allah Teala'nın Arş’a istivasını bildiren Tâhâ suresinin söz konusu ayetini Yüce Allah’ın bir taht üzerine yerleşmesi şeklinde tefsir etmişlerdir; onlar Allah Teala'nın padişahlar gibi bir tahtı olduğunu ve onun üzerinde oturduğunu kabullenmişlerdir. Böyle bir anlam, ayetin ilkel zahiri anlamıdır. Oysa bu gibi ayetlerde, o ayette ve diğer ayetlerdeki karineleri göz önünde bulundurup ayetin gerçek anlamını elde etmek gerekir. Şimdi örnek olarak bu ayetin zahirini gerçek anlamına çevirerek tevil edelim.

Her şeyden önce Kur’an-ı Kerim'in ayetlerinde hiçbir  çelişki olmadığını biliyoruz. Diğer yandan Kur'an'ın açık bir şekilde Allah Teala'yı şöyle tanıttığına dikkat etmek gerekir: "O'na benzer hiçbir şey yoktur." (Şurâ, 11)

Başka bir ayette, "Gözler O'nu göremez, O gözleri görür..." (En'am, 103) buyuruyor.

Üçüncü ayette ise, "...Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, ona çıkanı bilir. Nerede olsanız, O sizinle beraberdir..." (Hadid, 4)

Bu ayetler, Allah Teala'nın her türlü benzer ve eşi olmasını reddetmekte ve O'nu gözlerimizin algılayabilmesinden yüce ve münezzeh bilmektedir; Allah Teala’yı bu sıfatlarıyla tanımak, Tâhâ suresindeki yukarıda zikredilen ayetin anlamı üzerinde daha fazla düşünmemizi gerekli kılar.

Bu temel bilgi çerçevesinde üç noktaya dikkat ederek ayetin gerçek anlamına ulaşabiliriz:

1- Kur'an dilinde ve lügatte "istivanın anlamı".

2- Lügat ve örfte "arş"ın anlamı.

3- Diğer ayetlerde bu cümleyle ilgili karineler.

Bu üç noktayı incelediğimizde “O Rahman, Arş’a istiva etmiştir.” ayetinin, Allah Teala'nın tahta oturması gibi bir manayla hiçbir alakası olmadığını anlarız.

Şimdi bu üç noktayı kısaca inceleyelim:

 

1- Kur’an-ı Kerim'de ve Lügatta "İstiva"

Kur’an-ı Kerim oturmaktan sözettiği zaman, "kuud" kelimesini kullanmaktadır:

"Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzerinde yatarken Allah'ı anarlar..." (Âl-i İmran, 191)

Yine buyuruyor ki:

"Namaz bittiği zaman ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allah'ı anın..." (Nisâ, 103)

Oysa "istiva" sözcüğü hakim olmak ve tasallut anlamında kullanılmaktadır. Hatta hakim olmak ve sulta kurmak, kuud=oturmakla birlikte olduğunda bile bu sözcüğün kullanılmasının nedeni, oturan kişide oturmasından dolayı meydana gelen sultadır. Örneğin Kur’an-ı Kerim zayıflıktan kurtulup güç kazanan ve sonunda güç ve sağlamlığından dolayı kendi başına duran başka bir ifadeyle kendi yerine oturan bir bitki hakkında "istiva" sözcüğünü kullanmaktadır:

"...Bir ekin gibidirler ki, filizlerini çıkardı, onu güçlendirdi, kalınlaştırdı, derken gövdesinin üstüne dikildi,(istiva etti), ekincilerin hoşuna gider bir duruma geldi..." (Fetih, 29)

Hepimiz, bir bitkinin oturup kalkması diye bir durumu söz konusu olmadığını biliyoruz; demek ki ayetteki istivadan maksat onun rüzgar, yağmur vb. etkenler karşısında kendini koruyabilecek bir istikrara kavuşmasıdır.

Yine insan gemiye veya dört ayaklı hayvanların üzerine bindiği zaman "istiva" kelimesini kullanmakta ve buyurmaktadır ki:

 “...Ve size bineceğiniz gemiler ve hayvanlar var etti. Ki onların sırtında istikrar bulasınız (binesiniz) sonra onlara bindiğiniz zaman Rabb'inizin nimetini anasınız..." (Zuhruf, 12-13)

Bu ayette insanın sebatı olmayan bu bineklere binmesi konusunda "istiva" kelimesinden yararlanılmıştır. Fakat maksat kuud ve oturmak değil, binicinin bineğe sulta ve istilası, onun yular ve kontrolünü ele alması ve onu istediği yöne sürmesidir; çünkü ayet şu şekilde devam etmektedir:

"Ve dersiniz ki: Bunu bizim hizmetimize veren (Allah)ın şanı yücedir..."

Başka bir ayette Hz. Nuh (a.s)’a kendisi ve müminler gemiye yerleştiği zaman kendilerini zalimlerden kurtardığı için Allah'a şükretmelerini emrediyor ve şöyle buyuruyor:

"Sen ve yanında bulunanlar gemiye istiva ettiğiniz/ yerleştiğiniz zaman: Bizi o zalim kavimden kurtaran Allah'a hamdolsun, de." (Müminun, 28)

Bu ayette "istiva"dan maksat kuud ve oturmak değildir; aksi durumda "izâ celeste" veya "kaedte" buyurması gerekirdi. Yine maksat binmek de değildir; aksi durumda "iza rekebte" buyurması gerekirdi. Nitekim Hz. Nuh (a.s) oğlunu gemiye binmeye davet ettiği zaman "rükub=binmek" sözcüğünü kullanmış ve şöyle buyurmuştur: "Oğulcağızın irkeb=bin bizimle birlikte." Bundan maksat Hz. Nuh (a.s) ve gemidekilerin gemiye sahip olduklarını, geminin kontrolünü ele geçirip dalgalar karşısında onu yönlendirmelerini açıklamaktır; nitekim buyuruyor ki:

"Gemi onları dağ gibi dalga(lar) arasından geçiriyordu." (Hûd, 42) iste onlar böyle  bir binekte mutasarrıf oldukları için, Allah Teala bundan dolayı kendisine şükretmelerini emrediyor: Allah'a hamdolsun, de.

Bu ve benzeri ayetler "istiva"nın oturmak veya maddi olarak yerleşmek anlamında tefsir edilmesinin doğru olmadığını, "istiva"nın istila eden kişiyle birlikte gerçekleşen sulta ve tasarruf olduğunu göstermektedir. Elbette her şeye oranla sulta ve tasarrufun farklı olduğu bellidir.

Arap lügatinde de "istiva" kelimesi "istila=sulta ve tasarruf" anlamında oldukça fazla kullanılmaktadır.

Ahtel, Irak'ı egemenliğine geçiren ve sulta kuran Abdulmelik'in kardeşi "Bişr" hakkında şöyle diyor:

Bişr Irak'a istiva etti / sulta kurdu

Kılıç sallamadan, kan dökmeden

Başka bir şair de şöyle diyor:

Onara galip gelip istila kurduğumuzda

Akbabalara ve yırtıcı hayvanlara yem olsunlar diye onları bıraktık

Bunların hiç birinde oturmak söz konusu değildir; maksat fetih, zafer, sulta ve istila kurmaktır ve bu da istiva sözcüğünün asıl anlamının istila olduğunu, göstermektedir elbette bu istila oturmakla birlikte olduğunda ise oturan kişideki bu özelliği vurgulamak için kullanılır.

Bu karine ve belirtileri incelediğimizde "istiva" sözcüğünün anlamı ortaya çıkar. Görüldüğü gibi gerçekte bu konuda tevil, ayeti anlamak için onun anlam ve müfredatını incelemek anlamındadır; dolayısıyla aynı incelemeyi "arş" sözcüğü hakkında da yapmamız gerekir.

 

2- Lügat ve Örfte "Arş" Sözcüğünün Anlamı

"Arş" lügatte ve Kur’an-ı Kerim'de güçlü kişilerin üzerine oturdukları taht anlamındadır. Nitekim Kur’an-ı Kerim Belkıs'ın tahtı hakkında şöyle buyurmaktadır: "...Kendisine (kralların muhtaç olduğu) her şey verilmiş ve büyük bir tahtı var." (Neml, 23)

Gerçekte arş güç ve sultanın simgesi sayılır ve kendi dilimizde bunu ifade etmek için "taht" kelimesini kullanırız. Arap şairi diyor ki:

Mervan oğullarının tahtı devrildi;

Sahip olduğu tüm nimetlere rağmen devrilen Humeyra’nın tahtı gibi.

Kesinlikle bu gibi yerlerde tahttan maksat ağaç veya metalden yapılan taht ve onun yıkılmasından maksat onun zahiren yıkılması değildir. Tahta oturmak makam ve yücelik kazanmayı, yıkılması ise devlet ve hükümetin yok olmasını ifade eder.

Arşın güç ve sulta simgesi olmasındaki nokta, geçmiş emir ve padişahların memleketin işleriyle ilgilenmek için arş diye adlandırdıkları bir tahtın üzerinde oturması, vezirlerle padişahın dostlarının ise onun etrafında halka oluşturmaları, padişahın oturmuş olduğu taht üzerinden memleketin işlerini idare etmek için emirler vermesi ve memleketin oradan yönetilmesidir; işte bu nedenle zamanla arş veya arşa oturmak ya da arsa istila etmek sulta ve güç kurmayı ifade etmek anlamına gelmiştir.

Son olarak hatırlatılması gereken nokta, arş ve serir kelimelerinin aynı anlamda olmalarına rağmen "arş" sözcüğünün genellikle güç ve sulta olarak kullanılmasıdır; oysa her iki sözcük insanın üzerinde oturup yaslandığı normal bir divan ve taht anlamını taşırlar. Örneğin, Hz. Süleyman (a.s) bir padişah olan Belkıs'ın tahtının getirilmesini istediği zaman "arş" sözcüğünü kullanmaktadır:

"...Onların bana teslim olarak gelmelerinden önce hanginiz onun tahtını bana getirebilir?" (Neml, 38)

Fakat normal bir oturma yeri olarak tahttan bahsedildiği zaman "serir" veya "erike" kelimesini kullanmaktadır; nitekim şöyle buyuruyor:

"Nimet cennetlerinde serirler=tahtlar üzerinde, karşılıklı otururlar." (Saffat, 43-44)

Ve bazen de buyuruyor ki:

"Onlar erikelere=divanlara dayanırlar..." (İnsan, 13)

Buraya kadar ayetin içeriğiyle tanıştıktan sonra ayetteki karinelere de dayanarak ayetin gerçek maksadını daha iyi anlayabiliriz.

Kur’an-ı Kerim Allah Teala'nın arşa "istiva"sından bahsettiği yerlerde sürekli ayetin öncesi ve sonrasında ilahi gücün mazharları söz konusu edilmiştir.

Şimdi bu konudaki yedi ayetten ikisini inceleyelim:

1- "Rabb'iniz o Allah'tır ki; gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra Arşa istiva etmiştir. Gündüzü kovalayan geceyi, gündüzün üstüne örtmektedir. Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette (yaratan O'dur). İyi bilin ki, yaratma ve emir O'nundur. Alemlerin Rabbi Allah, ne uludur." (A'raf, 54)

2- "Rabb'iniz O Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş'a istiva etti. Emri, tedbir (buyruğunu icra) eder (yaratıklarını yönetir). O'nun izni olmadan hiç kimse şefaat edemez. İşte Rabb'iniz Allah budur. O'na kulluk edin, düşünmüyor musunuz?" (Yunus, 3)

Bu iki ayette Allah’ın alemdeki güç ve hakimiyeti çeşitli tabirlerle açıklanmış ve başlıca şunlara işaret edilmiştir:

1- Allah Teala gökleri ve yeri altı merhalede yaratması.

2- Gecenin, gündüzü örtmesi.

3- Gecenin gündüzü takip etmesi.

4- Güneş, ay ve diğer yıldızların Allah'ın emrine boyun eğmeleri.

5- Yaratmanın O'na mahsus oluşu.

6- Hükmün O'na mahsus oluşu.

7- Varlık aleminin O'ndan başka yöneticisinın olmayışı.

8- Alemde hiçbir tabii illet (şefaatçi) O'nun izni olmaksızın geçerli ve etkili olmadığı.

9- Allah’ın sonsuz bir yüceliğe sahip oluşu.

10- Böyle yüce bir varlığın tapınılmaya lâyık olduğu.

Şimdi bu üç noktaya, yani:

 Kur’an-ı Kerim ve lügatte "istiva"nın istila ve sulta anlamında olduğuna

2- Arş ve serir birbirinden farklı anlamlar taşıdığı ve arşın güç ve kudret simgesi anlamında kullanıldığına,

3- Allah Teala'nın arşa istivasından söz edilen yedi ayette, Allah'ın arşa istivası sürekli ilahi güç ve kudret mazharlarının beyanıyla birlikte gelmesine dikkat ederek

"Allah Arş'a istiva etmiştir" ayetinin veya "O Rahman, Arş'a istiva etmiştir" ayetinin gerçek anlamını elde etmeye çalışmalıyız.

Acaba gerçekten Kur’an-ı Kerim, Allah’ın güç ve kudret mazharlarından bahsederken bu arada Allah Teala'nın tahta oturmasını mı söz konusu etmek istemiştir, yoksa bu ayetin başka bir anlamı mı vardır?  Bizce ayetteki ifade edilen ana fikre dikkat edilirse, açıkça şu gerçek anlaşılır ki maksat Allah’ın neüzübillah bir padişah gibi tahta oturması değil, Allah Teala'nın varlık alemine istilasıyladır. O kudret ve izzet varlık alemine hüküm sürmekte, kudret arşından yaratılış aleminin işlerini yönetmektedir; ne O'na engel olacak bir şey ve ne de bir yardımcısı var; işte bu yüzden ona tapmak gerekir.

Başka bir tabirle, eğer "istiva" oturma anlamında değil de her yerde sulta ve hüküm sürme anlamını ifade etmek için kullanılıyorsa ve arş da Arapça'da güç ve kudret markezi, memleketi yönetme sembolüyse ve Kur’an-ı Kerim güç ve kudret mazharlarını beyan ederken Allah'ın arşa istivasından bahsediyorsa, bu durumda bu cümleden, O'nun sürekli izzet ve yücelik makamına sahip olup alemi yönettiği, bu konuda hiçbir yardımcıya ihtiyacı olmadığı ve hiçbir şey ve hiçbir kimsenin ona engel olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu cümleyi bu şekilde tefsir etmek onun önceki ve sonraki cümlelerle anlam bütünlüğünü sağlamaktadır.

Bu şekilde ayetlere anlam vermeye tevil diyorlarsa, bu ayette arşın güç ve kudret sembolü anlamında kullanıldığını, ağaç veya metalden yapılmış taht anlamındaki lügat anlamı kastedilmediği ortaya koyduğu içindir; işte böyle bir tevil reddedilmemektedir. Reddedilen tevil, ayetin zahiriyle tamamen farklı olan tevildir; oysa söz konusu ayetin zahiri anlamı da bu karineler ışığında beyan ettiğimiz şekildedir.

Önceki ve sonraki cümleleri dikkate almayarak, bu cümlenin Allah Teala'nın gerçekten tahta oturduğu veya onun üstüne oturduğu şeklinde tefsir edilirse bu cümle ne ayetlerdeki karinelerle ve ne de edebiyat kurallarıyla bağdaşır; çünkü böyle bir anlam onun öncesi ve sonrasıyla uyumunu bozar.

Bu geniş bahisten anlaşılıyor ki, müteşabih ayetin tevili onun zahirinin aksine yorumlanması anlamında değil, ayetin maksadını net olarak anlamak için ayeti diğer ayetlerden elde edilen genel ve kesin bilgiler çerçevesinde ve onun akışını göz önünde bulundurarak incelemek anlamındadır.

Ayeti zahirinin aksine yorumlamak anlamında ki tevil, sadece batıni tefsirlerde kullanılan yanlış bir yöntemdir.

Müfessir kesinlikle ayeti onun zahirinin aksine yorumlayamaz. Kur'an'ın zahiri onun nassları gibi hüccettir; zahirin aksine açık bir delil olursa ve insanlar arasındaki ifade kuralları gereği bir cümleyi zahirinin aksine olan başka belirli bir anlamda tefsir etmek yaygın olursa o başka tabii; aynen genel bir sözcük kullanıp onun belli bir anlamını veya mutlak bir sözcük kullanıp gerçekte onun kayıtlı anlamını kastetmek gibi.

 

 
Site içi Arama


 

 

 

 

Go to top of page  Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız |
Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler  |  Îletişim için |

Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de  'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM