Advertisement

KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Soru ve Cevaplar

 

Bugün :  

Sık Kullanılanlara Ekle

 

Başlangıç Sayfası Yapın

 
 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Soru-463: sayın hocam bana çok garip bir o kadarda tuhaf gelen şu metne ne cevap verebilirsiniz?

"Müslümanlar arasında zuhur eden iç savaşlarda Hz. Ali'nin yanında yer alan sahabe ve tabiine Şia-i ûlâ denilmişti. Daha sonra ortaya çıkan Hz. Ali taraftarı mutaassıp grupların da Şia diye anılmaları sebebiyle Şia-i Ûla'ya bu "Ehl-i Sünnet vel-Cemaat" denilmiştir. Şüphesiz bu vakıa büyük bir fitne idi. Yalnız o zaman tarafsız kalanlar Ehli Sünnet idi ki bunun altını çizmekte fayda vardır. Ancak şia_ı ula oalrak bilinen guruba her ne kadar şia densede şu anki şia akidesi ile kesinlikle bir ilgileri yoktu. Hepsinden ancak hayırla söz edebiliriz. Ehli sünnet ise her iki tarafa da dengeli yaklaşan grup idi. Dolayısıyla bizler iki taraf için de yorum yapmaktan men olunduk. Yarın yevmel kiyamette iki taraf barışır helalleşir de şu anda buğz edenler ortada kalır ALLAHu alem. Bundan dolayı şu anki şia ile Ehli Sünnet'i birbirinden kesin çizgilerle ayırmak elzemdir." (Ayrıca bakınız; Kelam ilmine giriş Bekir Topaloğlu).

 

Cevap-463: Muhterem kardeşim, yazının içinde üzerinde durulması gereken birçok husus vardır, ama onların hepsini cevaplamak uzun sürer. Ama biz vaktimiz elverdiği ölçüde en önemli birkaç noktanın üzerinde durmakla yetiniyoruz:

 

1- Hz. Ali (a.s) taraftarlarına Şia denildiğini yazar da kabul etmekle birlikte daha sonra olayı saptırmaya çalışmıştır. Peki, bu ismi Ali taraftarlarına kim vermiştir? Bunu hiç irdelemezler. Çünkü işlerine gelmez. Oysa kaynaklardan ve hadislerden haberdar olan her münsif insan bu ismin bizzat Resulullah (s.a.a) tarafından Hz. Ali taraftar ve izleyicilerine verildiğini teslim eder. İşte bunlardan birkaç örnek:

 

Büyük bir alim, hafız ve muhaddis olan Hafız Ebu Naim-i İsfehanî Ahmed b. Abdullah kendi senediyle muteber kitabı "Hilyet'ul- Evliya"da İbn-i Abbas'tan şöyle naklediyor: "Beyyine" suresinin şu yedinci ayeti, "İnnellezine âmenu ve amil'us- salihati ulâike hum hayr'ul- beriyyeti cezâuhum. . ." (İman edip salih amellerde bulunanlar ise, işte onlar da yaratılmış olanların en hayırlılarıdır. Rableri katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut ve memnun) kalmışlardır.) nazil olduğunda

Resulullah (s.a.a) Ali b. Ebi Talib'e hitaben şöyle buyurdu:

"Ya Ali! "Hayr'ül- berriye"den (yaratılmışların en hayırlılarından) maksat sen ve senin şialarındır. Kıyamet günü sen ve şiaların, Allah'ın sizden sizin de Allah'tan razı ve hoşnut olduğunuz halde gelirsiniz."

 

Ebu'l- Müeyyid Muvaffak b. Ahmed-i Harezmi "Menakıb" kitabının on yedinci bölümünde, Ehl-i Sünnet'in büyük müfessirlerinden olan Hakim Ebu'l- Kasım Ubeydullah b. Abdullah'il- Haskani "Şevahid'ut- Tenzil fi Kavaid'il- Tefsir" kitabında Muhammed b. Yusuf-i Genci eş-Şafii "Kifayet'ut- Talib" kitabında, Sibt b. Cevzi "Tezkiret'ul- Havvas'ul- Ümmet-i fi Marifet'il- Eimmeti" kitabında ve Munzir b. Muhammed b. Munzir, özellikle Hakim rivayet etmişler ki (sizin büyük alimlerinizden olan) Hakim Ebu Abdullah Hafız, merfu bir senetle bize haber verdi ki, Emir'ul-Muminin Ali b. Ebi Talib'in (k.r) katibi Yezid b. Şerahil O Hazretin şöyle buyurduğunu duydum dedi:

"Hatem'ul- Enbiya (s.a.a) vefat ettiğinde mübarek sırtı göğsüm üzerinde idi, buyurdular ki: "Ya Ali! Allah-u Teâla'nın; "İman edip salih amellerde bulunanlar, yaratılmış olanların en hayırlılarıdır" buyruğunu duymadın mı? İşte onlar senin şialarındır; benim ve sizin buluşma yeri Kevser havuzunun kenarıdır. Bütün ümmet hesap için toplandıklarında "Ğurren muhaccelin" (yüz ve elleri nurlu olanlar) diye çağrılırsınız."

 

Yine Hicri dokuzuncu asırda, sünnet ve cemaat tarikinin müceddidi olarak tanınan Celaluddin-i Süyuti, "ed-Dürr'ül- Mensur fi Tefsir-i Kitabillah'i bi'l- Me'sur" tefsirinde, zamanın büyük alimlerinden olup İbn-i Asakir-i Dimaşki [1] ismiyle meşhur olan Ebu'l- Kasım Ali b. Hasan'dan o da Hz. Peygamber (s.a.a)'in büyük ashabından olan Cabir b. Abdullah-i Ensari'den şöyle dediğini naklediyor:

"Resulullah (s.a.a)'in hizmetinde olduğumuz bir sırada Ali b. Ebi Talip (a.s) içeri girdi, derken Hz. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdular:

"Canım elinde olana andolsun ki, bu (Hz. Ali'ye işaret) ve şiaları kıyamet günü kurtuluşa erenlerdir." Bu esnada mezkur ayet (innellezine amenu. . .) nazil oldu.

Yine aynı tefsirde İbn-i Adi'den, (o da) İbn-i Abbas'tan şöyle rivayet etmiştir: "Mezkur ayet nazil olduğunda Resul-ü Ekrem (s.a.a), Emir'ul- Muminin Ali'ye (a.s) şöyle buyurdular:

"Sen ve şiaların kıyamet günü, Allah sizden siz de Allah'tan razı olduğunuz halde gelirsiniz."

 

Menakıb-i Harezmi'nin dokuzuncu bölümünde Cabir b. Abdullah'dan şöyle nakledilmiştir:

"Resulullah (s.a.a)'in huzurundaydık. Ali (a.s) bize doğru geldi, Peygamber; "Kardeşim Ali yanınıza geldi." buyurdular; sonra Kabe'ye doğru yöneldi, Ali'nin elini tutup şöyle buyurdu:

"Canım elinde olana andolsun ki, bu Ali ve şiaları kıyamet günü kurtuluşa erenlerin ta kendileridir."

Resulullah (s.a.a) daha sonra şöyle buyurdular: "Ali hepinizden daha önce iman etti; O, Allah'ın ahdine en vefalı olanınız, halkın arasında en adiliniz, en güzel eşit taksim edeniniz ve Allah katında makamı en yüce olanınızdır."

Bu esnada daha önce zikr olan ayet nazil oldu; artık o zamandan itibaren Hz. Ali (a.s) bir toplulukta görüldüğünde, Peygamber'in ashabı; "Yaratıkların en hayırlısı geldi" diyorlardı.

 

Yine İbn-i Hacer, "Savaik"in on birinci babında Ehl-i Sünnet'in büyük fakih ve alimlerinden olan Hafız Cemaluddin Muhammed b. Yusuf-u Zerendi el-Medeni'den nakletmiştir ki, mezkur ayet nazil olduğunda Resulullah-ü Ekrem (s.a.a) Ali'ye (a.s) şöyle buyurdular:

"Ya Ali! Sen ve şiaların Hayr'ul- beriyye'siniz (yaratıkların en hayırlılarısınız); sen ve şiaların, kıyamet günü Allah sizden, siz de Allah'tan razı olduğunuz halde gelirsiniz; düşmanların ise gazaplı ve (boyunlarına halkalar geçirildiğinden dolayı) başları yukarı kalkık bir halde gelirler."

Hz. Ali; "Düşmanım kimlerdir?" dediğinde Resulullah (s.a.a); "Senden teberi [2]  eden ve sana lanet okuyan kimselerdir" buyurdular.

 

Yine Ehl-i Sünnet'in güvenilir alimlerinden olan Mir Seyyid Ali Hemedani eş-Şafii "Meveddet'ul-Kurba" kitabında ve mutaassıp İbn-i Hacer "Savaik'ul-Muhrika"da Hz. Peygamberin muhterem zevcesi ve müminlerin annesi Ümmü Seleme'den Resulullah (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir: "Ya Ali! Sen ve ashabın cennettesiniz; sen ve şiaların cennettesiniz."

 

Harezm hatiplerinin en üstünü Muvaffak b. Ahmed "Menakıb" kitabının on dokuzuncu bölümünde senediyle Resulullah (s.a.a)'den Hz. Ali (s.a.a)'a şöyle buyurduğunu naklediyor:

"Senin ümmetim arasındaki meselin (örneğin), Mesih İsa b. Meryem'in meseli (örneği) gibidir. Zira onun kavmi üç fırka oldu: Bir fırka havariler olan müminler, bir fırka Yahudi olan düşmanlar, bir fırka da onun hakkında haddi aşan gulat. [3] Ümmetim de senin hakkında üç fırka olacaklar: Bir fırka mümin olan şiaların, bir fırka ahd ve biati bozan düşmanların (Nakisin), bir fırka da sapık olan ve senin hakkında haddi aşan ifratçılar. Ya Ali! Sen ve şiaların cennettesiniz, şialarının dostları da cennettedir; düşmanların ve senin hakkında haddi aşanlar ise cehennem ateşindedir."

 

Yine "Meveddet'ul-Kurba" kitabında şöyle rivayet edilir: Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular:

"Ya Ali! Yakın bir zamanda sen ve şiaların, Allah'ın sizden sizin de Allah'tan razı olduğunuz bir halde O'nun huzuruna çıkacaksınız, düşmanların ise öfkeli ve (boyunlarında halkalar olduğundan dolayı) başları yukarı doğru bir halde Allah'ın huzuruna çıkarlar."

 

2- Bir diğer husus da şudur ki biz Hz. Ali taraftarlarının bizzat Resulullah tarafından Şia lakabıyla anıldığını bizzat bazı Sünni kaynaklara ve Sünni alimlerin açıklamalarına dayanarak açıkladık. Peki karşı Ehl-i Sünnet velcemaat lakabı kimler tarafından verilmiştir? Kaynağı ve delili nedir? Bilen varsa açıklasın biz de bilelim. Tabi bizim yaptığımız gibi müşterek hadislerden delil göstersinler.

 

3- Bir diğer nokta şudur ki yazarın da tabiriyle Ehl-i Sünnet ve cemaatin Hz. Ali ve muhalifleri arsında cereyan eden malum olaylarda tarafsız kalışı ve bunu bir meziyetmiş gibi gösterme çabası… Evvela bu genele mal edilecek bir durum değildir. Zira İster Cemel savaşında isterse, Sıffın savaşında binlerce insan (ki Ehl-i sünnet onları da temize çıkarıp kutsamaktadır) hiç de tarafsız kalamamış ve Hz. Ali'nin karşısındaki cephede yer alıp ümmetin icmayla seçtiği halifeye karşı sonuna kadar savaşmış, öldürmüş veya ölmüşlerdir! Eğer bunun adı tarafsızlık ise buyurun söyleyin de bu lügatin anlamını bundan sonra değiştirelim!

Sonra malum davada her iki tarafın da haklı olduğunu söylemek ne akla sığar ne de mantığa.. Yok eğer taraflardan birisi haklı idiyse, o zaman nasıl olur da bir Müslüman haklının kim olduğunu bildiği halde onun yanında yer alıp hak ve haklıyı savunma yerine tarafsız kalabilir?!

Hz. Ali'nin icmayla seçilen halife olduğunu kabul eden, ayrıca Hz. Ali'nin İslam'daki yerini ve Resulullah'a yakınlığını ve faziletlerini bilen her insaflı insan Hz. Ali'nin haklı taraf olduğunda tereddüt etmez. Nitekim birçok Sünni alim de Hz. Ali'nin haklı olduğunu teslim etmiştir. Ayrıca Hz. Ali'nin daima hakkı ve hakikati temsil ettiğini, ona sevgi beslemenin iman, ona buğz etmenin nifak alameti olduğunu, onunla savaşanın Resulullah'la savaşmış gibi olduğunu, onunla barışık olanın Resulullah ile barışık olduğunu ispatlayan birçok Hadisi de yine Sünni kaynaklardan buna ilave edebiliriz. İşte bunlardan birkaç örnek:

 

Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem şöyle buyurdu:

"Bana iman edip beni doğrulayana Ali bin Ebi Talib'in velayetini tavsiye ederim. Kim onu veli edinirse beni veli edinmiş olur, beni veli edinen de Allah’ı veli edinmiş olur, onu seven beni sevmiştir, beni seven de Allah’ı sevmiştir, ona düşmanlık yapan bana düşmanlık yapmıştır, bana düşmanlık yapan da Allah’a düşmanlık yapmıştır.”[4]

 

Ümmü Seleme'den naklen, Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem şöyle buyurdu:

"Ali'yi seven beni sevmiş olur, beni seven de Allah'ı sevmiş olur, Ali'ye buğzeden bana buğzetmiş olur, bana buğzeden de Allah'a buğzetmiş olur"[5]

 

Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem şöyle buyurdu:

"Beni seven Ali'yi sevsin; Ali'ye düşmanlık yapan bana düşmanlık yapmış olur; bana düşmanlık yapan Allah'a düşmanlık yapmış olur ve Allah'a düşmanlık yapanı da Allah cehenneme sokar."[6][6]

 

Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ali’yi sevmek iman, ona düşmanlık küfürdür”[7]

 

Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem şöyle buyurdu:

“Ya Ali! Müminden başkası seni sevmez; münafıktan başkası da sana düşmanlık yapmaz”[8]

 

Ümm-ü Seleme'den şöyle rivayet edilir: Resulullah sallallah'u aleyhi ve âlihi ve sellem şöyle buyuruyordu:

"Münafık Ali'yi sevmez; mümin ise Ali'ye buğzetmez."[9]

 

Emir’ül Müminin Hz. Ali aleyhisselam şöyle buyurmuştur:

"Tohumu yaran ve mahlukatı yaratana ant olsun ki Ümmi Peygamber'in bana ahdidir bu: Beni ancak mümin sever ve bana ancak münafık düşmanlık yapar."[10]

Resulullah (s.a.a): "Ali hakladır, hak da Ali'yledir, ikisi Kıyamet Günü’nde havuz başında bana varıncaya dek birbirinden asla ayrılmazlar."[11]

Ahmed bin Hanbel, Tirmizi ve diğer bazıları güzel bir senetle şu hadisi nakletmişlerdir: "Resulullah (s.a.a) Ali'ye, Hasan'a, Hüseyn'e ve Fatıma'ya bakarak şöyle buyurdu: "Sizinle savaşmak benimle savaşmaktır, sizinle barışık olmak, benimle barışık olmaktır." (Müsned-i Ahmed bin Hanbel, c.2, s.442, Sünen-i Tirmizi, c.5, s.360, Nüstdreku's-Sahihayn –Hakim Nişaburi-, c.3, s.161)

 

Şimdi bütün bunlardan sonra kendi bildikleri sebeplerden dolayı hak ve haklının değil, haksızın yanında yer alanları veya en azından tarafsız kalmayı yeğleyenleri mazur görüyorsanız, sizin bileceğiniz bir iştir ve hem onlar hem de siz hesabını Allah'a kendiniz verirsiniz. Ama en azından bari bu çirkin ve mantıksız duruşu aklama ve bir meziyetmiş gibi gösterme cüretinden vazgeçin!

Bilahare, yarın Allah'ın hesap divanında hak ve hakikatten yana olanlar mı ortada kalacak, yoksa bunca delil ve burhana rağmen haksızın yanında yer alan veya tarafsız kalanlar mı, hep beraber göreceğiz İnşaallah.


 

[1]- İbn-i Hallakan "Vefeyat'ul- A'yan"da, Zehebi "Tezkiret'ul- Huffaz"da, Harezmi "Rical-i Müsned-i Ebi Hanife"de ve "Tabakat-i Şafiiyye"de Hafız Ebu Said kendi tarihinde onu övmüş ve güvenilir biri olduğunu söylemiştir. İbn-i Asakir kendi zamanında hadis ehli imamı, ilmi çok, güvenilir ve takvalı bir şahıs ve 550 yılında Ehl-i Sünnet ve'l- cemaat alimleri arasında en bilgin birisiymiş.

[2]- Teberri: Beri olma, yüz çevirme, sevmeme uzaklaşma.

[3]- Gulat: İfratçılar, haddi aşanlar, Hz. Ali'yi Allah ve O'nun ortağı bilenler.

[4]- İbn-i Asakir "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.93; Menakıb-ı Meğazeli s.230; El-Müttaki El-Hindi "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.32; El-Hamvini "Feraid es-Simtayn" c.1, s.291; El-Heysemi "Mecma'üz Zevaid" c. 9, s.108; El-Müttaki El-Hindi "Kenz' ul Ummal" c.6, s.154; El-Kunduzi “Yenabi’ül-Meveddet” s. 237; İbn-i Hasnevi “Dür Bahr’ül Menakib” s.59.

[5]- Et-Tabarani “Mucem El-Kebir” c.23, s.380, Hadis No: 901; İbn-i Asakir eş-Şafii "Tarih-i Dimaşk" c.42, s.271, Hadis No: 8801; Eş-Şeblenci "Nur'ül Absar" s.72; Muhibeddin Et-Tabari "Zehair'ul Ukba" s. 65; El-Müttaki El-Hindi "Kenz'ul Ummal" c.12, Hadis No: 1264; İbn'ül Cevzi "Tezkiret'ül Havas" s.28.

[6]- Hatip el Bağdadi “Tarih-u Bağdad” c.13, s.32

[7]- El-Hamzavi “Meşarik’ul Envar” s.122 Mısır bas.; Kunduzi “Yenabi’ul- Mevedde” s.55.

[8]- Sahih-i Müslim, c.1, s.120; Sahih-i Tirmizi c.5, s.306, Hadis No: 3819; Sünen-i Nisai c.8, s.117; Müsned-i Ahmet bin Hanbel c.1, s.95; Ebu Naim El-Asbahani "Hilyet'ül Evliya" c.4, s.185; El-Müttaki El-Hindi "Kenz'ul Ummal" c.2, s.598; İbn'ül Cevzi “Tezkiret'ül Havas” s.35; İbni Ebil Hadit "Şerhu Nehc' ül Belağa" c.8, s.119; El-Heysemi "Mecma'üz Zevaid" c.9, s.133; El-Tabari "Zehair'ul Ukba" s.91; İbn-i Abdülbirr “El-İstîab” c.3,s.1100.

[9]- Sünen-i Tirmizî, c.5, s.635 / 3717; İbn-i Esir “Cami-ul Usul” c.8, s.656 / 6499; Heysemi “Mecma-uz Zevaid” c.9, s.133.

[10]- Sahih-i Müslim, c.1, s.86 / 131, Sünen-i Tirmizî, c.5, s.643 / 3736; Sünen-i Nesaî, c.8, s.116 ve 117; Sünen-i İbn-i Mace, c.1, s.42 / 114; Misbah-us Sünne, c.4, s.171 / 4763; Tercemet-u Emirulmüminin Ali aleyhisselam min Tarih-i Medinet-i Dimaşk, c.2, s.190 / 682-685; El-Bidayet-u ve'n Nihaye, c.7, s.54; al-Askalni “El-İsabe fi Temyiz es-Sahabe” c.4, s.271; Müsned-i Ahmed bin Hanbel c.1, s.84, 95 ve 227; Suyuti “Tarih-ul Hulefa” s.187

[11]- Hatip el-Bağdadi'nin "Tarih-i Bağdat" c.14, s.321, İbn-i Kuteybe'nin "el-İmametü ves-Siyasetü" c.1, s.73 Mısır Bas., İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.3, s.119 Hadis no: 1162, el-Hamvini eş-Şafii'nin "Feraid es-Simtayn" c.1, s.177, el-Heysemi'nin "Mecma'üz Zevaid" c.9, s.134, el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.30, el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s. 55, ed-Dulabi'nin "el-Künye vel-Esma" c.2, s.89, Ubeydullah el-Hanefi’nin “Ercah’ül Metalib” s.598, Lahur Bas., İbn-i Dimaşki’nin “Cevahir’ül Metalib” c.1, s.343, İbn-i Ebil Hadit’in “Şerhu Nehc’ül Belağa” c.1, s.173, Menakib Seyyidina Ali s.19, Zamahşeri’nin “Rabi'ül Ebrar” c.1, s.828.

 

 

 
Site içi Arama


 

 

 

 

Go to top of page  Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız |
Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler  |  Îletişim için |

Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de  'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM