Bismillahirrahmanirrahim
Soru-425:
"Hz. Hüseyn'in öldürülmesini Yezid istememiş!!"
Evet, bu
sözler üniversitemdeki bir tarih hocasına ait. Hz
Hüseyn'i öldürenlerin Yezid'den habersiz olarak
imamı öldürdüğünü, hatta Yezid'in sonradan imamın
katillerinin başını kestiğini iddia ediyor. Sonra
gittim kendisiyle özel olarak konuştum; bana
kaynak göstermesini istedim; o da Burak Erman(isim
doğru olmayabilir) ve Neşet Çağatay adında iki
yazardan yararlandığını, zaten bu kişilerin İslam
tarihini iyi bildiklerini söyledi. Şimdi haftaya
kendisine ben de kendi bulduğum kaynaklarımı
götüreceğim. Sayın hocam bu bahsettiğim yazarlarla
ilgili bilginiz var mı ya da bu konuyla ilgili,
yani Yezid'in sözde İmam'ın öldürülmesiyle bir
ilişkisinin olmadığı yönünde herhangi bir tarihi
kaynak var mıdır?
Cevap-425:
Muhterem kardeşim, bunca zaman sonra ve bunca
belge ve bilgi kaynaklarda dolaştığı halde
birilerine Yezit gibi bir alçağın kim olduğunu
ispatlamaya çalışmaktan daha acı bir şey olabilir
mi? Ama ne yapacaksın, insanın gözleri gerçeği
görmeye kapalı oldu mu en salam belge ve bilgiler
dahi kar etmiyor. Her halükarda siz istediğiniz
için hücceti tamamlama babından bazı belgeleri
vermekle yetiniyoruz. Önce Yezid'in dedesi ve
babası hakkında bir kaç belge veriyorum ki
kimlerin mirasçısı olduğu belli olsun:
Ebu Sufyan:
Hakkın bayrağı, İslâm'ın zaferini
ilân edercesine Mekke semalarında dalgalanınca,
Ebu Süfyan ve Muaviye İslâm'a girdiler. Ama
içlerindeki kin ateşi yüreklerini yakıyor ve
Resulullah'tan (s.a.a) ve Ehl-i Beyt'inden intikam
alma duygusu göğüslerini için için kemiriyordu.
İki kâfirken, iki Müslüman gibi göründüler ve
Resulullah'ın (s.a.a) serbest bıraktığı tutsaklar
olarak İslâm toplumuna katıldılar. Çok geçmeden
Osman b. Affan iktidara geldi ve Ebu Süfyan'ın
içinde gizli olan düşünceler dilinden dökülmeye
başladı. Osman'a şöyle dedi:
"Teym ve
Adiyoğulları'ndan sonra hilâfet sana geçti. Şimdi
onu bir top gibi çevir. Bu bir saltanattır. Cennet
nedir, cehennem nedir bilmiyorum."
Ebu Süfyan bir keresinde
Ümeyyeoğulları'na şöyle seslenmişti:
"Ey
Ümeyyeoğulları! Hilâfeti bir top gibi bir birinize
atın. Ebu Süfyan'ın yemin ettiği şeye andolosun
ki, sizin için hep bunu istiyordum. Bunu
çocuklarınıza miras olarak bırakmalısınız."
Muaviye bin Ebu Sufyan:
Cahiz
şöyle yazar: "İmam Hasan inzivaya itildikten sonra
Muaviye'nin Diktatörlük dönemi başlamış oldu.
Muaviye bu yılın adına "Cemaat Yılı, (Âm-ul Cemâa)
dedirtti; oysaki tam anlamıyla tefrika, nifak,
zulüm ve zorbalık yılıydı bu. Çünkü hilafet ve
imametin Kisrâ ve Kayser krallığına dönüştürüldüğü
yıldı bu."
Hasan Basri: "Muaviye dört şey yaptı ki, bunların
her biri onun katli için yeterliydi" der ve şöyle
açıklar:
1- Sahabe arasında liyakatli, yetenekli ve dürüst
insanlar varken sefih ve düşüncesiz insanları
Müslüman halkın başına musallat etti.
2- Sürekli sarhoş olan, ipek elbiseler giyip def
ve tanbur çalan oğlu Yezid'i halifelik makamına
oturttu.
3- Ziyad'ı kendi kardeşi olarak ilan etti. Oysaki
Muaviye'nin babası Ziyad'ın annesiyle zinada
bulunmuştu ve Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sarih
buyruğu gereğince, "zina yoluyla akrabalık bağının
oluşmayacağı" bilinmekteydi.
4-
Müslümanlar arasında takva ve inkılâbiliğiyle
tanınan Hucr bin Adiyy (r.a) ile arkadaşlarını
öldürttü.
Mısırlı tanınmış yazar Dr. Hasan İbrahim Hasan
şöyle yazar:
"...Muaviye hile, entrika ve kılıç zoruyla
halifeliği ele geçirdi. Üstâd Prof. Nıcols der ki:
Muaviye'nin başında bulunduğu Emevilerin
galibiyeti Müslümanlar tarafından, eşraf ve zengin
takımının kazanması şeklinde değerlendirilmiştir o
gün. Çünkü bunlar Hz. Resulullah (s.a.a)' a karşı
var güçleriyle savaşmış, ancak galip taraf
Peygamber olmuş, onların putperest düzene dayalı
eşrafiyet iktidarını devirip İslam dinini hakim
kılmıştı..."
Muaviye,
Hz. Resulullah (s.a.a)'ın, "Ammar'ı zalim ve
yoldan çıkmış bir güruh öldürecek" demesine rağmen
Ammar'ı öldürtmüş ve onun kesik başını kendisine
getiren iki Şamlıya iki kese altın vermiştir. Bu
sırada Muaviye, yaptığından memnun ve mutlu
olduğunu da ifade etmişti.
Muaviye,
Doğu Roma İmparatorları'na özenerek sarayında
tumturaklı bir protokol uygulatmaktaydı:
Muaviye,
İslam halifesi namına kendisine özel korumalar
tuttu ve krallar gibi tahta cülus etti,
başkalarını kendisinden aşağıda oturttu.
Hıristiyanları kitabet ve yazı işlerinde istihdam
etti, halkın malını-mülkünü kendisi için alıyor
ve: "Ben bu diyarların sultanlarının ilkiyim."
diyordu.
Muaviye
sarayda yaşama, savaş yaptırma ve saray
protokolleri uygulamanın yanı sıra Romalıları
taklit ederek ipek ve pahalı kürkler de giyerdi.
Muaviye'nin birkaç karısı vardı ki bunlardan biri
de Suriyeli bir Hıristiyandı. Dostları ve
danışmanları arasında çok sayıda Hıristiyan vardı.
Muaviye, Hıristiyan müsteşarları işe almak
suretiyle Hıristiyanların İslam topluluklarına
sızmasına sebebiyet vermiş oldu; bu da,
Müslümanların morallerinin çökmesine yol açtı.
Dairet'ul Maarif i İslam'da şöyle yazılır:
"Muaviye ülke yönetimiyle ilgili işlerde
Hıristiyanları da istihdam ediyordu. Şam'da vali
olduğu yıllarda (Ömer ve Osman döneminde)
Hıristiyanlarla çok yakın ilişki ve işbirlikleri
vardı. İşte bu yıllardadır ki Hıristiyan kültürü
Bizantik Ermenizm renginde Müslümanlar arasına
nüfuz etmeye başlamış, giderek yayılmış ve derken
İslam'a aykırı bir "yeni İslam medeniyeti"nin
oluşmasına neden olmuştur.
Osman'ın
katili Muaviye'dir. Zira H. 44'te Mekke'ye
gitmiştir. Medine'de Haşimoğulları'na: "Osman'ı
siz öldürdünüz" dediğinde Abbas'ın oğlu. "Bu senin
işin" diye cevap verip şöyle eklemiştir: "Osman'ı
sen öldürdüğün halde kalkıp bir de onun kan
dâvâsına girişmektesin. "
Muaviye,
yetkili olarak görevlendirdiği Busr bin Ertat'ı
yola çıkarmadan önce ona şöyle talimat vermiştir:
"Seninle aynı fikirde olmayanı öldür. Bize
eğilmeyen kim olursa olsun, varına-yoğuna el koy,
geçtiğin köyleri yakıp yık, korku yarat."
Busr bin
Ertat onun direktiflerini uygulamada kusur
etmeyecek, binlerce Müslümanı öldürecek,
kadınlarla çocukları bile kılıçtan geçirecekti.
Ehl-i
Sünnet uleması nezdinde Muaviye mel'un ve
zındıktır.
Muaviye
Hz. Resulullah'ın (s.a.a) "Namuslu insan, sünnet
ve şeriata uygun davranır, zina edenlerse recm
olunmalı, taşlanmalıdır" şeklindeki sünnetine
karşı çıkmıştır. Bu hadis ehl-i sünnet
kaynaklarında kaydedilmiştir.
Muaviye'yi Hz. Peygamberi Ekrem efendimiz
lanetlemişlerdir.
Hz. Ali
de (a.s) defalarca Muaviye'yi lanetlemiştir.
Muaviye
içki içerdi.
Hatta son arzusu ölmeden önce "Sıcak bir günde
serin şarap içip çocuklarını seyretmekti."
Muaviye
faiz yerdi.
Muaviye'ye göre Miraç olayı rüyadan ibaretti.
Muaviye bir keresinde çarşamba günü cuma namazı
kıldırdı.
Muaviye
seferdeyken namazını tam kıldı.
(Şia ve sünni kaynak ve rivayetlerinin birçok
yerinde yolculukta dört rek'atların iki rekat
kılınması -seferi namaz- gerektiği geçer ki Şia
fıkhında icmai olarak vaciptir).
Muaviye'nin katl ve cinayet defteri bir hayli
kabarıktır Hz. Resulullah'ın (s.a.a) sevgili
sahabisi Hicr bin Adiyy'le 6 yiğit arkadaşı,
Muaviye'nin resmi emriyle Merc-i Uzrâ'da şehid
edildi.
Muaviye,
Malik-i Eşter' i Mısır yolunda zehirli balla
zehirletip öldürttü sonra da minbere çıkıp şöyle
dedi: "Ali'nin iki arkadaşı vardı; birinin işini
Sıffın'de (Yasir oğlu Ammar'ı) bitirdim,
diğerininkini de (Malik-i Eşter) bugün. "
Bu
sırada orada bulunan Amr-i Âs, "Evet", dedi,
"Allah'ın baldan askerleri vardır."
Muaviye
birtakım plânlarını uygulayabilmek için
Abdurrahman bin Halid bin Velid'i de zehirletti.
Hz. Ali
tarafından Mısır'a vali tayin edilen Muhammed bin
Ebubekir'i öldürtüp cenazesini bir eşeğin cesedine
-karnını yarıp- koyarak yaktırdı.
Muaviye,
Ziyad bin Ebih'i Kufe ve Basra valiliğine atadı.
Ziyad şiilerin arasında bulunduğundan hepsini
tanıyordu; teker teker şiileri yakalatıp
öldürtüyor, asıyor, ellerini ayaklarını çaprazlama
kestiriyor, gözlerini oydurtuyordu.
Ziyad, yaptığı her şeyi Muaviye'nin direkt emriyle
yapınıştır.
Yezid bin Muaviye:
Önce Hz. Hüseyn'in o mel'un
hakkındaki bir şehadetiyle başlayalım; şöyle
buyuruyor Muaviye oğlu Yezid'e biat etmeyi
reddettiğinde Yezid'in valisi Velid b. Utbe'ye:
"Bizler,
nübüvvet Ehl-i Beyti'yiz; risalet madeniyiz;
meleklerin inip çıktığı haneyiz; rahmetin
mahalliyiz. Allah, bizimle açmış ve bizimle
bitirmiştir. Yezid ise, yoldan çıkmış bir
günahkârdır. Şarap içen, Allah'ın haram ettiği
canı haksız yere öldüren biridir. Yoldan
çıkmışlığını ve günahkârlığını gizleme gereğini
dahi duymayan bir rezildir. Benim gibisi, onun
gibisine biat etmez!"
Yezid'in, elindeki sopayla İmam
Hüseyin'in (a.s) mübarek dişlerine vurduğunu gören
Ebu Bereze el-Eslemî şöyle der:
Sen
elindeki sopayla Hüseyin'in dişlerine mi
vuruyorsun? Senin sopan onun ağzında öyle bir yere
değiyor ki, ben Resulullah'ın orayı öptüğünü
görmüştüm. Sen ey Yezid! Kıyamet günü Allah'ın
huzuruna getirildiğin zaman İbn Ziyad senin
şefaatçin olacak. O (Hüseyin) getirildiğinde ise,
Muhammed (s.a.a) onun şefaatçisi olacak.
Şimdi de Yezid'ib hayatı ve özellikleri hakkında
kısa bilgi ve belgeler:
Yezid'in Doğumu, Eğitimi ve Özellikleri
Yezid, hicrî yirmi beş veya yirmi
altı senesinde doğdu. Annesi, Meysun bint-i Becdel
el-Kelbiye'dir. Tarihçiler, Meysun bint-i Becdel
el-Kelbiye'nin babasının kölesiyle ilişkiye
girdiğini ve bu
ilişkiden Yezid'in (Allah ona lânet etsin) dün-yaya
geldiğini anlatırlar. Aşağıdaki beyitlerde soy
bilgini şair Kelbî, buna işaret eder:
Zaman bize Türklerin saldırılarını ve
Tez gelen ölümü gösterdiyse de
Daha önce, o soysuz adam ile Kelb'in kölesinin
Kerbelâ'da Nebi evladını katlettiklerini gördük!
Şair, soysuz
adam derken Ubeydullah b. Ziyad'ı -Allah ona lânet
etsin- ve Kelb'in kölesini derken de Yezid b.
Mua-viye'yi kastediyor. Çünkü Yezid, Becdel
el-Kelbiye'nin kölesindendir.
Fizikî özelliklerine gelince, İbn
Kesir -el-Bidaye adlı eserinde- onu şöyle
vasfeder:
"Etine dolgun,
iri yarı, vücudu çok kıllı ve çopur yüzlü
biriydi."
Ruhsal özelliklerine gelince;
hainlik, hilekârlık, iki yüzlülük, serserilik ve
hayâsızlık gibi özellikleri geçmişlerinden miras
almıştı. Hatta tarihçiler şöyle derler:
Yezid,
babası gibi (eğer Muaviye'nin gerçek oğluysa tabi)
taş yürekli ve gaddar birisiydi; ama onun gibi
dâhi değildi. Bu yüzden, acımasız ve hain
uygulamalarına yumuşak diplomatik kılıflar
uydurmakta pek mahir değildi. Düşük karakteri ve
seviyesiz ahlâkı, onda şefkat ve adalet namına
hiçbir duygu bırakmamıştı. İnsanları öldürüyor,
onlara işkence ediyor ve bundan sadistçe bir zevk
alıyordu. Başkaları acı çekerken o onları zevkle
seyrediyordu. Alçaklıkları işlemeye doymuyordu.
Hem erkek, hem de kadın işret arkadaşlarının
olması bunun en açık kanıtıdır. İşret
arkadaşlarını toplumun en adî, en bayağı
kesimlerinden seçiyordu.
Yezid, İslâm'dan önce
Hıristiyanlık inancına bağlı Benî Kilâb
kabilesinden olan dayılarının yanında çölde
büyüdü. Kontrolsüz bir şekilde Benî Kilâb
kabilesinin lâubali gençlerinin arasına
salıverilmiş ve onlardan ileri derecede
etkilenmişti. Onlarla birlikte şarap içer ve
köpeklerle oynaşırdı.
Yezid'in Avlanmaya Düşkünlüğü
Yezid'in özelliklerinden biri de ava olan
merakıydı. Vaktinin çoğunu
avda geçirirdi. Tarihçiler şöyle diyorlar:
Yezid b.
Muaviye, ileri derecede ava meraklıydı,
avlanarak vakit
geçirir ve eğlenirdi. Av köpeklerine al-tından
bilezikler takar ve atlas giysiler giydirirdi. Her
av köpeğine, ona hizmet edecek bir köle armağan
etmişti.
Maymunlara Olan Aşkı
Bütün tarihçiler, Yezid'in
maymunlara düşkün olduğu hususunda görüş birliği
içindedirler. Bir maymunu vardı.
Bu maymunu her
zaman yanında gezdirirdi. Ona Ebu'l-Kays
adını vermişti. Kadehinin artığını ona verir ve
şöyle derdi: "Bu, İsrailoğulları'ndan bir yaşlı
adamdır. Bir günah işledi, bu yüzden maymuna
dönüştürüldü."
Bu maymunu bir yaban eşeğine
bindirir ve atlılarla yarıştırırdı. Bir gün onu
yaban eşeğine bindirdi ve atlılarla yarıştırdı.
Yaban eşeği atları geçince, Yezid bundan büyük
sevinç duydu ve şu beyitleri okudu:
Ey Ebu Kays! Bindiğin merkebin fazlasına sıkıca
sarıldın
Çünkü eğer düşerse, merkebe bir sorumluluk olmaz
Sen bütün atlıları geride bıraktın
Emirü'l-Müminin'in atı yaban eşeğiyle.
Bir gün yine maymununu yarıştırdı.
Rüzgâr onu düşür-dü ve öldü. Yezid bundan dolayı
çok üzüldü. Maymunun kefenlenmesini ve
defnedilmesini emretti. Şamlılardan da, başına
gelen bu felâketten dolayı kendisine taziyede
bulunmalarını istedi. Maymunu için şöyle bir ağıt
yakmıştı:
Nice saygın kimseler ve korunaklı topluluklar
Bize geldiler ve Ebu Kays'ın ölümünden dolayı
taziyelerini sundular
O (Ebu Kays), aşiretin şeyhi, en önde geleni ve en
güzeli idi
Her zaman başların üzerindeydi, boyunlara
sarılırdı ve başbuğdu
Senin içinde bulunduğun kabri Allah rahmetinden
uzak etmesin
O
kabirde güzellik var ve keçi sakalı gibi sakalı
o-lan biri yatmaktadır.
Yezid'in maymunlara düşkün ve âşık
olduğu, halk arasında yayılmış ve hatta maymunlara
düşkünlükle lakaplandırılmıştı. Tenuh kabilesinden
bir adam, onu hicveder mahiyette şu beyitleri
söylemiş:
Bizim aramızda olmaktan usanan, maymunların
arkadaşı Yezid
Maymunlar yurduna özlemle tutuşan Yezid
Yuh olsun! Başımıza halife olana bak!
En yakın
arkadaşları maymunlar olan Yezid.
Sürekli Şarap İçmesi
Yezid'in en belirgin
özelliklerinden biri de, sürekli şarap içmesiydi.
Sürekli sarhoş olacak kadar şarap içmeyi ileri
götürmüştü. Her zaman, kör kütük sarhoş olduğu
için düşünme ve algılama melekesini yitirmiş
vaziyette olurdu. Şarap hakkındaki bir şiirinde
şunları söylüyor:
Şarabın bir araya getirdiği arkadaşlarıma
sesleniyorum
Nefsin isteklerinin şarkıcısı nağmelerini terennüm
ederken beni dinlesinler:
Nimetlerden ve lezzetlerden bir nasip alın
Çünkü
her şey, ne kadar zaman geçerse geçsin,
tükenecektir.
Tarihçiler, İmam Hüseyin'in (a.s) şehit
edilmesinden sonra,
Medinelilerden oluşan bir heyetle birlikte Şam'a
giden, ardından Yezid'e başkaldıran Abdullah b.
Hanzala'nın Yezid'i şu sözleriyle tanımladığını
naklederler:
Allah'a yemin ederim ki, gökten üzerimize taş yağmasından
korktuğumuz için Yezid'e başkaldırdık. Çünkü
o, anneleri, kızları ve kız kardeşleriyle evlenen
bir adamdır. Şarap içer, sonra da namazı terk
eder. Allah'a yemin ederim ki, benimle birlikte
insanlardan kimse olmasaydı, Allah için Yezid'e
karşı kıyamla güzel bir sınav verirdim.
Heyetin diğer üyeleri de şöyle
demişlerdir:
Dini
olmayan, şarap içen, tambur çalan ve köpeklerle
oynayan bir adamın yanından geldik.
Münzir b. Zübeyr'in, Yezid
hakkında şöyle dediği nakledilir:
Allah'a
yemin ederim ki o, şarap içiyor. Allah'a ye-min
ederim ki o, sarhoş olup namazı terk ediyor.
Ebu Ömer b. Hafs ise onu şöyle
tanıtıyor:
Allah'a yemin ederim ki, Yezid b. Muaviye'nin sarhoş
olarak namazı terk ettiğini gördüm.
Yezid'in şarabı vasfeden aşağıdaki
beyitlerinde ise, küfrü açıkça görülmektedir:
Burcu, içinde bulunduğu fıçı
Doğusu saki, batısı benim ağzım olan şarap
güneşçiği
Fıçıdan cam kadehe indiğinde,
Hatîm ile Zemzem arasında çalkalanan (gidip gelen)
kalabalığı andırır
Bir gün Ahmed'in dinine göre haram kılınmışsa
Sen,
Meryem oğlu Mesih'in dinine göre iç.
Mes'udî onun hakkında şöyle der:
Yezid'in çalgı aletleri, av
hayvanları, köpekleri, maymunları
ve parsları vardı. Sürekli şarap içerdi. Bir gün
yine şarap sofrasına oturmuştu, sağında da İbn
Ziyad bulunuyordu. Hüseyin'in öldürülmesinden
sonraydı. Yezid sakiye döndü ve şöyle dedi:
"Bana bir yudum içki ver, kemiklerimin susuzluğunu
gidersin
Sonra dön ve aynısını sırrımın sahibi
Ve yanımda güvenilir biri olan İbn Ziyad'a ver
Ki ganimetim ve cihadım sağlamlaşsın."
Ardından
şarkıcılara emretti, şarkı söylemeye başladılar.
Yezid'in adamları ve valileri de, onun işlediği
günahları
yaygın olarak işlemeye başladılar. Onun zamanında
Mekke ve Medine'de açıktan müzik çalınmaya,
çeşitli eğlenceler düzenlenmeye başlandı ve
insanlar herkesin gözü önünde şarap içer oldular.
Bir başka yerde şöyle der:
Yezid'e
sarhoş, alkolik adı verilmişti.
Yezid'in bir grup arsız ve lâubali
işret arkadaşı vardı. Kızıl gecelerini şarap ve
müzik eşliğinde onlarla birlikte geçirirdi.
İşret
arkadaşlarının başında Ahtal adlı utanmaz bir
Hıristiyan şair gelirdi. Birlikte şarap içer ve
müzik dinlerlerdi. Bir sefere çıkmak istediği
zaman onu da beraberinde götürürdü. Ahtal, izinsiz
yanına girebiliyordu. Bu şairin üzerinde halis
ipekten bir cüppe ve boynunda altın bir zincir
vardı. Sakallarından şarap damlardı.
Yezid'in, babasının halifeliği
döneminde yaşadığı günah ağırlıklı çirkef hayatı
incelendiği zaman, sahabe ve tâbiînin büyük
kısmının neden ona halife olarak biat etmekten
kaçındıkları anlaşılır.
Yezid'in sapık eğilimleri ve
tavırları, kısa hükümranlık döneminde en belirgin
şekliyle ortaya
çıktı. Öyle ki, artık Hz. Peygamber'e
(s.a.a) yönelik kinini ve risaletini inkâr
ettiğini dahi gizleme gereğini duymuyordu. Nitekim
Peygamber'in (s.a.a) torunu ve gülü Ebu Abdullah
Hüseyin'i (a.s) öldürdükten sonra bu sapıklığını
açıkça sergilemekten çekinmedi. Hem de o yüce
Resul'ün (s.a.a) adına Müslümanların boyunlarına
egemen olmuşken.
Yezid'in Dinsizliği ve Resulullah'a Duyduğu Kin
Yezid'in kalbi, Resulullah'a
(s.a.a) yönelik kin ve buğz ile doluydu. Bedir'de
ailesinin başına gelenlerden dolayı bu kini
besliyordu. Peygamber'in (s.a.a) tertemiz Ehl-i
Beyt'ini kılıçtan geçirdikten sonra Peygamber'den
intikam aldığı için mutlu ve sevinçli bir şekilde
tahtına kurulmuş, atalarının hazır olup
intikamlarının nasıl alındığını görmelerini arzu
ederek Abdullah b. ez-Zeb'arî'nin şu beyitlerini
mırıldanmıştı:
Keşke Bedir'deki büyüklerim olsalardı da
görselerdi
Hazrec'in, ok ve mızrakların isabetinden nasıl
inlediğini
Haykırırlardı ve sevinçten gözyaşı dökerlerdi
Sonra derlerdi ki: Yezid! Elin dert görmesin.
Onların ileri gelenlerinden ulularını öldürdük
Bedr'in karşılığı olarak, böylece denge sağlandı
Haşimoğulları mülk ile oynadılar.
Yoksa, ne bir haber gelmiş, ne de vahiy inmiştir
Handef'ten olmayayım, eğer intikam almazsam
Yaptıklarından dolayı Ahmed'in soyundan.
Abdullah b. Zübeyr Mekke'de
kendisine karşı isyan başlatınca da Yezid İslâm'a
inanmadığını, inkârcılığını açık bir şekilde
sergilemişti. İbn Zübeyr'in isyanını bastırmak
için bir ordu gönderdi ve bu orduyla birlikte ona
bir de mektup gönderdi. Mektupta şu beyit yer
alıyordu:
Çağır gökteki Tanrını; çünkü ben
Üzerine
Akke ve Eş'ar (kabilelerinin) adamlarını
salıyorum.
Yezid'in Hükümranlığı Döneminde İşlenen Suçlar
Tarihçiler anlatıyor: Yezid, üç
buçuk seneyi geçmeyen kısa hükümranlık döneminde
üç korkunç cinayet işledi ki, tarih onların
benzerine tanık olmamıştı. O, bu cinayetleriyle
sadece Emevî tarihini değil, İslâm dünyasının
tarihini sonsuza dek karaladı. Bu korkunç
cinayetleri şöyle sıralayabiliriz:
1- Hicrî 61 senesinde İmam
Hüseyin'i (a.s), ailesini ve ashabından
beraberinde olanları öldürmesi, kadınlarını ve
çocuklarını esir alıp şehir şehir halka teşhir
etmesi şeklinde Ehl-i Beyt'in (a.s) hürmetini ve
saygınlığını çiğnemesi. Hâlbuki
onlar, Resulullah'ın (s.a.a) ailesiydiler,
milyonlarca Müslüman onları kutsal kabul
ediyor, onların şahsında Resulul-lah'ı (s.a.a) ve
İslâm'ın içerdiği bütün hak ve hayırları
hatırlıyordu.
2- Âşûra katliamından sonra
Peygamber'in (s.a.a) şehri Medine'nin hürmetini
çiğnemesi, halkını kılıçtan geçirmesi ve
ırzlarını Şam
ordusuna peşkeş çekmesi. Tek suçları, İmam Hüseyin'in (a.s) öldürülmesini korkunç bir cinayet
saymaları, bu cinayete tepki göstermeleriydi.
3- Mekke'ye saldırması, kuşatma
altında tutması, Kâbe'yi yıkması ve Allah'ın
güvenli dokunulmaz kıldığı haremde binlerce masum
insanı öldürmesi.
Yezid'in Şerir Karakterinin Gerisindeki Sır
Kimi
tarihçiler, bir Hıristiyan papazın, Yezid'in
terbiyesi ve eğitimini üstlendiğini, böylece çölün
katılığını ve kaba doğasını yansıtan olumsuz ve
kötü bir ortamda yetiştiğini yazarlar. Bu
tarihçiler derler ki: "Hıristiyanların yanında
yetiştiği için olsa gerek, Hıristiyanlara yakın
durur, onlardan birçok sırdaş edinirdi. Onlara o
kadar güvenirdi ki, oğlunun terbiyesiyle bir
Hıristiyanı görevlendirdi." Tarihçiler bu hususta
görüş birliği içindedirler.
Ahtal ve benzeri kimselere
gösterdiği özel ilgi ve onlarla
kurduğu sağlam ilişki, aldığı Hıristiyan eğitiminden başka bir
şeyle izah edilemez. Bazı tarihçiler ve yazarlar,
Yezid'in İslâm'ı, kutsallarını ve haramlarını
küçümsemesini, aşağılamasını bununla izah etmeye
çalışmışlardır.
Bu izah ve gerekçelendirme, ancak
çöl hayatının ve Hıristiyan eğitiminin, Yezid'in
ilk gençlik yıllarından, babasının veliahdı olduğu
yıllara kadar, ardından da halife olduğu dönemde
sergilediği olağandışı davranışlara sebebiyet
verecek bir özelliği olması durumunda sahih
olabilir.
Oysa biliyoruz ki, gerek kentli
Arapların, gerekse çöl Araplarının, İslâm'ın da
onayladığı birtakım güzel âdetleri ve gelenekleri
vardı. Sözünde durmak,
iyi komşuluk, cömertlik, yiğitlik,
insanların namusuna kem gözle bakmamak gibi. Tarihte
Arapların bu erdemlerine dair bolca malzeme
vardır. Ama Yezid'de bu erdemlerden hiçbirine
rastlanmaz.
Aynı şekilde tarih, Arapların kız
kardeşlerle ve halalarla
evlenmeyi mubah gördüklerinden de söz etmez. Fakat Yezid bu
iğrençlikleri de sergilemiştir. İslâm'dan önce
çölde doğup hayatları boyunca Hıristiyanlık üzere
yaşayan, Hıristiyanlığın gelenekleri ve
görenekleri gölgesinde şahsiyetleri şekillenen
kimseler ise, İslâm'a girdikten sonra babalarından
ve atalarından gelenek olarak devraldıkları bütün
alışkanlıkları bir kenara atarlardı.
O hâlde,
Yezid'in bu ağır sapkınlığının ve bu bozuk
karakterinin gerisinde, Hıristiyan bir eğitim
almasının, Hıristiyan bir ortamda yetişmiş
olmasının ötesinde bir sebebin olduğunu söylememiz
gerekmektedir.
Buraya kadar Yezid'in sapkın
kişiliğinin açık örnekleri üzerinde durduk. Sahih
İslâm çizgisinden uzak hayat tarzını irdeledik.
Öyle ki herhangi bir Müslümanın bunu kabul etmesi,
bunun karşısında sessiz durması mümkün değildir.
Tabiî eğer İslâm, hâlâ her şeyi mubah sayan
ibahiyeciliği, fasıklığı ve günahkârlığı
yasaklıyorsa, adalete ve takvaya davet ediyorsa,
takva esasına dayalı bir toplum kurmaya davet
ediyorsa, Müslümanlardan İslâm'ın ideallerini
gerçekleştirmeyi amaçlayan bir önderlik
oluşturmalarını istiyorsa.
Bundan dolayı, risaletin
çıkarlarını ve İslâm ümmetini korumayı amaç edinen
ve meşruiyetini risaletten alan bir önder olarak
İmam Hüseyin'in (a.s) bütün tavırlarını büyük bir
dikkatle incelemeli, o gün büyük bir hızla İslâm
toplumunun derinliklerine sirayet eden korkunç
sapıklık dalgasına karşı dururken ilhamını
risaletten alan hareket tarzını araştırmalıyız.
-
Resail'ul Cahız, Mısır bâs.1352 h. s.294 ve
Risale'ti Fi Beni Ümeyye ve Risalei en Niza ve
t Tehasum, Makrizi,1368 h. Necef, s.65.
-
Taberi Tr.c.4,s208, Kamil; İbn-i Esir,
c.4,s.209 ve İbn-i Kesir; c.8, s.130.
-
Â1-i Muhammed Tarihinde Teşrih ve Muhakeme:
Behlül Behçet Efendi, 7. bas. s.02.
-
İslam ve Arap Medeniyet Tarihi, Dr. Gustow
Lubon, 4. bas. s.87.
-
İsl. Med. Tar. Corci Zeydan, c.l, s.83.
-
Azamet-i Müslimin De. İspanya:Jozef Mc Cup.,
İsfahan Bs.h.1326. s.36.
-
İslam Ans: Avrupalı bir grup müsteşrik c2,
arapç. terc. ve Dairet'ul Maarifi İslami "Beruemize"
kelimesi, s.671-672.
-
Ae, c.2, s.141 ve E1- İmam Ali Sovt'ul
Adalet'il İnsaniyye, c.4, s.778.
52- Yaakubi Tar. c.2, s.142 ve
E1- Gadir c.l, s.16.
-
Ae, c.2, s.141 ve E1- İmam Ali Sovt'ul Adalet'il
İnsaniyye, c.4, s.778. 52- Yaakubi Tar. c.2, s.142
ve E1- Gadir c.l, s.16.
-
EI- Gadir, c.l, s.216 ve E1 Muhtasar Fi Ahbar,
c.l, s.184 ve Ali ve Benvah, Mısır bas. s.229.
-
Taberi Tar, 1. bas. c.ll, s.357 ve E1 Gadir;
c.10, s.139, Sıffin, Mısır bas. s.244.
-
İbn-i Ebi'1 Hadid c.3, Mısır bas. s228 ve
İhkak'ul Hak ve İzhâk-ul Bâtıl, c 1., s.49 ve
EI- Gadir, c.10, s.157.
-
Müsned-i Ahmed c.5. s.347 ve Tarih-i İbn-i
Asakir c.7, s.311 ve EI- Gadir, c.10, s189.
-
Hz. Muhammed'in (s.a.a) Hayatı: Dr. Heykel,
c.l farsça terc. s.268.
-
Ehl-i Sünnet rivayetleri için bkz. Sahihi
Müslim c.1, s258,259; Sahihi Buhari c.l,
s.l3l, Merhum Şerefuddin'den naklen: En Nâss-u
Ve'1 İçtihad'da: s.217, 218 ve Mesail-i
Fıkhiyye 2. bas. Lübnan s.44 ve sonrası.
-
Taberi Tar. c.4, s.187 İbni Esir c.3, s.233,
Hıcr ve yarenlerinin nasıl şehid edildikleri
kon. bkz. Hıcr bin Adıyy: Abdullah Sebiyti,
Irak bas. ve Hıcr bin Adıyy: Kemrei Tah. bas.
ve E1- Gadir c.l, s.37'den sonrası ve Hıcr bin
Adıyy: Allahyârî.
|