Advertisement

KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Soru ve Cevaplar

 

Bugün :  

Sık Kullanılanlara Ekle

 

Başlangıç Sayfası Yapın

 
 

 

Soru 416: Muhterem hocam, bazıları Kur'an'da namaz hakkındaki ayetleri tevil ederek İslam'da bilindiği şekliyle namaz yoktur. Kur'an'da geçen "salat" kelimesi dua demektir. Dolayısıyla isteyen istediği şekliyle dua eder. Bizim de duamız, halka namazıdır, Cem merasimleridir vs… Bu gibi insanlara nasıl bir cevap verebiliriz?

Bismillahirrahmanirrahim

EHLİBEYT'E GÖRE NAMAZ

Cevap 416: Muhterem kardeşim, sizn de dediğiniz gibi namaz konusunda birçok iddia ortaya atılmakta ve Alevlikte namaz yoktur deyip, Kur'an'daki ayetleri de bir türlü istedikleri doğrultuda tevil edenler vardır maalesef. Şimdi bizim bu konuyu detaylı inceleme niyetimiz yoktur. Ancak bir hususun üzerinde durmayı, doğruyu bulmak isteyenlere ışık tutması açısından gerekli görüyoruz.  O da şudur ki:

Farz edelim ki ayetlerin ne demek istediği açık değildir; dolayısıyla da herkes kendi görüşüne yormaya çalışıyor. Ama bilahare bu işin bir çıkış yolu olmalıdır. Yoksa kıyamete kadar bu böyle devam eder. Dolayısıyla bizce kargaşanın içinden çıkmak için burada bir tek yol vardır, o da bu kitabı bize tebliğ ve açıklamakla görevli olan Resulullah'ın ve onun ilim ve irfanının varisi olan Ehlibeyt'inin açıklamalarına başvurmaktır. Elbette biz de siz de Ehl-i Sünnet kaynaklarında Resulullah'tan nakledilen birçok hadisi kabul etmiyoruz. Ama madem Ehlibeyt bizim baş kaynağımızdır ve onların sözleri Peygamber'in sözleridir; o halde hep beraber bakalım Ehlibeyt namaz hakkında ne demişlerdir, namaz hakkındaki ayetleri nasıl açıklamışlardır? Onu ölçü alalım. Ama Ehlibeyt'ten nakledeceğimiz sözler de belgeli ve senetli olmalıdır. Şimdi bazıları kılınan beş tane namazdan değil, niyazdan, semahtan bahsediyorlar. Tamam, bunu Ehlibeyt'in, örneğin Hz. Ali'nin sözlerine dayandırabilirseniz, mesele yok. O zaman lütfen bize Hz. Ali'nin veya on iki İmamdan her hangi birisinin namaz değil de niyazdan, semahtan bahsettiğini delilleriyle belgeleriyle ispatlayın, biz de öpüp alnımıza koyalım. Hangi müteber kitapta ve kaynakta olduğunu da. Örneğin Hz. Ali'nin sözlerini içeren Nehcül-Belağa kitabında bu konuda herhangi bir açıklama var mı?

Elbette yapılan bazı uygulamaları bir kültür olarak değerlendirilirse, bir diyeceğimiz yoktur. Ama bunu bir alternatif olarak sunanlar, Ehlibeytten belgeli delil sunmak zorundalar.

Her halükarda biz burada Ehlibeyt'ten namaz hakkında en eski kaynaklarda nakledilen bazı sözlerinden bir kısmını sadece örnek olarak aktarmaya çalışacağız. Tabi bunun onlarca katını da nakletmemiz mümkündür.

 

EHLİBEYT'E GÖRE NAMAZ:

 

İmam Muhammed Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Namazını gevşek tutma; çünkü Hz. Resulullah (s.a.a) ölüm anında buyurdular ki: “Namazı hafife alan benden değildir. Sarhoş edici içki içen benden değildir. Andolsun Allah’a ki, bu kimseler Kevser havuzu başında bana kavuşmayacaklardır.” (Furu-u Kafi, c. 3, s. 269, Men Layahzuruhul Fakih, c. 1, s. 132, Vesail-üş Şia, c. 3, s. 15, 16)

 

Hz. İmam Sadık (a.s) babaları aracılığıyla Hz. Resulullah’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Her namaz vakti olduğunda bir melek insanlar arasında şöyle nida eder: “Ey insanlar! Kalkın ve namazınızla sırtınızda yaktığınız ateşi söndürünüz!” (Bihar-ül Envar, c. 72,s. 209, Et-Tehzib, c. 2, s. 238)

 

Hz. İmam Muhammed Bakır babaları aracılığıyla naklettiği bir hadiste şöyle der: “Bir gün Hz. Resulullah ashabına: “Eğer birinizin evinin önünden bir nehir akar ve o adam, günde beş defa o nehirde yıkanırsa, hiç bedeninde bir kir, bir pislik kalır mı?” diye sordu. Ashap: “Hayır, onda hiçbir pislik kalmaz” dediler. Bunun üzerine Hazret: “İşte beş vakit namaz da böyledir. Namaz akan bir nehre benzer, farz namazlardan her biri kılınınca kendinden önceki namazla kendisi arasında olan günahların silinmesine vesile olur” buyurdular.” (Et-Tehzib, c. 2,s. 237, Menlayahzuruhul Fakih, c. 1, s. 136, Bihar-ül Envar, c. 72, s. 236, 219)

 

Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Namaz konusuna önem verin, onu koruyun, fazla olması için çalışın ve onunla Allah’a yakınlaşın. Çünkü o, vakitli olarak müminlere farz kılınmıştır. Ateş ehlinin; kendilerine: “Sizi cehenneme sokan nedir?” (Müddessir, 42) sorulduğunda: “Biz namaz kılanlardan olmadık” (Müddessir, 43) cevabını vereceklerini duymamış mısınız?

Bilin ki namaz, yaprağın dökülmesi gibi, insandan günahları döker ve kölenin hürriyetine kavuşması gibi insanı, günahlardan kurtarıp azad eder. Resulullah onu, insanın kapısı önünde olup gece gündüz beş defa yıkandığı bir çeşmeye benzetmiştir. Hiç böyle bir kimsenin bedeninde bir kirlilik kalır mı?

Müminlerden; dünya ziyneti, dünya malı ve göz aydınlığı olan evlat, kendilerini namaz kılmaktan alıkoymayan kimseler onu hakkıyla tanımışlardır. Allah Teala; “Öyle kişiler ki, ne ticaret ne alışveriş onları, Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz” (Nur, 37) buyuruyor. Hz. Resulullah da, cennetle  müjdelendiği halde, Allah Teala’nın; “Aileni namaza emret, kendin de onda ısrarlı ol” (Taha, 123) buyruğundan dolayı, namaz kılmaktan bitkin düşerdi. Hem ailesini namaza emreder, hem de kendi nefsini namaz kılmakta ısrar ettirirdi.” (Nehc-ül Belağa; 197. hutbe, Bihar-ül Envar; c. 72, s. 224)

 

Ebu Besir dedi ki; “Hz. İmam Musa Kazım (a.s) bana şöyle buyurdu: “Babam, vefat edeceği anda bana şöyle buyurdu: “Ey oğulcağım! Biz Ehl-i Beyt’in şefaati, namazı hafife alan kimseye ulaşmayacaktır.” (Furu-u Kafi, c. 3, s. 270, Menlayahzuruhul Fakih, c. 1 s. 133, Vesail-üş Şia, c. 3, s. 16, 17)

 

İmam Sadık (a.s), Hz. Resulullah (s.a.a)’ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Mümin beş vakit namazları hakkıyla yerine getirdiği müddetçe şeytan ondan sakınır, ama ne zaman ki namazlarında gevşeklik edip onları terk etmeye başlarsa, şeytan bundan cesaret alır ve o kişiyi büyük günahlara daldırır.” (Furu-u Kafi, c. 3, s. 269, Vesail-üş Şia, c. 3, s. 18)

 

Fuzeyl diyor: “Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s)’a “Onlar ki, namazlarını muhafaza ederler” (Müminun, 9) ayetini sordum. İmam (a.s): “Maksat farz namazlardır” buyurdu. Ben: “Onlar ki, namazlarına devam edeler” (Mearic, 23) ayetini sordum. İmam (a.s): “Maksat nafile namazlarıdır” buyurdu.” (Fur-u Kafi, c. 3, s. 270)

 

Zurare diyor: “Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s)’a: “Allah’ın farz kıldığı namazlar hangileridir” diye sordum. İmam: “Gece, gündüz toplam beş vakit namaz farz kılınmıştır” buyurdu. Ben: “Allah bu namazları isimlendirerek kitabında (Kur’an’da) açıklamış mıdır?” dedim. İmam (a.s): “Evet açıklamıştır. Allah Teala Nebisi’ne emreder ki; “Güneşin dulûkundan (batıya meyletmesinden)  gecenin ğasakına (karanlığına) kadar namaz kıl...” (İsrâ, 78) Güneşin dulûku, güneşin zevâli yani öğle vaktidir. Duluk ile ğasak arasında Allah’ın isimlendirdiği, açıkladığı ve vakitlerini belirlediği dört namaz vardır. Gecenin ğasakı ise, gece yarısıdır. Sonra Allah Teala: “Fecrin kuranını da (sabah namazını) unutma ki, fecrin kuranı meşhut olmaktadır (gece ve gündüz melekleri tarafından birlikte müşahede edilmektedir)” (İsrâ, 78) buyurdu. İşte bu da beşinci farz namazdır. Yine Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Namaz kıl, gündüzün iki tarafında...” (Hûd, 114)  gündüzün iki tarafı sabah ve akşamdır. “...ve gecenin yakın saatlerinde” bu da yatsı namazıdır. Yine Allah Teala şöyle buyurmuştur: “Namazları ve orta namazı koruyunuz” (Bakara, 239) orta namaz öğle namazıdır. O, Hz. Resulullah’ın kıldığı ilk namazdır. Bu namaz hem gündüzün ortasında kılınan namazdır, hem de gündüzün kılınan iki namazın, sabah ve ikindi namazlarının ortasında olan namazdır....” (Furu-u Kafi, c. 3, s. 271)

 

Hz. İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Günlük farz namazlar şöyledir: Dört rekat öğle namazı, dört rekat ikindi namazı, üç rekat akşam namazı, dört rekat yatsı namazı ve iki rekat sabah namazı, toplam on yedi rekat olur.

Günlük sünnet ise, otuz dört rekattır. Sekiz rekat öğleden önce, sekiz rekat ikindiden önce, dört rekat akşamdan sonra, iki rekat yatsıdan sonra -ottuk yerde kılınır ve bir rekat yerine geçer- sekiz rekat seher vakti kılınır, şef ve vitir namazları da üç rekattır -ikinci rekatta selam verilir- ve iki rekat sabah namazının sünneti.” (Vesail-üş Şia, c. 3, s. 39)

 

Hz. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Günlük farz namazlar şunlardır: Dört rekat öğle namazı, dört rekat ikindi namazı, üç rekat akşam namazı, dört rekat yatsı namazı ve iki rekat sabah namazı, toplam on yedi rekat olur.

Günlük sünnet namazlar ise otuz dört rekattır. Akşam namazının sünneti dört rekattır, akşam namazından sonra kılınır; seferde ve mukim halinde terk edilmez. Yatsı namazının sünneti, yatsı namazından sonra iki rekat olarak ottuk yerde kılınır ve bir rekat yerine geçer. Gece namazı sekiz rekattır, seher vakti kılınır. Gece namazından sonra kılınan şef namazı iki rekat, vitir namazı da bir rekattır. Sabah namazının sünneti iki rekattır, vitir namazından sonra kılınır. Öğle namazının sünneti sekiz rekattır, öğle namazından önce kılınır. İkindi namazının sünneti sekiz rekattır, öğle namazından sonra ve ikindi namazından önce kılınır. Namazları vaktin evvelinde kılmak ise daha faziletlidir.” ( Vesail-üş Şia, c. 3, s. 41)

 

Tarih ve siyer kitapları incelendiğinde, Peygamber (Allah’ın salat ve selamı ona ve Ehl-i Beyt’in’e olsun) ve Ehl-i Beyt imamlarının her amelden daha çok namaza önem verdikleri anlaşılır. Biz bu konuda bazı örneklere işaret edeceğiz:

 

Zalim Abbasi Halifesi Me’mun bir plan çerçevesinde birkaç defa İslam aleminde o güne kadar eşine rastlanmayan toplantılar düzenlemiş ve bir çok mezhep ve dinlerin büyük bilginlerini bir araya getirerek İmam Rıza aleyhisselam ile tartışmalarını kararlaştırmıştı; onun gayesi bu yolla İmam’da ilim yönünden bir eksiklik yakalayıp İmam’ın manevi ve ilmi makamına gölge düşürmekti. Ama İmam Rıza (a.s) Allah’ın verdiği vehbi ilimle tek başına onların tüm sorularına cevap vererek hepsini delillerle ikna edip susturmuştur.

Tarihte nakledildiğine göre, bunca önemli bir toplantı esnasında, İmam Rıza (a.s) namaz vakti olunca Memun’a yönelerek ‘Namaz vakti olmuştur’ dedi ve namaz için toplantıya ara verilmesini istedi; bu sırada büyük bir bilgin olan İmran, İmam ile konuşmaktaydı. İmam’a yönelerek “benim cevabımı yarıda bırakma; kalbim yumuşamıştır ve senin sözlerini kabul etmeye hazırlıklıyım diye ricada bulundu, ama İmam bu isteği kabul etmedi ve namaz kılıp geri dönerim” diye karşılık verdi ve sonra namaz için ayağa kalktı. (Bihar’ul-Envar c. 10, s. 313)

 

İmam Sadık, dört gün sabahtan öğleye kadar tevhit hakkında öğrencilerinden biri olan Mufazzal b. Ömer’e özel olarak ders veriyordu.  Ama namaz vakti olur olmaz derse ara veriyor ve namaz kılıyordu. (Bihar’ul-Envar c. 3, s. 89)

 

Sıffın savaşının en çetin muharebe gecelerinden biri olan Leylet’ul-Harır’de, savaşın, amansız şekilde sürmesine ve bizzat Hz. Ali aleyhisselam’ın da savaşa katılmasına ve şiddetle çatışmasına rağmen gece namazını bile terk etmedi ve meydanda gece namazını kıldı.. (Bihar’ul-Envar c. 41, s. 147)

 

Yine Sıffin savaşında bir başka gün, İbn-i Abbas, Hz. Ali aleyhisselam’ın meydanın ortasında bir yandan savaşırken ara sıra göğe baktığını gördü; İmam’a yaklaşarak ne yapıyorsunuz? dedi İmam ‘güneşe bakıyorum ki, öğle olduysa namaz kılayım’ dedi. İbn-i Abbas şaşkınlıkla “Acaba savaşın bu kızgın zamanı namaz kılmak olur mu?! Muharebe, namaz kılmamıza engeldir” dedi. Ama İmam Ali (a.s) “Biz onlarla ne için savaşıyoruz?! Biz sadece namaz için savaşıyoruz” dedi...” (Bihar’ul-Envar c. 83, s. 23)

 

Kerbela’da Hz. Hüseyin (a.s)’la Yezid’in ordusu karşı karşıya gelmişti; Aşura gününün öğle vaktiydi. O gün sabah erkenden Kerbela kahramanları, düşmanın kalabalık ordusuna ve kendi sayılarının az oluşuna bakmayarak, en zor şartlarda bile mümin kimsenin hak ve İslam yolunda her türlü fedakarlığa hazır olması ve Allah yolunda her şeyini vermekten çekinmemesi gerektiğini göstermek için eşsiz bir yiğitlik destanını sergiliyorlardı. Bazıları şahadet şerbetini içmiş ve geri kalanlar da Hz. Hüseyin ile birlikte tüm varlıklarıyla düşmana karşı savaşmaktaydılar. İmam’ın ordusundan olan Ebu Sümame Seydavi Hz  Hüseyin’e yaklaşarak şöyle dedi:

“Canım sana feda olsun. Düşmanlar bize yaklaşmış bulunuyorlar; ama ben şehit olmadan onlar sana dokunamazlar; seni şehit edemezler. Allah’a kavuşmadan önce öğle namazımı seninle kılmak istiyorum” dedi.

İmam aleyhisselam, başını kaldırıp göğe baktı ve “Namazı hatırlattın; Allah seni namaz kılanlardan etsin. Evet, şimdi namaz vaktidir; düşmandan namaz için muharebeye ara verilmesini isteyin” dedi Düşman bu isteği kabul etmedi. Buna rağmen, İmam (a.s) henüz şehit düşmemiş olan ashabıyla İslam’da muharebe vakti için  belirlenen şekilde namazlarını kılmaya başladılar. Bu halde İmamı korumak için ashaptan bir grup düşmanın önünde durup kendi canlarını siper ettiler ve bir grup İmam’ın eşliğinde namaz kıldılar. Ve sonra bu grup öne geçtiler ve birinci grup İmam’la namazlarını kıldılar.” (Bihar’ul-Envar c. 45, s. 21)

 

Zannedersem bu kadarı yeterlidir değerli kardeşlerim. Verdiğim her hadisin altında kaynaklarını da verdim. Gördüğünüz gibi bu hadislerde Ehlibeyt İmamları namazın aslından bahsetmekle birlikte bu gün kılındığı şekliyle beş namazdan da bahsetmektedirler. Aynı şekilde Kur'an ayetlerine de değinerek, o ayetleri nasıl anlamamız gerekliliğini de açıklamışlardır. Rabbim hepimize doğruları olduğu gibi göstersin ve bizi Resulü'nün ve Pak Ehlibeyt'inin ve Ehlibeytin babası Şah-ı Velayet, Şah-ı Merdan İmam Ali'nin hakiki yolundan ayırmasın inşaallah.

 

 
Site içi Arama


 

 

 

 

Go to top of page  Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız |
Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler  |  Îletişim için |

Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de  'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM