Bismillahirrahmanirrahim
Cevap
415:
Muhterem kardeşim, bahsedilen iki ayetin arasında
yapılan benzetme, son derece yersiz ve hatalı
benzetmedir.
Bu yanlışı fark
etmeniz için aşağıdaki hususlara dikkat etmeniz
gerekir:
Hud Suresindeki
ayetlerde Meleklerin Hz. İbrahim'e gelmeleri ve
ona evlat müjdesi vermeleri, Hz. İbrahim'in onlara
ikram ve ziyafetinden, yemek yemediklerinde
şaşırıp kaygılanması ve bilahare meleklerin
kendilerini tanıtması ve onlara evlat müjdesi
vermesi, ardından ayakta duran eşinin buna şaşırıp
gülmesi ve hem kendisinin, hem de eşinin ihtiyar
olmalarından dolayı bunun nasıl olacağını merak
etmesi, onların da "Allah'ın işine mi
şaşırıyorsun, Allah'ın rahmet ve bereketleri siz
Ehlibeyt'in üzerinedir. " Dolayısıyla şaşırmanıza
gerek yoktur dediklerinden bahsediyor. Hud
suresinin 69 ila 76. ayetlerine kadar okunduğunda,
ayetlerin içeriğinin hem Hz. İbrahim, hem de
eşiyle alakalı olduğu açık bir şekilde görülür.
Dolayısıyla da Ehlibeyt hitabı her ikisini
kapsıyor ve elbette Hz. İbrahim'in ev reisi olması
hasebiyle zamir müzekker getirilmiştir.
Oysa Ahzap
suresinde geçen ayetlerdeki hitaplar sadece
Resulullah'ın eşleriyle alakalıdır, zaten konuyla
alakalı ayetlerin başlangıcında "Ey Peygamberin
eşleri" hitabıyla bunu açık bir şekilde ortaya
koymuştur. Ayrıca ayetler baştan sona, (içinde
Ehlibeyt kavramının geçtiği cümle hariç) hepsi
Resulullah'ın eşlerine uyarı niteliği
taşımaktadır; dolayısıyla da Resulullah'ın
kendisiyle hiçbir alakası yoktur. Bu yüzden de
zamirin Resulullah'tan ötürü müzekker yapılmasının
hiçbir mantığı yoktur.
Kaldı ki eğer
gerçekten bu ayette Ehl-i Sünnet'in iddiasına göre
Ehlibeyt'ten Resulullah'ın eşleri kastedilmiş
olsaydı, o zaman daha önceki ve daha sonraki
ayetlerde de Ehlibeyt tabirinin kullanılması daha
mantıklı olmaz mıydı? Önceki altı ayette hep
"Peygamberin eşleri" tabiri kullanılacak, sonra
ortada onlara "Ehlibeyt" diyecek, ardından tekrar
zamiri müennesleştirip "Eşler" diyecek; Allah
aşkına bunun makul ve mantıklı bir izahı olabilir
mi? Siz buyurun biz de istifade edelim.
Sonra önceki
ayetlerde, hep onları uyarıp, sonra ortada
"Ehlibeyt" tabirini kullanarak onların temizliğine
yönelik ilahi iradeyi ortaya koyarak onları
övmenin, ardından tekrar dönüp zamiri
müennesleştirerek uyarı emirlerine devam etmenin
bir mantığı ve makul izahı olabilir mi?
Ehli Sünnet'in bu
ayetin tefsirindeki bir başka açık çelişkisi
şudur:
Bir taraftan
Ehlibeyt'ten maksadın Resulullah'ın eşleri
olduğunu söylüyor ve buna siyak ve sibakı gerekçe
gösteriyorlar, diğer taraftan, Hz. Ali, Hz.
Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in de
Ehlibeyt'ten olduğunu kabul ediyorlar. Oysa
bahsettikleri siyak ve sibak deliline göre onlar
Ehlibeyt'ten sayılmamalıdırlar; zira esasen Sünni
tefsire göre ayetlerde onların bahsi bile
geçmemektedir. Peki, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz.
Hasan ve Hz. Hüseyn'i de neye dayanarak Ehlibeyt
kavramına dahil ediyorsunuz dendiğinde, onların da
dahil olduğunu hadisler kanalıyla anlıyoruz
diyorlar.
İşte çelişki tam
burada bariz bir şekilde ortaya çıkıyor. Çünkü ya
hadisi işe katmayacaksın, (o zaman da ümmetin
ittifakla Ehlibeyt'ten olduğunu kabul ettiği Hz.
Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i
Ehlibeyt'ten saymamalısın); ya da hadisi de işe
katacaksın, o zaman da Ehl-i Sünnet'in iddiasının
tam tersi bir durum ortaya çıkar. Zira Sünni
kaynaklarda da tevatür denebilecek derecede
nakledilen "Kisa Hadisi" onların iddiasının tam
aksine Resulullah'ın eşlerinin Ehlibeyt'ten
olmadığını ortaya koyuyor. Zira Allah Resulü
"Aba"sının altına topladığı Ehlibeyt'in yanına
Ümm-ü Seleme annemizi kabul etmeyerek eşlerinin
Ehlibeyt kavramı altına girmediğini hem sözlü, hem
de ameli olarak ortaya koymuştur.
|