Advertisement

KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Soru ve Cevaplar

 

Bugün :  

Sık Kullanılanlara Ekle

 

Başlangıç Sayfası Yapın

 
 

 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Soru 357: Yaradılış söylemine göre insanoğlu var olduğu andan itibaren Allah nebi (resul-elçi) olarak seçtiği kişiler aracılığıyla biz insanlara biçimi değişse ve sonradan değiştirilmiş olsa da "sayısız" mesajlar gönderdi...Bütün bunlara, Allah'ın seçtiği resullerinin ve onlara inananların,insanı sürekli batıl olandan alıp doğru yola çekme yönündeki üstün çabalarına rağmen gelinen nokta nazarıyla bakıldığında pek bir ilerlemenin kaydedilemediği "aşikardır"..Ve hatta tersi de iddia edilebilir... Kötülüklerin azalması şöyle dursun süreğen biçimde artmakta olduğunu da görüyoruz... Bu günün dünyasında orta cağdan daha fazla kötülükler vardır... Sonuç olarak bu savaşımda ŞEYTAN (veya NEFS denilen) daha mı güçlü acaba?

 

Cevap: Muhterem kardeşim, Allah-u Teala insana iyilikleri de kötülükleri de ilham edip ona istediği tarafı seçebilmesi için hür irade vermiştir. Allah isteseydi herkesi imana ve istediği istikamette hareket etmeye zorlayabilirdi. Ancak bunu yapmamıştır. Zira o zaman bunun bir anlamı ve özelliği kalmaz, iyi ve kötünün, doğru ve yanlışın farkı olmazdı. Dolayısıyla ne iyiyi seçen mükâfatı, ne de kötüyü seçen cezayı hak etmezdi. Kısacası bu âlem imtihan âlemidir. Her insan da sonuna kadar bu imtihanlara tabiidir. Acaba gerçekten insan bu seçimde özgür müdür? Bunun delili nedir? diye sorulabilir. Bir şeyin mümkün olmasının en büyük delili, onun vuku bulması, tahakkuk etmesidir. Bir ferdi dahi tahakkuk etse, onun mümkün olmasını ispata yeter. Konumuza gelince, tarih boyunca milyonlarca, belki milyarlarca insan, Allah elçilerine inanmış ve davetlerine icabet etmiştir. Bu da insanın seçimde özgür olduğunu gösteriyor. Eğer Şeytan ve nefsin daha güçlü olduğu iddiası doğru olsaydı, hiç kimse Allah ve Resullerinin yolunu izlememesi gerekirdi. İnsanların çoğunluğunun yanlış yolda olması, Şeytan ve nefsin güçlü olması anlamına gelmez, insanın rahatlığı mücadeleye, peşini veresiyeye tercih edip Allah'ın verdiği akıl nimetini gereği gibi kullanmamasından kaynaklanıyor. Bazen azimli olan az bir grup, azimsiz nice yığınlara galebe çalar. Bu onların güçlü, karşı tarafın güçsüz olduğu demek değil, bir tarafın ellerindeki imkânları heba edip, rahatlığı mücadeleye tercih etmelerinden kaynaklanır.. Allah'a emanet olun.

 

Soru-Cevap: Maddeler halinde sıraladığınız görüşlerinizi, biz de maddeler halinde cevaplamaya çalışacağız:

1- "Hür-irade" verilemez, verilirse de artık o "hür-irade" değildir, tümceleriniz kendi-içinde çelişik ve kendi-kendisini imha eder nitelikte

Cevap 1: Sizin yanlışınız olaya sadece Sünni perspektifinden bakmaktır ki elbette bunda da bir suçunuz yoktur. Eğer Ehlibeyt mektebinden haberdar olsaydınız, olaya çok daha farklı bakma şansınız olurdu. Bakın güzel kardeşim, "Hür irade verilmez, verilse de atık o hür irade değil" sözünüzün bir anlamı ve mantığı yoktur. İnsanı yaratan Allah, elbetteki ona hür iarede de verebilir. Bunun anlamı şudur ki yaratıcı, insanı istediğini seçebilmeye muktedir olarak yaratmıştır. Sizin yanlışınız şuradan kaynaklanıyor, zannediyorsunuz ki biz insanın hür iradeye sahip olmakta da hür olduğunu söylüyoruz. Hayır, biz bunu söylemiyoruz. Elbette insan hür iradeye sahip olup olmamada hür değil. O istese de istemese de seçimde hürdür. Tıpkı yaratılışın aslında olduğu gibi… Yani kimse diyemez ki ben isteseydim yaratılmazdım. Bu onun elinde değildir. İstese de istemese de yaratılmış olacaktı. Ama yaratıldıktan sonra Allah'ın ona verdiği özelliklerden birisi de seçimde hür olmasıdır.

İnsanın hür iradeye sahip olduğunun birçok göstergesi vardır. Eğer insan hür olmasaydı, hiçbir zaman bir şeyi yapıp yapmamada tereddüt yaşamazdı. Eğer hür olmasaydı yaptığı şeyden bazen memnuniyet, bazen ise pişmanlık duymazdı. Eğer hür irdeye sahip olmasaydı aldığı eğitimler, talim terbiyeler üzerinde etkili olmazdı vs…

2-Velev-ki "verile-bilindi", ve bir insan-tekili olarak, "hür-iradem" sadece ve sadece bana ait, bu durumda da, "külli-iradenin" etki-edemediği bir "cüz" alanı açılmış olur ki bu da yine söyleminizle çelişir nitelikte, "çünkü, evrende hiçbir şey" külli-iradenin "etki ve" gözetiminden "münezzeh değildir", bu "temel-tümel" önerme doğru ise, ki "yanlış demeniz" "temel anlamdan" sapkınlık olur, o zaman irade "hür değildir.

Cevap 2: Allah'ın kapsayıcı iradesinin anlamı şudur ki hiçbir şey onun gözetimi, iradesi ve meşiyyetinin dışında değildir ve her şey onun isteği ve verdiği güç ve imkânlarla gerçekleşiyor. İstediği zaman kulun yaptığına engel olabilir. Ama bunu yapmaz. Zira o iradesini ve meşiyyetini kulun seçtiği yönde tecelli ettirir. Kul iyiyi seçerse, iradesi o yönde tecelli eder, kötüyü seçtiği zaman da o yönde. Hem iyiyi seçen kimseye onu yapabilme imkânı sağlar, hem de kötüyü seçen kimseye. Peki, kötüyü yapan kimseye engel olamaz mı? Elbette ki olabilir; ama olmaz. Çünkü o zaman imtihanın anlamı kalmaz ve ne zorla iyiyi yapan mükâfatı hak eder, ne de zorla kötüyü yapan cezayı. Başka bir deyişle âlemdeki etkenler iki türlüdür:

a) Birbirinin paralelinde ve yan yana müstakil etkenler.

b) Birbirinin uzantısı ve tamamlayıcısı olan etkenler.

Örneğin bir defa birkaç kişi yan yana gelip güç birliği yaparak bir taşı kaldırıp başka bir yere taşıyorlar ya da her biri ayrı bir taşı taşıyor. Burada her kişi kendi yerinde ve diğerlerinin paralelinde müstakil bir etkendir. Bir defasında da bir insan kibriti yakıp ocak gazını ateşliyor, yanan ocak, üzerindeki tencereyi ısıtıyor; tencerenin ısınması içindeki suyu ısıtıyor, ısınan su ise içindeki yemeği pişiriyor. Burada birkaç etken söz konusudur, ama bunlar bir birinin paralelinde ve bağımsız etkenler değil, birbirinin uzantısında yer alan ve birbirini tamamlayan etkenlerdir. İnsan kibriti, kibrit ocağı, ocak tencereyi, tencere suyu ve su da yemeği etkiliyor. Allah'tan gayrı varlıklar arasında her iki türlü etkene rastlamak mümkündür. Ama Allah ile diğer varlıkları dikkate aldığımızda, sadece ikinci türden etkenlik söz konusudur. Yani Allah-u Teala baş etkendir, diğer etkenler ise onun etkenliğinin bir uzantısıdır. O istediğinde etkili olurlar, istemediğinde ise olmazlar. Yani evvela o etkenleri yaratan ve daha sonra da onların etkenliğine izin veren Allah'tır. Dolayısıyla insanlar irade ettiklerinde, elbetteki iradeleri geçerlidir, yani bir robot gibi veya marangozun elindeki bir testere gibi değillerdir. Çünkü istedikleri zaman istedikleri şeyi yapmaya veya yapmamaya muktedirdirler. Ama bu etkenliklerinde müstakil ve Allah'a paralel değillerdir. Onun etkenliğinin bir uzantısıdırlar. Allah onlara bu etkenliği verdiği ve hür iradeyle etkili olabilmeyi istediği için etkili olabiliyorlar. Eğer vermeseydi ve bu hür iradeyi onlara tanımasaydı, hiçbir şey yapamazlardı. Dolayısıyla bir taraftan Allah'ın etkenliği ve iradesi işlemektedir, diğer taraftan insan kendisine tanınan bu hakkı kullandığı için yaptığının sorumlusudur ve iyiyi seçip yaptığında, mükâfatı, kötüyü seçip yaptığında ise cezayı hak etmektedir. 

3- Toplumsal-sosyalizasyon süreçleriyle irade-ilişkisini nasıl açıklayacaksınız, irade-denilen sosyalizasyon-sürecinde kazandırılıyor, bu durumda "hangi-irade" sorusunu cevaplamanız gerekiyor. Eskimolarda, gelen misafirlere kadınlarını-sunmak gibi bi gelenek var, yeni doğan bir Eskimo çocuğu bu "iradeye" sahip kılınıyor, şimdi bu durumu "ne diyeceksiniz"?

Cevap 3: Siz, bir takım toplumsal, ailevi vs. etkenlerin insanın iradesi üzerinde etkili olmasıyla, belirleyici olmasını karıştırıyorsunuz. Biz, bu gibi şeylerin insanın üzerinde bir yere kadar etkili olduğunu inkâr etmiyoruz. Ama bunlar asla belirleyici değildir. Son tahlilde belirleyici olan ve kesin etkiyi gösteren insanın kendi azmi ve iradesi ve seçimidir. Nitekim nice dindar aileler vardır ki çocukları veya diğer bazı aile fertleri dinsiz oluyorlar. Hz. Nuh'un oğlu ve Hz. Nuh ve Lut'un eşleri gibi. Nice aileler de vardır ki içinde dinsiz ve inançsız bir atmosfer hâkim olmasına rağmen içinden dindar ve inançlı kimseler çıkmıştır. Firavunun eşinin Hz. Musa'ya iman etmesi gibi. Bunun birçok örneklerini günümüzde de sık sık görmekteyiz. Eğer insanın kendi iradesi belirleyici olmasaydı, bunun bir tane dahi aksi yönde örneğine rastlamamamız gerekirdi.

4- Bir kıssa, öbür tarafta, akli-balig olmadan canı alınan bir çocuk, bunun gerekçesini soruyor, niye bana "imtahan şansı" verilmedi diye, bir ekranda abisinin hayatı ona gösteriliyor, fuhuş, esrar, cinayet gibi tüm günahları içeren bir hayat ve deniyor ki "işte-bunun için" senin canını aldık, temiz kalmayasın diye, bu sefer cehennemde yanan abi soruyor, "benim canımı niye almadınız diye"...

Cevap 4: Böyle bir kıssa yalan ve yanlıştır ve en azından eksiktir. Her çocuklukta ölen kimsenin bu sebepten dolayı öldüğünü kim demiştir? Diyen varsa da kendinden çıkarmıştır ve dini hiçbir dayanağı yoktur. Ölen çocukların ölüm sebepleri insanların kendi ihmalkârlıklarından kaynaklanmaktadır. Allah'ın âlemin düzeninde koyduğu kanunlar ve sünnetler vardır. Bunların hakkıyla işletilmesi ise insanlara bağlıdır. Örneğin Allah, sağlık için kurallar koymuştur. Eğer insanlar kendileri bu kurallara riayet etmez ve hastalanırlarsa, bu Allah'ın suçu mu? Ha diyeceksiniz ki çocuğun ne suçu vardır eğer anne babası veya toplum yanlış yapmışsa? Elbette suçu yoktur. Ama Allah'ın da bir suçu yoktur. Allah-u Teala'ya düşen ise o çocuğu başkalarının yaptığı suçtan dolayı sorumlu tutmamasıdır. Zaten böyle bir şey de söz konusu değildir ve çocuklar hiçbir vazife yapmadan cennete gidecek ve yapılarına uygun bir şekilde orada nimetlendirileceklerdir. 

5- Yaşamın içindeki tekil-durumların her birini, dinsel bilgiye dayandırarak açıklayabilmeniz olanaksızdır, bu noktada söyleyebileceğiniz tek şey vardır ki o da şudur;

"Takdir-i ilahi"

Cevap 5: Evet, önceden de söylediğimiz gibi sizin yanlışlarınızın ana kaynağı Sünnilikten tanıdığınız yanlış kaza ve kader inancıdır. Eğer sahih kanal ve kaynaktan bu inancın mantıklı yorumunu öğrenseydiniz, böyle söylemezdiniz. Dolayısıyla şimdilik size tavsiyemiz, bunları bir de Ehlibeyt mektebi perspektifinden incelemenizdir…

Biz size yardımcı olmak için şimdilik bir link veriyoruz. Bu linkteki yazı kısmen de olsa size yardımcı olur diye düşünüyoruz:

http://www.kevsernet.com/s_ve_c/13.htm

Hoşça kalın…

 

 

 
Site içi Arama


 

 

 

 

Go to top of page  Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız |
Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler  |  Îletişim için |

Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de  'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM