Advertisement

KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Soru ve Cevaplar

 

Bugün :  

Sık Kullanılanlara Ekle

 

Başlangıç Sayfası Yapın

 
 

 

 

Bismillahirrahmanirrahim

 Soru 340

Soru: Hocam sorum birkaç aşamadan oluşuyor. Birincisi, fatihasız namazın olmayacağına dair bir hadis okudum..

Birinci, sorum bu hadisin sıhhati nedir?

İkincisi, eğer bu hadis sahih ise Müzzemmil suresi 20. ayette "kolayınıza geleni okuyun" ayeti ile ters düşer mi?

Yukarda bahsedilen konuyla alakalı olarak son sorum ise Resulullah'ın hadisleri Kur'an'ı nesh eder mi? Yani birisi diyebilir mi ki evet önceden Allah (c.c) kolayınıza geleni okuyun dedi ama sonra Resulullah (s.a.a) bu ayeti nesh etti ve Fatiha okumamızı emretti. Ayeti hadis nesh eder mi? Yoksa ayeti sadece ayet mi nesh eder?

 

Cevap: Muhterem kardeşim, evvela bahsettiğiniz hadis doğrudur ve Ehlibeyt kanalıyla da nakledilmiştir.

Saniyen Bu hadisin Müzzemmil 20. ayetle hiçbir çelişkisi yoktur. Zira o ayet genel anlamda, Kur'an okumakla alakalıdır, ister namazda olsun ister gayrı namazda,  özellikle geceleri. Önceden gelen hüküm (surenin başında da açıklandığı üzere) şuydu: Gecenin yarısını veya üçte ikisine yakınını, ya da üçte birini ibadetle geçirin.  Ama hem gündüzleri Resulullah ve Müslümanların görev ve meşguliyetleri, hem de gecenin yarısını, üçte ikisini veya üçte birini hesaplamanın o günün şartlarında her kes için kolay olmadığı (özellikle değişken mevsim saatlerinde)  için, bu hüküm mümkün olduğu veya kolaylarına geldiği kadar olarak değiştirildi. Bazıları bunu surenin başındaki hükmün sonunda ki hükümle nesh edildiği olarak değerlendirirken, bazıları da bir kolaylaştırma ve ruhsat olarak değerlendirmişlerdir.

Her halükarda bu ayet, özel olarak namazda Kur'an okumakla alakalı değil, gerçi genel anlamda onu da kapsıyor ve surenin genelinden anlaşıldığı üzere daha çok gece ibadetiyle alakalıdır.
Farz namazlarda okunması gereken kıraat hükümleri ise namazın birçok teferruatı gibi, gayrı Kur'anî vahiy sayılan sünnet yoluyla sabittir. Dolayısıyla burada bahsettiğiniz ayetin hadisle nesh edilmesi gibi bir şey de söz konusu değildir.

Son sorunuza genel olarak cevap vermek gerekirse, Kur'an ayeti ya daha sonra inen bir başka ayetle nesh edilir ya da mütevatir olan hadisle. Ama ahad hadislerle ayetin neshi sabit olmaz.

 

Soru: Hocam, Fatiha ile ilgili bölümü anladım, Allah razı olsun.. Yalnız nesh konusuna yine takıldım ben. Nesh tam anlamıyla iptal mi etmek demek? Yani Resulullah'ın mütevatir bir hadisi ayeti iptal mi ediyor?

Hocam kusura bakmayın ama aklım almıyor.. Resulullah Kur'an'a aykırı bir iş yapar mı, söz söyler mi (hâşâ)? Bu biraz da İslam düşmanlarına fırsat vermez mi? Yani biz mesela İncil'deki çelişkileri falan bulup onlara sunuyoruz. Diyoruz ki bakın burada şöyle dediğinize, burada başka türlü demişsiniz. Onlar da aynı silahı bize karşı uygulamaz mı? Kur'an ile hadisler birbirine zıt diye İslam'ı kötülemezler mi? Hatta bu konu hadis düşmanlarına da fırsat vermiyor mu bir noktada? Çünkü Kur'an'a aykırı hadis olmaz diyerek tüm hadisleri mütevatir de olsa külliyen reddetme yoluna gidiyorlar..

Etraflıca bu konuyu açıklarsanız sevinirim. İnanın kafam çok karıştı. Mütevatir bir hadisle mesela hangi ayet iptal edilmiştir?

 

Cevap: Muhterem kardeşim, evvela sizin bahsettiğiniz şey eğer çelişki ise, bu nesheden ve neshedilen iki ayet için de geçerlidir. Ayetler nasıl birbiriyle çelişir, oysa Allah-u Teala Kur'an'da ihtilaf ve çelişki olmadığını açıkça beyan etmiştir (Nisa, 82). Demek ki bunlar çelişki değil. Birinci hükmü gönderen Allah belli bir zaman sonra, o hükmü başka bir hükümle değiştirmeyi murad ediyor, bildiği maslahattan dolayı. 

Sizin hataya düştüğünüz yer şudur ki siz bazılarının da zannettiği gibi Resulullah'ın (s.a.a) sözlerinin veya açıklamalarının en azından bazen indi olduğunu ve şahsi görüşleri olduğunu (bazılarının tabiriyle bazen ictihad yaptığını) zannediyorsunuz. Oysa öyle olsaydı, Allah-u Teala Resulüne kayıtsız bir şekilde ittiba ve itaat etmeyi bize farz kılar mıydı? Eğer Resulullah'ın sünneti (kavli, fiili ve takriri) bize hüccet ve şer'i delil özelliği taşıyorsa (ki öyledir), o zaman bunların da mutlaka İlahi bir dayanağı olduğunu kabul etmekten başka çaremiz yoktur. Kısacası Resulullah'ın sünneti de vahye dayanmaktadır. Ancak Resulullah'a inen vahiyler iki türlüdür:

a) Kur'ani vahiyler ki hem kalıp hem de muhteva Allah-u Teala'ya aittir ve mucizevî özellik taşıyor.

b) Gayr-i Kur'ani (gayri metlüvv de deniyor) vahiyler ki muhteva Allah'tan, ama açıklama şekli ve kalıbı Resulullah'a bırakılmıştır. Dolayısıyla biz inanıyoruz ki Resulullah'ın sünnet ve direktif mahiyeti taşıyan bütün açıklamaları vahiy menşe'lidir. Dolayısıyla eğer bir hükmün kaldırıldığını Resulullah açıklıyorsa, bu da yine Allah tarafındandır, Resulullah'ın hâşâ keyfi ve indi bir açıklaması değildir ki. Ancak burada sorun şudur ki ahad hadislerde uydurma olma ihtimali olduğu için kat'i bir Kur'ani hükmün zanni bir rivayetle kaldırılması mümkün değildir. Bu yüzden mütevatir olması şart koşulmuştur. Çünkü Mütevatir hadisin yalan olma ihtimali sıfırdır.

Elbette şunu hatırlatmakta fayda vardır ki nasih diye bildiğimiz bazı hadisler, müstakil hadisler değildir. Yani daha çok iki ayeti birbirine bağlayan ve birinin diğerine nasih olduğunu açıklayan hadislerdir.

Şöyle ki bazı ayetler vardır ki onların bazısı diğeri için neshedicidir. Yani birisinde geçen hüküm diğerinin alternatifidir. Bunların bazısını müstakillen ayetlerin kendisinden anlamamız mümkündür; ancak bazısını hadislerden yardım almadığımız takdirde bu ikisinden birinin diğerine nasih ve alternatif olduğunu anlamamız mümkün değildir. Örnek vermek gerekirse, Kur'an'da Bakara suresinin 240. ayetinde kocası vefat eden kadınlar hakkında şöyle buyuruyor:

"İçinizden hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanlar, eşleri için senesine kadar evlerinden çıkarılmaksızın kendilerine yetecek bir malı vasiyet ederler. Bununla birlikte eğer kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında yaptıkları meşru bir hareketten dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."

Evet, kısaca ayet şunu buyurmaktadır: Kocası ölen kadınlar bir yıl, kocalarının evinde kalıp, onların malından istifade ederler, ardından da çıkıp giderler. Görüldüğü gibi bu ayette ne iddet konusu, ne de miras meselesi gündeme gelmemiştir. Evet, ilk başlarda kocası ölen kadınların hükmü buydu. Ama daha sonra iddet ayetleri (Bakara, 234) ve miras ayetleri (Nisa, 12) nazil oldu ve ondan sonra kocası ölen kadınlar dört ay on gün iddet tuttuktan sonra evlenebilmelerinin cevazı ve ayriyeten kocalarından belli miktarda miras almaları hükme bağlandı.

Şimdi eğer biz bu iki grup ayeti hadislerden bağımsız olarak ele alırsak, birinin diğerinin nesh edicisi olduğunu anlamamız mümkün değildir. Çünkü iki ayetin birbirine nasih olduğunu hadislerden bağımsız olarak anlamamız için iki ayetin muhtevası birbirine tam olarak zıt olması gerekir. Oysa burada böyle bir durum söz konusu değildir. Yani iki ayeti şöyle de anlamak mümkündür: Kadın asgari olarak dört ay on gün iddet tutar, ama isterse de bir yıl kocasının evinde kalır ve ayrıca miras da alabilir. Kısacası iki grup ayet arasında zahiri bir çelişki yoktur. Oysa İslam ümmetinden şu ana kadar Şii'siyle Sünni'siyle böyle bir fetva veren hiçbir alim ve fakihe rastlanmamıştır! Neden? Çünkü mütevatir hadisler gereği İslam âlimleri ittifakla daha sonra inen iddet ve miras ayetleriyle, Bakara 240. ayetin hükmünün ortadan kalktığını söylemişlerdir.

İnşallah bir nebze olsun muradımı açıklayabilmişimdir.

Allah'a emanet olun.   

 

 

 
Site içi Arama


 

 

 

 

Go to top of page  Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız |
Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler  |  Îletişim için |

Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de  'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM