Bismillahirrahmanirrahim
Soru
332:
Saygıdeğer hocam ALLAH'ın selamı üzerinize ve tüm
inananların üzerine olsun. Türkiye'de Müslüman ve
Ehl-i Sünnet olan Hanefi mezhebine mensup bir anne
ve babadan dünyaya gelmişim. Fazla bir ilme sahip
değilim. Kuran'ı nasıl okumalı nasıl anlamalı ve
nasıl yaşamalıyım? Bir âlimin sahih dediği hadise,
bir diğerinin uydurma dediği ortamda Peygamber'i
nasıl tanımalı, nasıl örnek almalıyız; aydınlatır
mısınız?
Cevap:
Muhterem kardeşim, çok yerinde ve önemli bir soru
sormuşsunuz. Bu gün Müslümanların yaşadığı en
önemli sorun bizce burada düğümlenmektedir.
Allah'ın dini ve bu dinin iki baş kaynağı olan
Kur'an ve hadis öğretilerini kimden öğrenmemiz
gerekir? Sizin de yerinde tespit etiğiniz gibi her
herkes kendisini bu konuda yetkili görürse, o
zaman bu gün bu konularda yaşanan kargaşa
kaçınılmazdır. Evet, Müslümanlar olarak bizim en
önemli görevimiz bizi Sahih Kur'an tefsirine ve
sahih Peygamber (s.a.a) Sünnetine ulaştıracak en
sahih, sağlam ve şaibesiz kanal ve kaynakları
tespit etmektir.
Elbette bu
konu oldukça geniştir; ancak biz bu bölümün
kapasitesine uygun düşecek şekilde size bazı
ipuçları vermekle yetineceğiz:
1- Her
şeyden önce şunu bilmeliyiz ki Allah'ın yüce
Resulü (s.a.a) vahyi telakki ve tebliğle görevli
olduğu gibi, onu en sahih şekilde insanlara
açıklama ve ayetlerin muradını tefsir etmekle de
görevliydi. Bu konuda Kur'an'ın şu ayeti bize ışık
tutmaktadır:
"Biz o
peygamberleri mucizelerle ve kitaplarla gönderdik.
Ey Peygamberim! Sana da Kur'ân'ı indirdik ki,
insanlara vahyedileni açıklayasın. Belki onlar da
düşünürler."
(Nahl, 44)
2- Al-i
İmran suresinin başlarında da belirtildiği gibi
Kur'an'ın ayetleri muhkem ve müteşabih olmak üzere
iki kısma ayrılmaktadır. Muhkem ayetler, mana ve
muradı açık olan ayetlerdir. Müteşabih ayetler
ise, değişik şekillerde anlaşılmaya müsait bir
yapısı olan ayetlerdir. Yine aynı ayetlerde beyan
edildiği üzere muhkem ayetler "Kitab'ın anası"
konumundadır ve müteşabih ayetleri onların
yardımıyla tefsir etmek gerekir. Bunu ise ancak
Allah ve ilimde rusuh emiş (derinleşmiş) kimseler
yapabilir ki bunların başında Resulullah ve onun
ilim ve irfanının hakiki ve en kâmil varisleri
olan kimseler gelmektedir.
3- Yine
bilmemiz gerekir ki Allah Resulü'nün kavli, fiili
ve takririnden oluşan sünneti de vahye
dayanmaktadır. Ancak bunlar gayri Kur'anî (veya
bazılarının tabiriyle gayr-i metluvv)
vahiylerdir. Yani Allah'ın Resulü insanlar için
direktif mahiyetini taşıyan hiçbir şeyi indi ve
kendi kafasından açıklamamıştır, vahiyle
yönlendirilmiştir. Ancak bunların Kur'an'la farkı
Kur'an'ın hem kalıbının, hem de muhtevasının Allah
tarafından ve mucizevî şekilde olduğu, gayr-i
Kur'anî vahiylerin ise muhtevasının Allah'a,
kalıbının ve açıklama şeklinin Resulullah'a ait
olduğu ve mucize olmayışıdır. Eğer böyle
düşünmezsek (ve bazılarının dediği gibi Allah
Resulü'nün de Kur'an dışındaki açıklamalarında bir
müctehid olduğunu ve dolayısıyla bazen isabet,
bazen ise hata yapığını söylersek), o zaman
Resulullah'ın sünneti bize neden şer'î bir delil
ve kaynak olsun ki?!
4- Demek
ki Kur'an'ın açıklamasında diğer Kur'an
ayetlerinden istifadeyle birlikte, Resulullah'ın
ve onun ilminin varislerinin de açıklamasına
ihtiyacımız var. Aynı şekilde gayr-i Kur'anî vahiy
niteliğini taşıyan Resul sünnetine de ulaşmak için
en sağlam ve en güvenilir kanal ve kaynakları
tespit etmemiz gerekir. Çünkü aynı konularda
birçok zaman birbirleriyle taban tabana zıt olan
sözler veya uygulamalar Resulullah'tan
nakledilmektedir. Bu konuda da yine Kur'an ve
Resulullah'ın sünnetinden referans almamız
gerekir.
5- Elbette
bu konuda da farklı görüşler ve nakiller söz
konusu olduğu için, tercih yapabilme imkânına
kavuşabilmek için bir takım sağlam kriterler ve
ölçüler elimizde bulunması gerekir. Bizce
araştırmacı bir kimsenin bir sıçrama tahtası ve
sağlam bir ölçü olarak kullanması gereken şey her
şeyden önce müşterek nakilleri baz almasıdır. Yani
doğruları bulma telaşı içerisinde olan tarafsız ve
insaflı bir araştırmacı, sadece belli bir fırkanın
kendine özgü iddia ve nakillerini ölçü olarak
alırsa, hiçbir zaman bu işin içinden çıkamaz. Ama
eğer bütün fırkaların kaynaklarında müştereken
nakledilen hadis ve rivayetlerden hareket ederse,
o zaman ihtilafi konuların büyük bir bölümünde
rahatlıkla tercih yapma şansını yakalayabilir.
Ayrıca bu metot güven verici bir özelliğe de
sahiptir. Zira bir hadis, bütün farklılıklarına
rağmen değişik fırkaların kaynaklarında yer
veriliyorsa, bu nakilin doğruluk ve güven
vericiliği diğerlerine nazaran daha fazla ve güçlü
olur tabiatıyla.
6- İşte
biz bu müşterek nakillerden hareketle, Kur'an'ın
sahih tefsirine ve Resulullah'ın sahih Sünnetine
ulaşmada en sağlam, en önemli ve en şaibesiz
kaynağın Allah Resulü'nün (s.a.a) Ehlibeyt'in
olduğunu kanaatindeyiz. Şimdi ezbere konuşmayalım
diye bu konuda Ehlibeyt mektebi ve Ehl-i Sünnet
kaynaklarında müştereken nakledilen hadislerden
bazı örnekler vermeğe çalışacağız. Elbette diğer
ihtilafi konuların da hemen hepsinde aynı şeyi
yapma imkânına sahibiz elhamdülillah.
1-
Resulullah (s.a.a):
"Ben
sizin aranızda iki paha biçilmez emanet
bırakıyorum; o ikisine sarıldığınız müddetçe asla
dalalete düşmezsiniz; Allah'ın Kitabı (Kur'an) ve
Ehlibeyt'im olan itretimi. Hiç şüphesiz, bu ikisi
(Kevser) havuz(u) başında bana varıncaya dek,
hiçbir zaman birbirinden ayrılmazlar. Bakın benden
sonra onlara nasıl davranacaksınız?"
(Sahih-i Müslim, c.4, s.1874
Hadis: 36-37; Sünen-i Tirmizî, c.5, s.662, Hadis:
2786-2788; Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.4,
s.30-36-54, c.7, s.84, c.8, s.118-138-154; Sünen-i
Darimî, c.2, s.889, Hadis: 3198;
Müstedrek'üs-Sahihayn, c.3, s.118;
et-Tabakat'ül-Kubra, c.2, s.196;
el-Mu'cem'ül-Kebir, c.3, s.65-67;
es-Savaik'ul-Muhrika (İbn-i Hacer), s.226…
İbn-i
Hacer, es-Savaik'ul-Muhrika adlı kitabında otuza
yakın değişik senetle nakledildiğini söylüyor.
İlginçtir ki İbn-i Hacer de diğer birçok âlim
gibi, Rafizî diye nitelendirdiği Ehlibeyt
takipçilerine hitap ederek şöyle diyor: "Rafizîler
boşuna heveslenmesinler(!); gerçek Ehlibeyt
dostları bizleriz (Ehl-i Sünnet'i kastediyor);
Ehlibeyt'e sarılanlar, onların kurtuluş gemisine
binenler, Ali'nin gerçek Şiîleri bizleriz.(!)"
Ehlibeyt
mektebinin büyük âlimlerinden Allâme Şerafüddin,
bir kitabında İbn-i Hacer'in bu sözünün altına şu
şerhi düşmüştür: "Keşke İbn-i Hacer'e bir
sorabilseydim: Sayın İbn-i Hacer, Ehlibeyt senin
hayatının neresindedir? Hangi konuda onları örnek
ve önder olarak kabul ettin ki böyle büyük bir
iddiada bulunuyorsun? Bakıyorum itikatta imamın
Eş'arî'dir, fıkıhta Şafiî, tefsirde Katedelerin,
Mücahidlerin... görüşlerini esas alıyorsun,
hadiste ve diğer konularda da durum daha farklı
değildir. Bu mu Ehlibeyt'e sarılmak? Bu mu
Ehlibeyt'in gemisine binmek? Ve....)
(Müstedrek'üs-Sahihayn, (Hâkim
Nişaburî), c.3, s.163; Feraid'üs-Simtayn, c.2,
s.246; Yenabi'ul-Mevedde, c.1, s.95;
Mecma'uz-Zevaid, c.9, s.168; es-Savaik'ul-Muhrika,
s.184; Cami'us-Sağir (Suyutî), c.2, s.533, Hadis:
8162; el-Menakıb (İbn'ül-Meğazilî), s.132)
(Mecma'uz-Zevaid (Heysemî), c.9,
s.172; el-Fusul'ül-Mühimme (İbn-i Sabbağ Malikî),
s.8; Raşfet'üs-Sadi, s.91; eş-Şeref'ül-Müebbed,
s.31; İs'af-ür Rağibin, s.110)
6- Resulullah (s.a.a): "Kim
benim gibi yaşamayı, benim gibi ölmeyi ve Adn
cennetinde yerleşmeyi seviyorsa, benden sonra
Ali'nin velayetine girsin ve onun veli kıldığı
kimseyi veli kabul etsin ve benden sonra imamlara
uysun; zira onlar benim Ehlibeyt'imdirler; benim
tıynetimden yaratılmış, (ilahi bir) ilim ve idrak
nasiplenmişlerdir. Ümmetimden onların üstünlüğünü
inkar eden, onlarla benim aramdaki yakınlık bağını
koparanlara yazıklar olsun; Allah onları benim
şefaatime nail etmesin."
(Hilyetü'l-Evliyâ (Ebu Nuaym El-İsfahânî), c.1,
S.86, Kenzü'l-Ummâl (Muttaki Hindi),c.6, s.217)
7- Resulullah (s.a.a):
"Biz nübüvvet
ağacının meyvesi ve risalet madeninin
Ehlibeyt'iyiz; mahlukat içerisinde benden başka
Ehlibeyt'imden üstün olan birisi yoktur."
(İhkak'ul-Hak, c.9, s.378 (İbn'ül-Meğazilî'nin
Menakıb kitabından naklen)
9-
Resulullah (s.a.a):
"Ey
insanlar! Hiç şüphesiz, fazilet, şeref ve üstünlük
Allah'ın Resulü'ne ve onun zürriyetine
(Ehlibeyt'ine) aittir. Öyleyse batıl (yollar,
görüşler, şahıslar) sizi alıp kendisiyle
götürmesin."
(es-Savaik'ul-Muhrika, (İbn-i
Hacer eş-Şafiî), s.174; Yanabi'ul-Mevvedde, (Eski
İstanbul baskısı), s.307)
11- İbn-i Asakir, "Tarih-i Dimeşk" adlı
kitabının İmam Ali'nin (a.s) hayatı bölümünde
kendi senediyle Ubeydet-üs Selmani'den şu rivayeti
tahriç etmiştir:
"Ben Abdullah b. Mes'ud'un şöyle dediğini duydum:
"Eğer Allah'ın kitabını benden daha iyi bilen
birisini bilseydim, bineklerle onu arardım."
Bu arada birisi ona: "Sen Ali'ye (a.s) kıyasla
nasılsın?" diye sorduğunda: "Ben ne biliyorsam
onun yanında okuyup öğrendim." cevabını verdi.
(Tarih-i Dimeşk, Tercemetü'l-İmam Ali bölümü, c.3,
s.25-26, hadis: 1409)
12- İbn-i Zazan da ondan şu rivayeti tahriç
etmiştir: "Ben Resulullah'ın (s.a.a) yanında
doksan sure okudum, ama Kur'an'ı Peygamber'den
sonra insanların en hayırlısının yanında
hatmettim." Bu arada ona: "O kimdir?" diye
sorulduğunda: "Ali b. Ebi Talib'dir." cevabını
verdi."
(Tarih-i Dimeşk, Tercemetü'l-İmam Ali bölümü, c.3,
s.25-26, hadis: 1051 ve İbn-i Tavus'un eseri
"Saad'üs-Suud, s.285 ve El-Bihar, c.89, s.105)
13- Yine o demiştir ki:
"Kur'ân yedi harf üzerine inmiştir ve her harfin
bir zahiri ve bir de batını vardır. Ali b. Ebi
Talib'in yanında onun hem zahir ve hem de batın
ilmi vardı."
(Tarih-i Dimeşk, hadis:1048)
14- Hakim Haskani kendi senediyle Alkame'den
tahriç ettiği bir hadiste Abdullah b. Mes'ud'un
şöyle dediğini rivayet ediyor:
"Ben Resulullah'ın (s.a.a) yanında idim, Ali (a.s)
hakkında soruldu, Resulullah şöyle buyurdu:
"Hikmet on cüz'e bölünmüştür. Ali'ye dokuz kısmı,
diğer insanlara da bir kısmı verilmiştir."
(Şevahid-üt Tenzil, c.1, s.105, hadis:146)
15- İbn-i Mes'ud'dan sonra sahabenin en keskin
görüşlü ve parlak yüzlüsü, Kur'ân'ın tercümanı
(müfessiri) ümmetin büyüğü, ilim ve maarifle
çoşup taşan denizi olan Abdullah b. Abbas geliyor
ki onun, Kur'an'ın tefsiri hakkındaki bütün
bilgilerini Hz. Ali'den (a.s) almış olduğunu
görmekteyiz.
O şöyle diyor:
"İnsanların ilmi beş kısma bölünmüştür; onların
dört payı Ali'ye bir payı da diğer insanlara
verilmiştir. O bir payda da Ali onlarla ortak
olup, hatta onlardan daha bilgilidir."
(Tarih-i Dimeşk, Tercemetü-'l-İmam Ali, c.3,
s.45-46)
16- İbn-i Tavus, Nakkaş tarikıyle İbn-i
Abbas'tan naklettiği bir rivayette şöyle diyor:
Resulullah (s.a.a), Ali'ye
şöyle buyrdu: "İlim sana afiyet olsun ey Ebu-l
Hasan, sen ilmi su gibi içtin, susuzluğunu
giderdin,"
(Zehairu'l-Ukba, s.78. El-Menakıbu lil-Harezmi;
s.41)
17- Resulullah (s.a.a) şöyle
buyurdu: "Ey Ali! Ben ilim şehriyim, sen
kapısısın. Şehre kapısından başka bir yerden
girilebileceğini söyleyen, yalancıdır."
(Yenabiu'l-Mevedde, s.82)
18- Peygamber (s.a.a) buyurdu:
"Ben hikmet eviyim, Ali onun kapısıdır."
(Yenabiu'l-Mevedde, s.81)
19- Salman Farisi,
Resulullah'dan (s.a.a) şöyle rivayet ediyor:
"Benden sonra halkın en bilgilisi Ali İbn-i Ebi
Talib'dir."
(Feraidu's-Sımtayn, c.1, s.97)
20- Abdullah şöyle rivayet
ediyor: "Resululah'ın huzurundaydım. Ali'yi,
kendisine sorduğumda şöyle buyurdu: "Hikmet on
kısma ayrılmışdır. Dokuz kısmı Ali'ye, bir kısmı
da digerlerine verilmiştir."
(Feraidu's-Sımtayn, c.2, s.94)
21- Enes b. Malik rivayet
etmiştir: Resulullah, Ali'ye şöyle buyurdu:
"Benden sonra ümmetimin ihtilafa düştüğü şeyleri
sen açıklayacaksın."
(Müstedrekü's-Sahihayn, c.3, s.122)
22- Ebu Said Hudri'den rivayet
edilmiştir. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdu:
"Hüküm vermede ümmetimin en üstünü ve en bilgilisi
Ali ibn-i Ebi Talib'dir."
(El-Menakıbu lil-Harezmi, s.39)
23- Salman Farisi,
Resulullah'tan rivayet etmiştir: "Benden sonra,
Ali ibn-i Ebi Talib, ümmetimin en bilgilisidir."
(El-Menakıb lil-Harezmi, s.40)
24- Yine şöyle demiştir: "Benim ve Muhammed'in
(s.a.a) ashabının ilmi Ali'nin (a.s) ilmine oranla
yedi deniz içersinde bir damla gibidir."
(Sa'd-üs Suud, s.285.)
Hz. Ali'den, sizin niçin diğer sahabelerden daha
fazla hadis rivayetiniz var? diye sorulduğun da,
şöyle dedi; "Ben, Resulullah'dan bir şey
sorduğumda,cevap verir, sustuğum zamanda kendisi
konuşmaya başlardı."
(Tabakatu
İbn-i Sa'd, c.2, s.338, Ensabu'l-Eşraf, c.2, s.98)
25- Kemalüddin Muhammed b. Talha Şafii (Ö: H.
654) "Metalib-us Seul" adlı kitabında (s.81) şöyle
yazıyor:
"İmam Sadık (a.s) Ehl-i Beyt'in büyüklerinden ve
önde gelenlerinden olup birçok ilme sahipti. Her
zaman dua ve ibadetle meşguldü; boş vakitlerinde
ise özel dua ve zikirler okurdu. Zühd ve takva
ehliydi. Çok Kur'an tilavet ederdi. Kur'an okurken
ayetler üzerinde düşünür, tedebbür eder, onun
uçsuz bucaksız ilim okyanusundan kıymetli inciler
çıkarır ve gizli sırlarını keşfederdi. İşlerini
belirli bir program üzere yapardı. Nefsini
muhasebe ederdi. Onu görmek insana ahireti
hatırlatır ve gönülleri okşayan sözleri,
dinleyicileri dünyaya karşı meyilsiz ederdi. Onun
yolunu izlemek, insanı cennete götürür. Nurlu
siması Resulullah'ın (s.a.a) soyundan olduğunu
gösterirdi. Davranış ve gidişatı onun risalet ve
peygamberlik ailesinden olduğuna delalet ediyordu.
Fazilet ve üstünlükleri sınırsızdır. Kalem onların
hepsini saymaktan acizdir."
(Metalibu's-Seul, s.81)
26- "İbn-i Hacer" ismiyle meşhur olan
Şahabuddin Ahmed Heysemi Mekki "es-Savaik-ul
Muhrika" adlı kitabında şöyle yazmaktadır:
"İnsanlar Cafer b. Muhammed'den (a.s) o kadar ilim
kazanmış ve nakletmişlerdir ki, onun ünü her yeri
almıştır, Uzun bir süre kervanların yükünü ondan
alınan ilimler teşkil etmekteydi ve muhaddisler o
ilim ve bilgileri armağan olarak diğer yerlere
götürüyorlardı."
27- Muhammed Emin Bağdadi Süveydi
"Sebaiku'z-Zeheb" adlı kitabında (s.72) diyor ki:
"Babası Muhammed Bâkır'ın (a.s) vasi ve mirasçısı
olan İmam Sadık'tan (a.s), diğerlerinden
nakledilmeyen ilim ve bilgiler nakledilmiştir. O,
hadis ilminin önderlerinden idi."
(Sebaiku'z-Zeheb, s.72)
Bu örnekleri daha da çoğaltmak
mümkündür; ama biz şimdilik bu kadarıyla
yetiniyoruz. Özellikle Sünni kaynaklardan vermeye
özen gösterdiğimiz bu hadisler, müşterek
hadislerdendir ve açık bir şekilde Müslümanların
Resulullah sonrası dini mercilerinin kimler
olduğunu basiret sahiplerine hiçbir tevile yer
bırakmayacak şekilde göstermektedir. Elbette
başkaları hakkında da belki bazı benzer
rivayetlere Ehli Sünnet kaynaklarında
rastlayabilirsiniz; ama araştırdığınızda
göreceksiniz ki onlar müşterek hadislerden
değildir; dolayısıyla asla bu hadislere alternatif
sayılmazlar.
Rabbim
cümlemize doğruları olduğu gibi gösterip onlara
ittiba etme cesaret ve samimiyetini de inayet
buyursun. Amin.
|