 |
Bismillahirrahmanirrahim
Soru
- 302:
Benim merak ettiğim, Allah’ın yarattığı her canlı,
sence Allah’ın gözünde aynı değil midir? Benim
için bunun cevabını verir misin? Neden Allah,
yarattığı bir hayvanı, lanetlercesine yasak
kılması ("haram") biraz garip değil mi? O zaman
sana bir sorum daha olacak: Allah "haşa" herkese
eşit davranmıyor? Çünkü dünyanın diğer yarısı bu
hayvanı yemektedir. O zaman da Müslümanlar dışında
herkes günah işliyor. O zaman aklıma bir soru daha
geliyor: Dünyanın hepsi Müslüman olsaydı: bu
hayvan neden yaratılmış olacaktı?
Cevap:
Kardeş, güzel sormuşsun, çünkü ezberi iş
yapmaktansa, şuurlu (bilinçli) yapmak gerekir.
Bunu açıklamadan önce şunu belirtmek gerek: Allah
ve Resülü bizim için neyi emretmiş veyahut
nelerden sakındırmışsa mutlaka dünya ve ahiretimiz
için birçok hikmet vardır. İslam’ın hiç bir
kuralı, sırf kural olsun da birileri uysun diye
konulmamıştır (en doğrusunu Allah bilir). Mesela
alkollü içecekler yasaktır. Denebilir ki madem
yasaklanacaktı neden var edildi? Bu sorunun birçok
cevabı vardır. (Gücüm yettiğince bir kaçını arz
edeyim):
1-
Bir madde/varlık aynı anda fakat farklı yönleriyle
hem faydalı hem de zararlı olabilir. Başka bir
deyişle bir şeyin bir alanda kullanılması faydalı
iken diğer bir alanda kullanılması zararlı
olabilir, dolayısıyla o madde/varlık her yönüyle
zararlıdır denemez. Mesela alkol tıpta ve bazı
endüstriyel çalışmalarda faydalı olabilmektedir.
Ama o alanda faydalı olan alkol başka bir alanda
kullanılırsa, mesela içmek için, çok zararlı bir
hale gelebiliyor. Demek ki o maddeyi/varlığı
toptan yok etmek yerine doğru/helâl bir daire
içinde bulundurulmasına dikkat etmek daha
akıllıcadır. Kur'an-ı Kerim de Rabbimiz şöyle
buyuruyor: "Sana içki ve kumar hakkında
soru sorarlar. De ki; Onların ikisinde de büyük
günah vardır. İnsanlara bazı yararları varsa da
günahları yararlarından büyüktür." (Bakara
219 ). Prof. Dr. Seyyid KUTUP FİZİLAL´İL
KUR`AN adlı eserinde bu ayeti açıklarken şöyle bir
ifade kullanıyor: " Maddî nesneler ve
davranışlar her zaman mutlak anlamda, katıksız
biçimde kötü olmayabilirler. Şu dünya üzerinde
iyilik, kötülükle ve kötülük de iyilikle karışık
olarak bulunur. Fakat herhangi bir nesnenin ya da
davranışın helâl ya da haram olmasının ekseni,
kriteri, iyiliğin ve kötülüğün baskın olup
olmamasıdır. Buna göre içkinin ve kumarın günahı,
zararı, yararından daha ağır bastığına göre bu
durum bir yasaklama, bir haram sayma gerekçesi
oluşturur."
İçki
içilmesi yönüyle faydalı (yani faydası
zararından çok) olsaydı o zaman haram olması için
bir sebep olmazdı. Şimdi odağımızı "domuz" denen
hayvana çevirirsek, yahû Allah o hayvanı yensin
diye yaratmamış ki yenmesi helâl olsun.
Elhamdülillah, Allah-u Teala yememiz için eti
lezzetli, faydalı ve sıhhatli bir çok hayvan
yaratıp bunları yememize müsaade etmiş, yenmesi
yönüyle zararlı olanların yenilmesi
yasaklamıştır ve bu da gayet doğaldır. Mesela
köpek, herkes bilir ki yenmesi haramdır, pek öyle
heves edilecek bir eti yoktur dur her halde :-).
Haddimize değil ama peki Allah niye var etti bu
mahluku??? Zaten yiyelim diye yaratmamış ki o
mahlûku, kırsal yerlerde evlerin bekçisi olsun
(-ki ben yıllarca köyde de bulunduğumdan bizzat
biliyorum, ıssız yerlerde köpek ev ve benzeri için
çok iyi bir bekçidir, hatta bazen insandan da iyi
bekçi olabiliyor), sürüleri yırtıcılardan korusun
ve daha bildiğimiz bilmediğimiz bir çok neden...
Şimdi kimse diyebilir mi "Ya Rabbi ne
yapayım sen yaratmışsın bende yedim", iyi
halt ettin. Kim sana "o yenmek içindir, de
hadi buyur ye" dedi? O farklı bir şey için
yaratılmış, yenmek için değil. Mesela, evin
içindeki sinekleri öldürmek için bazuka
(/roketatar) kullanmak ne kadar da komik ve
mantıksız bir yoldur değil mi? Çünkü bazuka o iş
için yapılmış değildir, o iş için kullanırsan hem
kendine hem de çevrene zarar verirsin, fakat asıl
amacına uygun olarak kullanılırsa (yani savaşta
düşmana karşı), ne kadarda yararlı
olabiliyor. Demek ki her varlığının bir var oluş
gayesi vardır, gayesi dışında kullanmak zararlı
olabilir ve bu nedenle amaç dışı kullanımının
yasaklanması gayet doğaldır, hatta belki zaruridir
denebilir.
2-
İkinci cevaba bir örnekle başlayayım. Mesela
insanın kirlenme gibi derdi olmasaydı (maddi
kirlilikten bahsediyorum) temizliğine dikkat eden
bir insanla pasaklı bir insanı nasıl ayırt
edebilirdik? Veyahut her şey helâl olsaydı, o
zaman haramzade bir kişi ile Allah’ın koyduğu
kurallara uyan kişi nasıl ayırt edilebilirdi?
Burada karşı bir görüş olarak şöyle bir soru
gelebilir “Allah kimin ne olduğunu biliyorsa
ayıraçlara ne gerek var?” Elbette ki Allah her
kesin nasıl bir şahsiyete sahip olduğunu çok iyi
biliyor. Belki de bu durum (emir ve yasakların
olması) evvela kişinin kendisine nasıl bir
şahsiyet sahibi olduğunun ispatıdır. Şöyle ki,
farz-ı misal düşünün Allah bizi yarattı ama dünya
hayatına göndermeden herkesi seviyelere göre
cennet ve cehenneme yerleştirdi veyahut öyle bir
dünya düşününki haram, günah diye bir şey yok,
böyle bir dünyada yaşanıldı ve nihayetinde yine
herkes bir yerlere yerleştirildi. Cehennemdeki
insan kendince şöyle bir soru sormaz mı /soramaz
mı? “Ya Rabbi şunu cennete layık gördün de
benim için neden cehennemi uygun gördün?”
Şimdi bu durumda ayıraç kriterler olmasa, yani
filanca kötüdür, filanca iyidir, filanca daha
iyidir denilemese, kişi beklide –haşa- Allah’ın
kendine zulmettiğini düşünecekti (“Şurası
kesindir ki Allah, insanlara zerre kadar
zulmetmez. Ne var ki, insanlar kendi kendilerine
zulmedip duruyorlar.” – Yunus 44 ). Fakat
imtihanın mevcudiyeti bu sorunu çözer, yani
kişinin kendi kendine neye layık olduğunu ispat
eder. Şu da aşikârdır ki, imtihan da ancak doğrulu
yanlışlı farklı seçeneklerin olmasıyla mümkün
olur. Nasıl ki yanlış cevap/seçenek içermeyen bir
imtihan tasavvur edilemiyorsa, o halde imtihan
diye addedilen şu dünya hayatında da helâllerle
birlikte haramların, izinlerle birlikte yasakların
olması gerekir. Çünkü aksi halde bu yaşayış bir
imtihan olmazdı. Bu da tek başına yeterli değil.
Şöyle ki; bir imtihan neticesinde
derecelendirmenin adil olabilmesi için, kişinin
imtihana tutulduğu konu adedinin, soru sayısının
ve seçeneklerin çok olması gerekir, yani imtihanın
içeriği zengin olmalıdır ki notlandırma adil
olsun. Düşünün ki öğrencisiniz, öğretmeniniz bir
dönem boyunca dersi anlattı, sadece dönem sonu bir
sınav yaptı onda da sadece bir soru var, çok zor
ve sadece iki seçeneği var, biri doğru diğeri
yanlış. Netice bellidir, öğrencilerden kimi yüz
alır kimi sıfır, başka alternatifi olmaz. Düşünün
o yüz alan öğrencilerdin biri öğretmeninin
tavsiyelerine dikkat etti, heva-heveslerini bir
kenara bırakıp dersine çalıştı ve hakkıyla yüz
aldı, fakat başka biri bütün bir dönem gezip
tozdu, sınav vakti girdi sınava salladı bir şık ve
cevabı tutturdu. Oldu mu şimdi? Bu
derecelendirme/notlandırma içinize siner mi? Daha
kötüsü düşününki bütün konuları çok iyi
biliyordunuz yalnız o sorunun sorulduğu konuyu çok
iyi bilmiyordunuz ve de yapamadınız ve sıfır
aldınız. Başka bir kişinin hiçbir şey bilmeyip de
sallamak suretiyle yüz alması zorunuza gitmez mi?
Netice itibari ile kişilerin zulme uğradığı
yanılgısına –günahına- kapılmamaları için ve
kendilerine uygun görülen mekânların adilâne
olduğunun yine kendilerine ispatı için bu denli
zengin içerikli bir imtihanın (dünya
hayatı) olması normaldir, hatta gereklidir
denebilir. En doğrusunu şanı yüce Allah bilir.
Buraya kadar
ifade edilenler inşallah bir takım sorulara cevap
olmuştur.
Onlar (akıl
sahipleri), ayakta iken, otururken, yan yatarken
Allah’ı zikreder ve göklerin ve yerlerin
yaratılışı hakkında düşünürler. (Ve derler ki:)
“Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek
münezzehsin, bizi ateşin azabından koru.”
(Âl-i
İmran, 191)
Rabbimiz,
bizleri nefislerimizdeki hastalıklardan kurtar,
kalplerimizi nurlandır, kalp gözümüzü aç ve kalp
gözüyle seni görmeyi nasip eyle. Hem Senden
başkasını taleb eden ne elde eder ki? Senden
başkasını arayan ne bulacak ki? O halde en büyük
arzumuzu senin rızanı kazanmak, senin muhabbetine
erişmek eyle, en büyük çabamızı bu yolda sarf
etmeyi bize nasip eyle ve bizi bu isteğimizde
samimi kıl. Sen çok merhametli ve pek
yücesin. Amîn!
Not:
Bu soru Özcan İlikhan kardeşimize sorulmuş ve
kardeşimiz tarafından cevaplanmıştır. Faydalı
olacağı ümidiyle siteye ekledik.
Sevgili Özcan kardeşimin kalemine,
yüreğine sağlık.. Evet, bu tür kimselere ilk her
şeyden önce Hak Teala'nın "Hekim" (hikmet sahibi)
olduğunu ve hikmetsiz, mantıksız, hiç bir emir
veya nehyinin bulunmadığını ispat etmek gerekir.
Bu ispat olduktan sonra biz sebebini bilelim veya
bilmeyelim, Hekim bir varlıktan sadır olduğunu
bildiğimiz için bütün ilahi eylemlere müspet bir
gözle bakmaya başlarız. Hatta bazı eylemlerin
hikmet ve illetinin bize açıklanmaması bile birçok
yerde bizim teslimiyetimizin ölçülmesi için
olabilir. İnsanlar arasında da birçok zaman aynı
maksatla gerçekleşen eylere şahit oluyoruz.
Örneğin askerlikte askerlerin, verilen emirlere
itaat ve teslimiyetini ölçmek için bazen hatta
onlara anlamsız gelen birçok işler yaptırılmakta
veya emirler verilmektedir...
Bir diğer
husus şudur ki Allah-u Teala âlemde hadsiz
hesapsız sırlar yerleştirmiştir ki zaman geçtikçe,
ilim, bilim, teknoloji ilerledikçe bu sırlar birer
birer ortaya çıkmaktadır. Daha bir kaç yıl
öncesinde, insanların önemsemediği hatta abes
kabul ettiği birçok şeyin, şu anda ne kadar insan
hayatında ve nizam-ı hilkatte zaruri olduğu oraya
çıkmıştır. Örneğin bir kaç yıl öncesine kadar
insanların tiksinip iğrendiği ve "Ya Rabbi bunu
neden yarattın" diyebileceği birçok haşarattan,
örneğin hamam böceklerinden, bazı hastalıklara
ilaçlar üretilmektedir...
Bu konuda daha
birçok şey söylenebilir, siz zaten olayını özünü
ortaya koymuşsunuzdur. Allah razı olsun.
|
 |