Bismillahirrahmanirrahim
soru 277
HZ.
YUSUF’UN (A.S) MASUMİYETİ
Soru:
Masumiyet karşıtlarının sık sık
dayandıkları hususlardan birisi de Hz. Yusuf (a.s)
hakkında geçen iki ayettir. Bunlardan birisi Hz.
Yusuf’la Melik’in karısı (Züleyha) arsında geçen
olayla ilgilidir. Bu konudaki ayette şöyle
geçiyor: “Andolsun ki, kadın ona meyletti. Eğer
Rabbinin işaret ve ikazını görmeseydi o da kadına
meyletmişti. İşte böylece biz, kötülük ve fuhşu
ondan uzaklaştırmak için (delilimizi gösterdik).
Şüphesiz o ihlâslı kullarımızdandı.” (Yusuf, 24)
Diyorlar ki Yusuf (a.s) da Züleyha gibi onun
istediği şeye (günaha) meyletti. Bu ise
masumiyetle bağdaşmayan bir durumdur.
Cevap:
Aslında ayetin muhtevasını azıcık
dikkat edilirse, sorunun cevabı anlaşılmış olur ve
bu ayet iddia edildiğinin aksine, aslında
masumiyeti ispat eden bir delildir. Zira ayete
dikkat edilirse, bir şarttan bahsedilmektedir.
Şöyle ki “Eğer Yusuf (a.s) Rabbi’nin burhanını
görmeseydi, o da Züleyha’ya meylederdi” buyuruyor.
Demek ki Rabb’inin burhanını gördüğü için
meyletmemiş ve bu vesileyle masumiyeti
korunmuştur. Böylece bu ayet Hz. Yusuf’un
masumiyetinin bir delilidir, masum olmadığının
değil!
Acaba Hz. Yusuf’un gördüğü burhan
neydi? Bu konuda tefsirlerde çeşitli ihtimaller
üzerinde durulmuştur.
Bunların belki de en mantıklı
olanı şudur ki Hz. Yusuf’u (a.s) koruyan, onun
İlahi esma ve sıfata olan bilgisi ve Allah-u
Teala’ın ilmine, kudretine ve onun her an Semi’ ve
Basir olduğuna dair yakiniydi. Başka bir tabirle
söz konusu “burhan”dan maksat, tehlike arzeden
durumlarda ve kader anlarında mu’min ve muhles
(halis kılınmış) kulların yararlandığı ve onları
şeytani etkenlerden ve nefsanî vesveselerden
koruyan İlahi imdatlar ve Rabbani teyitlerdir.
Ayetin sonlarında geçen cümleler, bunun en güzel
şahidi ve delilidir. Ayetin sonunda şöyle
buyuruyor: “İşte böylece biz, bunu, kötülük ve
fuhşu ondan uzaklaştırmak için yaptık. Şüphesiz o
ihlâslı kullarımızdandı.” Görüldüğü gibi
Allah-u Teala, Hz. Yusuf’un bu bela ve kötülükten
korunmasına gerekçe olarak, onun muhles kullardan
olduğunu gösteriyor. Adeta bu İlahi koruma, halis
imana ve temiz amellere sahip olanlara bir mükâfat
olarak bahşedilmekledir.
Elbette birçok yerde olduğu gibi
Hz. Yusuf’la ilgili bu olay hakkında da
İsrailiyyat diyebileceğimiz birçok sahte rivayet
nakledilmiştir ki birazcık dikkati olan ve
yukarıda bahsettiğimiz Kur’ani gerçekleri dikkate
alan her kes onların kasıtlı olarak uydurulduğunda
şüphe etmez. Mesela deniliyor ki, Hz. Yusuf (a.s),
Züleyha’ya meyledip tam günahı işleyecekti ki Hz.
Cebrail (a.s) sinesine vurarak onu bu çirkin işten
alıkoymuştur! Veya tam o sırada babasının
timsalini parmağını ısırdığı halde ona uyarıda
bulunduğunu görmesi, onu bu işen vazgeçirdi!!...
Evet bizzat Kur’an’ın buradaki açıklamalarıyla
çelişen ve hurafe ve uydurma oldu her yanından
belli olan bu iddiaları kabullenmek mümkün
değildir. Zaten bu ayetteki açıklamaya ilaveten,
başka ayetlerde de şeytanın muhles kullara her
hangi bir tasarrufunun söz konusu olamayacağını
şeytanın bir itirafı olarak zikretmemiş midir?!
“(Yusuf) onların yükünü
hazırladığı zaman maşrabayı kardeşinin yükü içine
koydu! (Kafile hareket ettikten) sonra bir tellal:
Ey kafile! Siz hırsızsınız! diye seslendi.”
(Yusuf, 70)
Soru:
Hz. Yusuf’la ilgili eleştiri konusu yapılan ve
masumiyetle bağdaşmadığı ileri sürülen ayetlerden
birisi de Yusuf suresinin 70. ayetidir. Bu
ayetlerde şöyle geçmektedir: “(Yusuf) onların
yükünü hazırladığı zaman maşrabayı kardeşinin yükü
içine koydu! (Kafile hareket ettikten) sonra bir
tellal: Ey kafile! Siz hırsızsınız! diye
seslendi.” Diyorlar ki Hz. Yusuf’un kardeşi
Bünyamin’i yanında tutabilmek için bir komplo
düzenleyerek onu haksız yere hırsızlıkla suçlaması
masumiyetle bağdaşır bir durum değil. Hırsızlık
suçlaması Yusuf’un dilinden olmasa dahi mutlaka
onun bilgisi dahilinde gerçekleşmiştir. Masum bir
peygamber suçsuz insanlara bu tür isnatların
yapılmasına nasıl razı olabilir. Bazıları Eleştiri
sınırını biraz daha genişleterek, diyorlar ki Hz.
Yusuf en başında kardeşlerine kendini tanıtmalıydı
ki onlar da biran evvel babası Yakub’a (a.s)
giderek bu müjdeli haberi ona ulaştırıp ihtiyar
babasını yıllar yılı çektiği üzüntü ve ıstıraptan
kurtarsınlar. Acaba bunu yapma yerine Yusuf’un bir
komployla diğer kardeşini de yanında tutup
babasının üzüntü ve kederini ikiye katlaması reva
mıydı? Masumiyetle örtüşen bir durumuydu. Ayrıca o
zamanda hırsızlığın cezasının kölelik olduğu
biliniyordu. Eğer bu hükmün ilahi bir hüküm
olduğunu düşünürsek, haksız bir suçlamayla bu ceza
uygulanmıştır. Eğer Mısırlıların hurafi bir
geleneğiydiyse yine de Yusuf (a.s)’ın böyle
zalimane bir geleneğin kardeşi hakkında
uygulanmasına göz yumması, masumiyetle bağdaşır
bir tarafı yoktur.
Cevap:
Aslında bu eleştiriyi yapanlarında yine birçok
yerde olduğu gibi, ayetlerdeki ifade ve tabirlere
yeterince dikkat etmemeleridir. Yusuf suresindeki
ayetler iyice incelendiğinde ve diğer bazı
karineler de dikkate alındığında, olayın
Bünyamin’le anlaşmalı olarak gerçekleştiğini
görürüz. Zira bu ayetlerde Hz. Yusuf’un kendisini
önceden kardeşi Bünyamin’e tanıttığını görüyoruz.
Dolayısıyla o, yapılan bu işlerin onun kardeşi
Yusuf’un yanında kalmasın sağlamak için yapılan
bir plan olduğunu biliyordu. Saniyen “Ey kafile!
Siz hırsızsınız sözünün kim tarafından söylendiği
belli değil. Sadece, sözü söyleyen tellalın Hz.
Yusuf’un memurlarından bilisi olduğunu biliyoruz.
Evet memurlar maşrabayı Yusuf’un kardeşlerinden
birisinin yükünde bulunca, onun hırsız olduğuna
kanaat getirdiler ve dolayısıyla onların hepsi bir
arada olduklarından dolayı, bu ithamı hepsine
yöneltti. Faraza burada bu genellemeyle bir yanlış
yapılmış olsa dahi bunun Hz. Yusuf’la alakası
yoktur. Hz. Yusuf’a isnat edilebilecek tek fiil
söz konusu maşrabayı kardeşi Bünyamin’in yükünün
içerisine koymasıydı ki bunu da onu kurtarmak ve
rahat ettirmek maksadıyla yapmıştır.
Bundan da önemlisi Hz. Yusuf’un
ister kardeşleri, isterse babası hakkındaki bu
davranışı ve uyguladığı plan, Allah-u Teala’nın
onlar hakkındaki imtihanlarının tamamlayıcı bir
parçasıydı. Diğer bir deyişle Hz. Yusuf vahiy
yoluyla aldığı ilahi ferman gereği bu planı
uyguladı ve Hz. Yakub’un diğer evladını da
kaybetme karşısındaki sabır ve mukavemetinin
ölçülmesine ve böylece tekâmül sevap ve
mükafatının gereken diğer halkalarının da
tamamlanmasına vesile oldu. Ayrıyeten
kardeşlerinin de bir kez daha babalarına
verdikleri söz karşısında ne kadar sadık kalıp
kalmadıklar imtihan edilmiş oldu. Kısacası Hz.
Yusuf’un öyküsü baştan sona imtihan sahneleriyle
doludur. Bunlardan bir kısmı Hz. Yusuf’a, bir
kısmı babası Yakub’a ve bir kısmı da kardeşlerine
yöneldi ve olayın bu son halkası da bunların bir
parçasıydı ve ilahi bir plan dahilinde
gerçekleşmişti. Bunu aşağıdaki ayetten açıkça
anlamamız mümkündür: “İşte biz Yusuf’a böyle
bir tedbir öğrettik, yoksa kralın kanununa göre
kardeşini tutamayacaktı. Ancak Allah'ın dilemesi
hariç. Biz kimi dilersek onu derecelerle
yükseltiriz.” ( Yusuf, 76)
Ayrıca bu ayetten en son
zikrettiğimiz eleştirinin de cevabı verilmiş
oluyor, yani Hz. Yusuf’un kardeşinin alı konması
ve geçici olarak köle addedilmesi ilahi bir emirle
gerçekleşmişti ve Hz. Yusuf’un şahsi bir tasarrufu
değildi.
Bazı alimler demişler ki hatta
eğer bu planı bizzat Hz. Yusuf tarafından
planlandığını kabul etmiş olsak dahi yine de Hz.
Yusuf’un masumiyetine bir halel gelmezdi. Zira
önceden de dediğimiz gibi yalan her yerde kötü ve
günah değildir. Bazen bir takın önemli
maslahatlar, yalan konuşmayı, caiz hatta farz bir
duruma bile sokabilir. Böylece bu olayın da Hz.
Yusuf’un masumiyetiyle çeliştiğini söyleyenlerin
iddiası boşa çıkmış oldu. Velhamdu Lillahi Rabbil
Alemin.
|