Bismillahirrahmanirrahim
Hz. Davud (a.s) HakkInda
Uydurulan İkİ Rİvayet
soru 276
Allah
Teala (c.c) Kur'an-ı Kerim'de Sâd suresinin, 17-26
ayetlerinde şöyle buyurur:
"Onların söylemekte olduklarına karşı sabret ve
bizim güç sahibi kulumuz Davud'u hatırla, çünkü o
-her tutum ve davranışında Allah'a- yönelip dönen
biriydi. Doğrusu biz dağlara boyun eğdirdik, akşam
ve sabah onlar kendisiyle birlikte -Allah'ı-
tesbih ederlerdi. Ve toplanıp gelen kuşları da.
Hepsi de onunla -Allah'ı tesbih etmede uyum
içinde- yönelip dönmekte olanlar idi. Onun mülkünü
güçlendirmiştik. Ona hikmet, doğru ve hak üzere
yargıda bulunma gücü ve yeteneği verdik. Sana o
dâvâcıların haberi geldi mi? Hani onlar mihraba
-Davud'un bulunduğu yere girmek için- yüksek
duvardan tırmanmışlardı. Davud (a.s)’ın yanına
girdiklerinde o, onlardan ürkmüştü. Onlar dediler
ki "Korkma, iki davacıyız, birimiz diğerimize
haksızlıkta bulundu, şimdi sen aramızda hak ile
hükmet, kararında zulme sapma ve bizi doğru yola
yöneltip ilet. Bu benim kardeşimdir, doksan dokuz
koyunu vardır, benimse bir tek koyunum var, buna
rağmen "onu da benim payıma -koyunlarıma- kat"
dedi ve bana konuşma -tarzın-da üst geldi. Davud
dedi ki: Andolsun, senin koyununu kendi
koyunlarına -katmak- istemekle sana zulmetmiştir.
Doğrusu ortalıkta bulunanların çoğu birbirlerinin
hakkını çiğnerler, ancak iman edip salih amelde
bulunanlar başka, onlar da ne kadar azdır. Davud
bizim onu denediğimizi anladı, böylece Rabbinden
bağışlanma diledi ve -alçakgönüllülükle- rüku
ederek yere kapanıp hemen tevbe etti. Biz onu
bağışladık, onun bizim katımızda büyük bir makamı
ve güzel bir dönüşü vardır. Ey Davud, gerçek şu ki
biz seni yeryüzünde halife kıldık, o halde
insanlar arasında hak üzere hüküm ve yargıda
bulun"...
Masumiyet
karşıtları bu ayetlerin zahirine dayanarak ve
aşağıda vereceğimiz bazı uydurma rivayetlerin de
yardımıyla Hz. Davud (a.s)’ın masumiyetiyle
bağdaşmayan bazı çirkin işlere bulaştığını ve
Allah tarafından gerçekleştirilen zahiri bir
muhakeme ve yargı sahnesiyle imtihan edildiğini ve
uyarılıp yaptığı çirkin işi telafi etmeye sevk
edildiğini söylüyorlar. Bu olay güya Hz. Davud
(a.s)’ın, komutanlarından birisi olan Urya’nın
karısına bir vesileyle gönlünü kaptırdığını ve bu
arzusuna ulaşabilmek için söz konusu komutanı
kasıtlı olarak bir savaşa gönderilerek ön safta
savaştırıp öldürttüğünü ardından da onun karısını
nikâhlayıp 99 tane olan karılarının sayısını yüze
çıkarması imiş. İşte diyorlar ki Hz. Davud’un
yanına gelen iki kardeş şeklindeki melek
davacıların birisinin 99 koyununun olmasına rağmen
zorla ve haksız yere kardeşinin sahip olduğu bir
koyunu da sahiplenmesi hakkındaki göstermelik dava
Hz. Davud’un kendisine Urya’nın karısıyla ilgili
yaptığı çirkin davranışını göstermek içindi. Her
halükarda bu olayın Hz. Davud’u masumiyetine ters
düşen ciddi bir hata hatta günah olarak sunmaya
çalışıyorlar.
Cevap:
Bize göre peygamberlerin makamından ve konumundan
kimse yine Hz. Davud hakkında geçen ilahi
övgülerden (ki yukarıda da verilen Sad suresinin
18-20. ayetlerinde bunu bir numunesini
görmekteyiz) birazcık haberdar olan akıllı ve
münsif bir kimse Hz. Davud (a.s)’a isnad edilen ve
israiliyat olduğu kesin olan bu hikayelere
kesinlikle itibar etmez. İnşaallah aşağıda, bazı
Sünni kaynaklardan nakledeceğimiz şeylerin üç
aşağı beş yukarı maalesef bugünkü Tevrat’ta da
geçtiğini görmekteyiz. Bunu görmek isteyenler
Tevrat’ın şu adresine bakabilirler: İşmoil kitabı
11. Fasıl, 2–27. cümleler.
Bundan
dolayı da Hz. Ali (a.s)’dan şöyle nakledilmiştir:
“Bana Hz. Davud’un Urya’nın karısıyla (İsraili
rivayette geçtiği şekilde) evlendiğini zanneden
bir kimse getirilirse, ona iki had uygularım;
birisini nübüvvet için (bir peygambere attığı
iftiradan dolayı), diğerini ise mu’min bir ansana
attığı iftiradan dolayı.” (Mecme-ül Beyan ve
Fahrettin Razi’nin Tefsiri, Sad Suresinin ilgili
ayetlerinin tefsirinde)
Her
halükarda uydurma olduğu her halinden belli olan
bu rivayetlerden geçip de ayetlere gelirsek
görüldüğü gibi ayetlerde bu anlatılanların hiç
birisi söz konusu değildir. Anlatılan bir tek şey
var o da Hz. Davud’un kendisine gelen ve melek
oldukları ve Allah tarafından Hz. Davud’u imtihan
için geldikleri ayetteki karinelerden de anlaşılan
o iki davacının hakkında verdiği veya verme
aşamasında olduğu hükümden ibarettir. Evet Hz.
Davud (a.s)’ın bu olayda bir terki evlayı
işlediğini ve bundan dolayı istiğfar ettiğini
söylemek mümkündür.
Hz. Davud
(a.s) ibadet yerinde bulunduğu bir sırada, söz
konusu iki kişinin alışılmadık bir şekilde ve
alışılmadık bir yoldan (duvardan aşarak) izin
almadan, aniden yanına gelişinin de kendisinde
yarattığı korku ve heyecanın da etkisiyle, biraz
ecele davranıp yargı ve muhakemenin farz olmayan
müstehap bir kuralını ihlal etmesi, günah ve
inandığımız masumiyete ters düşecek bir şey
olmamakla birlikte ona yakışan bir durum değildi.
Bunu biraz açmak gerekirse şöyle diyebiliriz. Bir
hakim eğer bir davada herhangi bir yolla kendisine
kesin bir kanı hasıl olmuşsa, ona dayanarak hüküm
verebilir. Ancak müstehap ve güzel olan şey
davanın her iki tarafını da dinleyip ondan sonra
hüküm vermektir. İşte Hz. Davud’un terk ettiği
buydu; ama onun makam ve mertebesine yakışık bir
durum olmadığı için Allah-u Teala söz konusu
göstermelik davayla ona yanlışını göstermiş ve
daha sonraki vereceği hükümlerde daha dikkatli ve
her yönden kendisine yakışacak bir şekilde
davranmasını sağlamıştır. Hz. Davud’un ayetlerde
geçen istiğfarı da bu terki evladan dolayıdır.
Yoksa haşa bir günah işlediğinden, hele hele bahsi
geçen hikayelerde söz konusu edilen çirkinlikten
dolayı değildi. Zaten biz de defaten peygamberler
için terki evlanın mümkün olduğunu söylemişizdir.
Şimdi bu
açıklamalardan sonra yukarıda geçen ayetlerin
tevilinde Ehlisünnet kaynaklarında nakledilen ve
özetini verdiğimiz rivayetlerden birkaçına
değinerek, bu konuyu da noktalamak istiyoruz.
Bu Âyetlerin Ehl-i Sünnet Rivayetlerindeki Tevili
Hz. Davud
(a.s)'ın hüküm ve yargısıyla ilgili ayetlerin
tevili hususunda Ehl-i Sünnet kaynaklarında birçok
rivayet geçer, burada, bunların en meşhur olanları
arasından üçünü örnek olarak aktarmayı yeterli
buluyoruz:
a- Veheb
Bin Münebbih'in Rivayeti
Taberi,
bu ayetlerin tevili hususunda Münebbih'ten naklen
şöyle rivayet eder:
İsrailoğulları Hz. Davud (a.s)'ın egemenliğini
kabul ettiklerinden Allah Teala ona Zebur'u
indirdi ve ona zırh yapmayı öğretti, demiri onun
ellerinde yumuşattı ve dağlarla kuşlara, Allah'ı
tesbih ve zikrederken Davud'la hemsedâ olmalarını
emretti. Öyle ki, rivayete göre Allah Teala ondan
başka hiçkimseye öylesine bir ses lütfetmemişti.
Öyle ki Davud (a.s) Zebur'u okumaya başlayınca
vahşi hayvanlar da onun çevresine toplanır, ona o
kadar yaklaşırlardı ki o, kolunu onların boynuna
dolar, onları okşardı, bütün hayvanlar onun sesine
hayrandı.
Nefesli,
telli ve yaylı çalgılar...vb. bütün müzik
aletlerini şeytanlar onun sesine bakarak icad
etmişlerdir.
Hz. Davud
(a.s) çok çalışkandı, çok da ibadet ederdi. Allah
Teala onu İsrailoğullarına peygamber gönderdi, o,
Allah'ın halifesi ve elçisiydi. Allah'ın emri
gereğince insanlar arasında yargı ve hakemlikte
bulunur, hüküm verirdi. Peygamberler arasında en
çalışkan olanıydı, çok ağlardı, tâ ki o kadını
görüp de Allah Teala tarafından sınanıncaya
kadar...
İbadet
ettiği bir mihrabı vardı, orada tek başına Zebur
tilavet eder, namaz vakti geldiğinde de namaz
kılardı. Bu mihrabın alt katında
İsrailoğullarından birine ait küçük bir ev vardı,
Davud, onun güzel karısına aşık olmuştu. Bir gün
Davud mihrabına çekilmiş ve burada ibadete
kapanacağını, kimsenin kendisini rahatsız
etmemesini istemişti. Mihraba girip Zebur'unu açtı
ve okumaya başladı. Davud'un ibadet odasından o
küçük eve açılan minik bir pencere vardı, Davud
Zebur okumaktayken bu minik pencerenin kenarına
altın sarısı bir güvercin oturdu. Davud başını
kaldırıp da güvercine bakınca ondan pek hoşlandı.
Bu sırada kimsenin kendisini rahatsız etmemesini
istediğini hatırlayarak başını öne eğip yeniden
Zebur'unu tilavet etmeye başladı. Ama o güvercin,
Davud'u imtihan edip denemek için içeriye girdi ve
tam onun önünde yere kondu. Davud onu yakalamak
için elini uzatınca güvercin biraz geri çekildi,
Davud ayağa kalkınca güvercin pencereye kondu,
oradan da o küçük eve doğru yöneldi. Davud onun
nereye konacağını görebilmek için gözleriyle onu
takip ederken çok güzel ve çekici bir kadının
yıkanmakta olduğunu gördü.
Derler
ki, Davud'un ayakta durmuş, kendisini seyrettiğini
görünce o, kadın saçlarını açarak vücudunu
saçlarıyla örtmeye çalıştı ve bu da Davud'un
gönlünü çelmeye yetti. Davud yerine dönüp Zebur
okumaya başladıysa da o kadını bir türlü zihninden
silip atamadı, ona gönlü kaymıştı.
Nihayet
Davud bir savaş için ordu hazırladı ve o kadının
kocasını da savaşa gönderdi. Ehl-i Kitab'ın
dediğine göre ordu komutanına, o adamı en ön
saflara sürmesini emretti, en tehlikeli görevlere
onun gönderilmesini istedi ve böylece adam o
savaşta öldü. Davud da zaten bunu istiyordu.
Davud'un 99 karısı olduğu halde kocası öldükten
sonra dul kalmış olan o güzel kadına da elçi
gönderdi ve onunla da evlendi.
Bunun
üzerine Allah Teala iki hasım ve ortak gibi
görünen iki meleği, güya birbirlerinden şikayetçi
olmaları için ona gönderdi. Davud ansızın onları
odasında görünce "buraya girmenize kim izin
verdi?!" diye sordu, "korkma", dediler, "biz seni
korkutmaya gelmedik, birimiz ötekine zulümde
bulundu da, aramızda hakemlik etmen için sana
geldik. O halde aramızda hak üzere yargıda bulun,
kimseye haksızlık olmasın, taraf da tutma, bizi
doğru yola hidayet et".
Urya -o
kadının kocasının hâl diliyle konuşan melek "şu
benim kardeşimin 99. koyunu, benim de 1 koyunum
var, kardeşim bu bir koyununu da bana vereceksin
diyor, bana sürekli baskıda bulunuyor. Benden
güçlü ve daha saygın bir konumu olduğu için
sonunda benim koyunumu da zorla alıp kendi
sürüsüne kattı ve beni böylece ortalıkta bıraktı!"
dedi.
Davud pek
rahatsız oldu, konuşmadan öylece duran 2. adama
dönüp öfkeyle "Eğer kardeşinin anlattıkları
doğruysa baltayı tepene indiririm senin!" dedi ve
tam bu sırada gönül gözündeki perdeler sıyrılarak
birden hakikati farkediverdi, şikayet konusunun
kendisi, şikayetçinin de Urya olduğunu anladı, bu
nedenle hemen secdeye kapanıp ağladı, tevbe edip
Allah'tan bağışlanma diledi. Kırk gün bu şekilde
secdede kaldı, yemedi, içmedi, tâ ki gözyaşının
döküldüğü yerden ot yeşerip de yüzünün derisinde
iz bırakıncaya kadar öylece kaldı ve nihayet Allah
Teala tövbesini kabul ederek onu bağışladı.
Davud'un
şöyle dediği söylenir: Rabbim! Bu bağışlanma
dileğim, o kadın hakkında işlediğim günahtan
ötürüdür, suçsuz yere kanı dökülen o mazlum
Urya'yla ne yaparım ben şimdi?!
Ehl-i
Kitab'a göre bu sırada Hz. Davud'a şöyle bir nidâ
gelir: "Ey Davud, Rabbin onun kanından geçmez
elbet; ama seni affetmesini ister ondan ve o da
seni affeder, böylece bu günah da senin boynundan
kalkmış olur!"
Davud bu
buhrandan kurtulunca işlediği günahı sağ elinin
içine yazdı. Hiçbirşey yiyip içmiyordu, gözü bir
yiyecek veya içeceğe ilişecek olursa ağlamaya
başlıyordu. Konuştuğu veya birşey söylemek
istediği zaman, elinin âyâsına yazılı günahının
görülmesi için avucunu açıp önündeki insanlara
tutuyordu.
b- Hasan
Basri'nin Rivayeti
Taberi ve
Siyuti, tanınmış tefsirlerinde Hasan Basri'den şu
rivayeti naklederler:
Hz. Davud
(a.s) günlük veya haftalık zamanını 4'e ayırmıştı.
Her gün vaktinin belli bir kısmını kadınlarına,
bir kısmını ibadete, bir kısmını yargı ve
hakemliğe, bir kısmını da İsrailoğullarını
ziyarete ve dostluk görüşmelerine ayırırdı, bu
ziyaretlerde onlarla konuşur, sohbet eder, dînî
konuşmalar yapar ağlar ve onları da ağlatırdı.
Bu
ziyaret ve görüşme vakitlerinden biriydi, Davud,
yanındaki İsrailoğullarına "Buyrun, sözünüzü
söyleyin" dedi, onlardan biri "İnsanın hiç günah
işlemediği bir gün olmuş mudur?" diye sordu. Bunun
üzerine Davud, kendisinin böyle -günah işlemeyen-
biri olduğunu geçirdi içinden.
İbadet
vakti gelince Davud kapıları kapatarak rahatsız
edilmemesini istedi ve Tevrat'ı tilavete koyuldu.
Tevrat okuduğu sırada altın sarısı bir güvercin
gelip tam önüne konuverdi, çok güzel ve alımlı bir
güvercindi. Davud onu yakalamak isteyince uçup
biraz ötede yere kondu. Davud, yıkanmakta olan çok
güzel bir kadını görerek ona aşık oldu. Davud'un
gölgesini -veya siluetini- gören kadın hemen
saçlarını çözerek vücudunu gizlemeye çalıştı ki
onun bu davranışı Davud'un ona duyduğu ilgiyi daha
da kırbaçladı.
Davud, o
kadının kocasını özel bir savaş vazifesiyle
görevlendirmişti. "Falanca yerlere git, filan
yerlerde savaş" diye ona mektup yazdı ve onu, sonu
mutlaka ölüm olan tehlikeli bir göreve gönderdi.
Adam emri yerine getirdi ve o savaşta öldü, Davud
da onun dul karısını nikahladı."
c- Yezid
Rekkâşi'nin Enes Bin Malik'ten Aktardığı Rivayet
Taberi'yle Siyuti bir ayetin tefsirinde, Yezid
Rekâşi'nin senediyle ilginç bir hadiseyi
naklederler, hadise özetle şudur:
Yezid
Rekâşi, Enes bin Malik'in şöyle dediğini nakleder:
Hz. Resulullah (s.a.a)’dan duydum ki Hz. Davud'un
(a.s) gözü o kadına düşünce İsrailoğullarına
savaşa hazırlanmalarını emretmiş, ordu
hazırlanınca komutana "o kadının kocası olan
Urya'yı en ön hatta sür, tabutun önünde o
savaşsın" diye emir vermiş. O zamanlar bu "tabut"
İsrailoğullarının zafer sembolüydü, savaşta
kazanabilmek için sancak yerine onu taşırlardı ve
tabutun önünde savaşan kimse ya düşmanı yener ve
savaşın kazanılmasını sağlar, veya ölünceye kadar
çarpışırdı.
Derken o
kadının kocası -Urya- savaşta çarpışarak öldü, dul
kalan karısını da Davud nikahladı. İşte sözkonusu
iki melek bu sırada indi ve Davud secdeye kapanıp
ağladı, bu hal 40 gece sürdü, tâ ki Davud'un
gözyaşlarından yeşeren bitkiler başını aştı ve
secdede alnının derisi döküldü, secdede durmadan
şöyle diyordu:
"Allah'ım! Davud, doğuyla batı arasındaki
mesafeden daha büyük bir hata işledi. Allah'ım!
Davud'u affetmez ve onun günahından geçmezsen
işlediği günah ondan sonra dillere düşüp ağızdan
ağıza dolaşacaktır!"
Bu hal
üzere 40 gün 40 gece geçtikten sonra 40. gece
Cebrail -s- Davud'a inerek "Ey Davud! Allah
Teala seni affetti!" dedi.
Davud
"Allah âdildir, hakkı gözetir elbet" dedi ve
ekledi: "Urya'yla ne edeceğim ben şimdi?! Kıyamet
günü gelir de "Allah'ım! Benim kanımı Davud'dan
al!" derse ne yaparım ben?" Cebrail "Ben bu
hususta Allah'tan birşey sormadım, istersen sorup
geleyim" deyince Davud "sor" dedi ve tekrar
secdeye kapandı. Cebrail gelinceye kadar da öylece
secdede kaldı, uzun bir süre sonra Cebrail gelerek
"Ya Davud" dedi, "istediğin şeyi sordum, Allah
Teala şöyle buyurdu. Kıyamet günü Davud'la Urya'yı
karşılaştıracak ve Urya'dan Davud üzerindeki
hakkını bana bağışlamasını isteyeceğim, o da
bağışlayacak ve buna karşılık ben de ona cennette
istediği herşeyi vereceğim!"
Evet, Hz.
Davud (a.s) olayı hakkında tefsirlere ve kaynak
kitaplara kadar giren rivayetler bunlardır. Şimdi
bu rivayetlerin senet ve belgelerini inceleyerek
ne kadar sıhhatli ve ne ölçüde doğru olduklarını
inceleyelim:
Bu Rivayetler Üzerine Belgesel Bir İnceleme
1- Vahab bin Münebbih
Vahab'ın
babası İranlıdır, İran kisrası Enuşirevan onu
Yemen'e göndermiştir. Vahab'ın biyografisi
hakkında İbn-i Sâ'd'ın Tabakaat'ında özetle şöyle
geçer:
Vahab,
gökten inen 92 kitap okuduğunu, bunların 72'sinin
sinagog ve havralarda mevcut olduğunu, ama geriye
kalan 20 kitaptan belli sayıda insanlardan başka
kimsenin haberi olmadığını bizzat söylemiştir.
Dr. Cevad
Ali, "Vahab'ın yahudi asıllı olduğu söylenir;
Yunanca, Süryanice ve Hımyerice'yi iyi bildiği ve
kadim kitaplar konusunda uzman olduğu da
bilinmektedir"der.
Keşf'ul
Zunun'da onun telif eserlerinden birinin Kısas'ul
Enbiya olduğu geçmektedir.
2- Hasan Basri
Künyesi
Ebu Said'dir. Babası ensardan Zeyd bin Sabit'in
kölelerindendi. Ömer'in hilafetinin bitimine 2 yıl
kala doğmuş ve Basra'da, 100 yaşında, yani h.
110'da ölmüştür.
Hasan
Basri güçlü bir edebiyatçıydı, hem hilafet hem
halk nazarında pek itibar gören, biraz da
kendisinden çekinilen biriydi. Basra'daki hilafet
okulu (Ehl-Sünnet mektebinin) izleyicilerinin
lideri konumundaydı.
Hasan Basri'nin Görüşü
Hakkında
gelen rivayetler ve İbni Sâ'd'ın Tabakaat'ında
geçenlere göre Hasan Basri "kader"e cebriye inanan
biriydi ve bu hususta başkalarıyla da münazara ve
tartışmaları olmuştur. Ne var ki bir süre sonra bu
inancından vazgeçmiş ve görüşü değişmiştir. Haccac
bin Yusuf Sakafi gibi dönemin tanınmış zalim kan
dökücülerine karşı kıyam etmeyi câiz
saymayanlardandı.
|