Bismillahirrahmanirrahim
Cevap-223:
Muhterem kardeşim, Enfal suresinin 41.
ayetinin ilk olarak Bedir savaşındaki ganimetlerle ilgili
indiği doğrudur. Ancak bir ayetin bir olayda inmesi, onun
mana ve muhtevasını o olayla sınırlı kılmaz. Öyle olsaydı
birçok ayet bugün geçerliliği kaybederdi. Dolayısıyla bir
ayetin sadece nuzül sebebine dayanarak onun tefsirini
yapmak ve ondan Kur’an’ın nihaî görüşünü çıkarmak yanlış
olur.
Ehlibeyt
mektebinin bu konudaki görüşü iki esasa dayanmaktadır;
birisi Enfal 41 de geçen “ganimet” kelimesinin lügat
anlamına, diğeri ise bu konuda Resulullah (s.a.a) ve
mutahhar Ehlibeyt’inden nakledilen hadislere. Ayrıca bu
görüşü ileride (açıklayacağımız üzere) Sünni kaynaklarda
nakledilen bazı hadisler de desteklemektedir.
a) Ganimet Kavramının Lügatteki Anlamı:
Lügatte
insanın elde ettiği her şeye (menfaat-gelir) ganimet
denir. Bazı lügatlerde buna zahmetsiz cümlesi de
eklenmiştir.
Kur’an-ı
Kerim’de de bu kelime cennette mu’minlerin elde edecekleri
nimetler için kullanılmıştır: “Allah indinde (mu’minler
için) çok ganimetler (nimetler-mükafatlar) vardır.” (Nisa,
94)
Esasen
“ganimet” kelimesi, “garâmet” kelimesinin karşıtıdır.
Garâmet insanın bir şeyden faydalanmadan bir meblağı
ödemeye mahkum edilmesine dedir. Tam aksine bir menfaate
kavuşmasına ise “Ganimet elde etti” denir. Dolayısıyla
ayeti savaş ganimetiyle sınırlandırmanın hiçbir dayanağı
yoktur. Bedir ganimetlerinde inmesi ise ayetin şümulünü
daraltmaz. Usul ilmi tabiriyle, ayetin nuzul sebebi
“muhassıs” değildir; nuzul yeriyle sınırlandırmaz.
b) Ayeti Tefsir Eden Hadisler:
Ehlibeyt
kanalıyla nakledilen hadisler, ittifakla ayetteki
“ganimet” kelimesinin insanın elde ettiği bütün gelirleri
kapsadığını açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu
hadisleri geniş bir şekilde görmek isteyenlere Ehlibeyt’in
fıkhî hadislerini ihtiva eden “Vesail-üş Şia” kitabına
müracaat etmelerini tavsiye ediyoruz.
Başka hiçbir
delil olmasaydı, Ehlibeyt’ten nakledilen bunca hadis bize
delil olarak yeterliydi. Zira onlar Allah Resulü’nün ilim
ve irfanının varisleri ve bize emanet olarak bırakıp
kendilerine sarılmamızı emrettiği ve sarıldığımız müddetçe
asla delalete düşmeyeceğimizi haber verdiği mutahhar
Ehlibeyt’idirler.
Mektebimizin
görüşünü teyid eden bir hadisi de örnek olarak Sünni
kaynaklardan nakletmekle yetiniyoruz:
Sahih-i
Buhari ve diğer bir çok Sünni kaynağın nakline göre Abd-ül
Kays kabilesinden bir grup Allah Resulü’nün (s.a.a) yanına
gelerek şöyle arzettiler: “Müşrikler bizimle sizin
aranızda bir mani oluşturmaktadırlar ve biz sadece
(savaşın yasak olduğu ve emniyette olduğumuz) haram
aylarda sizin yanınıza gelme imkanı buluyoruz. Bize amel
ettiğimiz takdirde cenneti kazanacağımız ve başkalarını da
buna davet edeceğimiz emirleriniz nelerdir?” Allah Resulü
(s.a.a) cevaplarında şöyle buyurdu: “İmanı size
emrediyorum; (bu ise) Allah’tan başka bir ilahın
olmadığına şehadet etmek, namazı dosdoğru kılmak, zekât
vermek ve ganimetin humusunu ödemektir.”
Şimdi bu
hadiste geçen “ganimet” kelimesinin savaş ganimetleri
olduğunu söylemek mümkün değildir. Zira hadisin metninde
de geçtiği gibi bu insanlar Resulullah’tan uzak bir
bölgede ve müşriklerin muhasarası altında yaşıyorlardı.
Öyle ki Resululalh’ın huzuruna varma imkanları bile yoktu.
Dolayısıyla böyle kritik bir ortamda ve zor şartlarda
yaşayan Müslümanların kafir ve müşriklerle savaşma
imkanları yoktu ki onlardan aldıkları ganimetlerin
humusunu ödemekle de mükellef kılınsınlar. Bu yüzden bu
hadiste geçen ganimetten maksadın savaş ganimetleri değil,
her türlü gelir olduğu anlaşılmış oluyor.
Son
bir hususa değinip cevabımızı noktalamak istiyoruz.
Ehlibeyt fıkhında olduğu gibi Ehl-i Sünnet İmamlarının da
fetvalarına göre de keşfedilen maden ve hazinelerin
humusunun verilmesi gerekir. Peki humus sadece savaş
ganimetleriyle sınırlı ise bu fetvaların dayanağı nedir
diye sorulduğunda, buna bazı hadisler delil olarak
gösteriliyor. Peki neden hadisler burada delil oluyor da
gelirler hususunda delil sayılmıyor? Eğer Ehlibeyt
mektebinin fakihleri ganimet kelimesinin lügatteki genel
anlamına ve Ehlibeyt’ten nakledilen hadislere dayanarak
humusun savaş ganimetleriyle sınırlı olmadığı yönünde
fetva veriyorlarsa, neden bu yadırganıyor? Bunun bir
mantığı var mı? Eğer ayetle birlikte hadisler de ölçü
alınacaksa, ikisinde de alınmasının bir sakıncası olmaması
gerekir; eğer alınmayacaksa ikisinde de alınmaması
gerekir.