KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Soru ve Cevaplar                                                                                                           Soru ve Cevaplar

Bugün :  

  Sık Kullanılanlara Ekle                                                                                                                                                                                                                                                         Başlangıç Sayfası Yapın
 

Bismillahirrahmanirrahim

 

     Soru-193: Tesbihat-i Erbaada ifade edilen, insanların Allah-u Tealayı ilk önce subhannallah zikriyle yani her türlü eksiklikten münezzeh olmasıyla, sonra elhemdülillah yani şükürle, sonra da Allahu ekber zikriyle; yani sahip olduğu sıfatlarla her şeyden üstün, yüce olması şeklinde anılması gerektiğidir. Hz. Resullah saa'nın hz. Fatıma'ya öğrettiği zikre bakıyoruz; tam tersi, yani ilk önce Allahu Ekber, sonra elhamdülillah, sonra da subhanallah. Peki her ikisi de bir tesbih, bir zikir olmasına rağmen tavsiye edilen şeylerin sırası neden farklılık gösteriyor? Bir yolcuya bir yeri tarif ederken varacağı mekanların sırasını değiştirmeniz ne kadar doğrudur? Veya mesela birine ilk önce Kerbela'ya, sonra Necef'e, sonra da Mekke'ye git demekle; ilkönce Mekke'ye, sonra Necef'e, sonra da Kerbela'ya var dememiz çok farklı şeylerdir ve yolcuyu çok farklı menzillere ulaştırır. Yolculuk İlahi'ye giden yol olursa, bu yol maneviyat yolu, Allah-u Teala'yı tanımada ilerlenen yol olursa bu zikirlerin veya tanımanın önceliği ve sırası da önemli değil midir?

 

Cevap-193: Muhterem kardeşim, ahkamın felsefe ve hikmetleri konusunda akıl yürüterek sonuca varmak sağlıklı bir şey değildir. Zira bir hükmün hikmetinde bir çok şeyler dikkate alınmış olabilir ki bunların hepsini Allah ve Resulü bize açıklamadan bizim anlamamız ve idrak etmemiz mümkün değildir. Bundan dolayı da Ehlibeyt mektebinde hüküm vermede kıyas yasaklanmıştır. Sizin bahsettiğiniz konuda da bize net bir şey açıklanmadığı için (bizim bildiğimiz kadarıyla), kesin bir şey söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla zikirlerin yerinin değişmesinde her birisinde bizim bilmediğimiz hikmetler söz konusu olabilir. Bunu öyle adres falana benzetmek de yersizdir. Bu farklılık sadece burada değildir. Dikkat edersen Hz. Fatıma zikrinde Lailahe illallah zikri de mevcut değildir. O zaman biz, orada adres eksik mi verilmiş diyelim?! Bir başka farklılık bizzat Hz. Fatıma zikrinde de mevcuttur şöyle ki, Hz. Fatıma zikrini uyurken söylemek de müstehaptır, ama namaz sonrası zikirden farkı şudur ki namazdan sonrakinde önce Allahu Ekber, sonra Elhamdu Lillah, daha sonra da Subhanellah söylenir. Ama uyurken önce Allahu Ekber, sonra Subhanellah, daha sonra da Elhamdu Lillah.

Kısacası bu tür ibadi şeyler tefkifidir. Yani deliller (ayet ve hadisler) bize nasıl açıklamışsa, onu eksiksiz uygulamakla mükellefiz; kendi kafamızdan felsefe yürütemeyiz. Tabi bunların hepsinin mutlak bir hikmeti vardır, ama biz bir kısmını biliyoruz, bir kısmını bilmiyoruz. Yani yine bir maslahata binaen (mesela bizim teslimiyetimizi ölçmek veya başka bir sebepten dolayı) ya açıklanmamış veya açıklanmışsa da bizim elimize ulaşmamıştır. Diğer bir çok hükmün felsefesi gibi. Örneğin neden Sabah namazını iki, akşamı üç, yatsı, öğle ve ikindiyi ise dört rek'at şeklinde kılıyoruz? Mesela ben kendimden felsefe türetmeye kalkarsam şöyle diyebilirim: Arkadaş insan sabahleyin uykudan istirahat etmiş bir halde uyanıyor. Dolayısıyla daha fazla namaz kılabilecek durumdadır. Oysa gündüz işte güçtedir, akşam ise yorgun argın evine geliyor; dolayısıyla namazın rek'atleri biraz daha az olsaydı, daha mantıklı olmaz mıydı? Vs. Burada ibadî konularda teslimiyetin önemini vurgulayan bazı âyet ve hadisleri size aktararak cevabı notlamak istiyorum:

 

Örneğin Allah-u Teala Resulullah'a (s.a.a) itaat etmek ve onun verdiği hükümlere teslim olmak noktasında nisa sûresinin 65. âyetinde şöyle buyuruyor :

"Hayır öyle değil; Rabbine andolsun aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp, sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı bulunmaksızın , tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar."

İmam Cafer-i Sadık (a.s)'dan şöyle nakledilmiştir: buyurdu; "Eğer bir topluluk şeriki olmayan yegâne Allah'a ibadet eder, namaz kılar, zekat verir, Beytullah'ın haccını yapar ve ramazan ayının orucunu tutar, sonra da kalkıp, Allah'ın ve Resulü'nün yaptığı (ve hükmettiği) bir şeye, neden bunun aksini yapmadı?! (Keşke şöyle böyle yapsaydı) diye itirazda bulunur veya (en azından) kalplerinde böyle bir (rahatsızlık ve itiraza) yer verirlerse, bununla şirke düşmüş olurlar." Daha sonra İmam (a.s.) yukarıdaki ayet-i kerimeyi okuyarak "Sizin üzerinize düşen (tam anlamıyla) teslim olmaktır" buyurdu." (Usul-ül Kâfi, c.2, s.398)

İmam Ali (a.s) da kendisinden nakledilen bir hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır:

"İslam teslim olmaktır; teslim (Hak Teala'nın bütün emir ve nehiylerini) tasdik etmektir. Tasdik ise yakindir .(yakinden kaynaklanır), yakin de eda etmektir. Eda etmek İlahî buyruklara amel etmektir." Sonra şöyle devam etti: "Hiç şüphesiz mü'min olan, kendi dinini Rabb'inden alır, kendi re'yinden (şahsi düşünce ve yorumlarından) değil." (Maân-il Ahbâr, s.185)

Resulullah (s.a.a) de şöyle buyurmuştur: "Ey Allah'ın kulları, sizler hasta ve alemlerin Rabbi tabip gibidir. Hastanın yararı tabibin bildiğine ve tedbirlerine uymaktır, nefsin isteğine uymak değil. Öyleyse Allah'ın emirlerine teslim olun ki kurtuluşa eresiniz." (Mecmuat-u Verram, c.2, s.117)

Abdullah bin Sinan İmam Cafer-i Sadık (a.s)'dan şöyle rivayet etmektedir:  "Çok geçmez ki (bir çok) şüphelere müptela olursunuz ve belli başlı bir ilme ve bir hidayet imamına sahip olmadan kalırsınız. Öyle bir zamanda bu zor durumdan ancak "ğarik" (boğulan) duasıyla" dua eden kimse kurtulur." Ravi diyor ki, ben "Ğarik duası" nasıldır?" diye sorduğumda buyurdu ki: "Şöyle söyler:

"Ya Allahu Ya Rahmanu Ya Rahim Ya Mukallibel-kulub, Sebbir Kalbi Ala dinike."

(Ey Allah, ey Rahman, ey Rahim ey kalpleri döndüren, benim kalbimi dinin üzerinde sabit kıl.")

Ravi diyor; ben ey kalpleri kelimesine gözleri kelimesini de ekleyerek "Ey kalpleri ve gözleri döndüren...." dediğimde imam (a.s.) evet buyurdu "Allah kalpleri de gözleri de döndürendir." Ama sen benim dediğim gibi söylemelisin (kendinden bir şey ekleme hakkına sahip değilsin)." (İkmal-üd Din, s.201)

 

 

 

Go to top of page  Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız | Îletişim için |

  Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler  |  

Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de 'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM