Bismillahirrahmanirrahim
Soru-184:
Muhterem hocam, Ehl-i Sünnet'in
hadis kaynaklarında en çok hadis nakli Ebu Hureyre kanalıyla
yapılmıştır; (5374 hadis). Fakat aynı zamanda en çok şaibe
de bu râvi hakkında söz konusudur. Şimdi acaba bu şaibeleri
belgeleyen somut deliller ve belgeler, özellikle Sünni
kaynaklardan göstermek mümkün mü?
Cevap-184:
Ebu
Hureyre’nin şaibeli ve
reddedilmiş birisi olduğuna dair güneşten daha aydın birçok
deliller vardır. Bunu Ehl-i
Sünnet'in büyük alimleri de tasdik etmişlerdir. Onun
reddedilmiş (merdut) olduğuna
dair delillerden birisi, Resulullah
(s.a.a)’in diliyle lanetlenmiş Muaviye
bin Ebi
Süfyan’ın, münafıkların ve ikiyüzlülerin yanında yer
almasıdır. Çünkü Sıffin’de
namazları Emir’ul- Müminin
Hz. Ali (a.s)’ın
peşinde kıldığı halde, Muaviye’nin
yağlı sofrasının başından da eksik olmuyordu.
Zımahşerî “Rebi’ul-
Ebrar” isimli kitabında,
İbn-i Ebi’l-
Hadid “Şerh-u
Nehc’ul-
Belağa” kitabında ve daha başkaları şöyle
naklediyorlar:
Ondan bu iki
farklı hareketinin sebebi sorulduğu zaman şöyle diyordu: “Muaviye’nin
muzeyresi
ve yemeği daha yağlıdır, Ali’nin arkasında namaz kılmak ise
efdaldir” Bu yüzden
Ebu Hureyre
“Şeyh’ul-
Muzeyre” diye meşhur
olmuştur.
Hz. Ali
Kur’an ve Haktan Ayrılmaz
Halbuki (Şia
alimlerinin ittifakının yanı sıra)
Şeyh’ul- İslam Himvini “Feraid”in
37. babında, Harezmi “Menakıb”da,
Taberani “Evset”te,
Genci-yi Şafii “Kifayet’ut-
Talip”te, İbn-i
Kuteybe “el-imamet
ve’s- Siyaset”in 1. cildinin
68. sayfasında, imam Ahmed bin
Hanbel “Müsned”de,
Süleyman Belhi “Yenabi’ul-
Meveddet”te,
Ebu Ya’la
“Müsned”de, Muttaki-yi
Hindi “Kenz’ul-
Ummal”ın
6. cildinin 157. sayfasında, Said
bin Mensur “Sünen”de,
Hatib-i Bağdadi “Tarih-i
Bağdadi” diye meşhur olan kitabının 14. cildinin 321.
sayfasında, Hafız bin Merduye “Menakıb”da,
Semani “Fezail’us-
Sahabe”de, imam Fahr-i
Razi “Tefsir-i
Fahr-i Razi”nin
1. cildinin 111. sayfasında, Ebu’l-
Kasım Hüseyin bin Muhammed (Rağib-i
İsfehani) “Muhazırat’ul-
Üdeba”nın 2. cildinin 113. sayfasında vs. alimleriniz
Ebu
Hureyre’nin kendisinden ve diğerlerinden Resul-u
Ekrem (s.a.a)’in şöyle buyurduğunu naklediyorlar:
“Ali hak
iledir ve hak da Ali’yle; Ali neredeyse hak da oradadır.”
Bu hadis,
Ebu
Hureyre’nin bu hadisi gördüğü halde
Hz. Ali (a.s)’ı bırakıp
Muaviye’nin etrafında dönmesi,
onun merdut (reddedilmiş)
olduğunu göstermiyor mu?
Muaviye’nin
kötü amel ve zulümlerini görüp de susan ve dünyevi
menfaatleri için karnını doyurmak ve makam sahibi olmak için
o melunun meclisinde oturarak ona yardımcı olan
merdut (reddedilmiş) değil
midir?!
Hakim-i
Nişaburi “Müstedrek”in
3. cildinin 124. sayfasında, imam Ahmed
bin Hanbel “Müsned”de,
Taberani “Evset”te,
Şafii Fakihi
İbn-i
Meğazili “Menakıb”ta,
Muttaki Hindi “Kenz’ul-
Ummal”ın
6. cildinin 153. sayfasında, Şeyh’ul-
İslam Himvini “Feraid”de,
İbn-i Hacer-i
Mekki “Savaik”in
74. ve 75. sayfalarında, Süleyman Belhi
el-Hanefi “Yenabi’ul-
Meveddet”te,
Celalettin
Süyuti “Tarih’ul-
Hulefa”nın
116. sayfasında, imam Ebu
Abdurrahman
Nesai “Hasais’ul-
Aleviyye”de
ve daha başka büyük alimleriniz Ebu
Hureyre’nin kendisinden
Resulullah (s.a.a)’in şöyle
buyurduğunu naklediyorlar:
“Ali
Kur’an’ladır ve Kuran da Ali
iledir. Bunlar havuzun başında bana gelinceye kadar asla
birbirlerinden ayrılmazlar. Ali bendendir, ben de Ali’denim.
Kim ona sebbederse (kötü söz
söylerse), şüphesiz bana sebbetmiştir
ve kim bana sebbederse, şüphesiz
Allah’a sebbetmiştir.”
Bununla
birlikte, Muaviye’nin açıkça,
hatta minber ve Cuma namazlarında Hz.
Ali’ye, Hz. Hasan’a ve
Hz. Hüseyin’e lanet edilmesine
seyirci olan, bütün minber ve meclislerde
Hz. Ali (a.s)’a lanet edilmesini
görüp susan, bununla da kalmayıp
Muaviye ve benzeriyle ile oturup kalkan ve onların
yaptığına sevinen bir şahıs merdut
değil de nedir?
Onlarla
muaşeret etmenin yanı sıra, hadisler uydurarak onlara
yardımcı olan ve halkı Hz.
Ali’nin aleyhine kışkırtan ve O Hazrete lanet etmeye
zorlayan bir şahıs merdut değil
midir?
Ebu
Hureyre’yi Yeren Haberler ve
Onun Durumu
İbn-i
Ebi’l-
Hadid-i Mütezili “Şerh-i
Nehc’ul-
Belağa”nın
1. cildinin 358. sayfasında ve 4. ciltte, üstat ve şeyh-i
imam Ebu Cafer
İskafi’den şöyle naklediyor:
“Muaviye
bin Ebi
Süfyan, sahabe ve tabiinden bir grubu toplayıp
onlardan Hz. Ali (a.s)’ı yeren
hadisler uydurmalarını ve bunları halkın arasında
yaymalarını istedi. Onlar da bu işle meşgul olmaya
başladılar. Ebu
Hureyre,
Amr bin As ve Muğeyre bin
Şube, Hz. Ali (a.s)’ı yeren
hadisleri uyduran kimselerdendiler.”
Olayı sayfa
359’a kadar genişçe anlattıktan sonra, aynı sayfada
A’maş’tan şöyle rivayet ediyor:
“Ebu
Hureyre, Muaviye ile
beraber Kufe camisine geldi.
Halkın kendisine büyük bir ilgi gösterdiğini görünce ayağa
kalktı ve . (Halkın dikkatini çekmek için) iki eliyle başına
vurmaya başladı. Sonra şöyle dedi: “Ey Irak halkı! Benim
Allah ve Peygamberinin adına yalan söyleyip cehennem ateşini
satın alacağımı zannediyor musunuz? Peygamber’den duyduğum o
şeyi benden duyun (yani duyduğumu size naklediyorum)
Peygamber’in şöyle buyurduğunu duydum. “Her peygamberin
bir haremi vardır; benim haremim de Medine’dir. Kim orada
bir olay çıkarırsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların
laneti onun üzerine olsun. Allah’ı şahit tutuyorum ki, Ali
Medine’de olay çıkardı.” (O, bu sözüyle, halkı
Hz. Ali’ye lanet etmeye davet
etti.)
Muaviye bunu
(yani Ebu
Hureyre’nin hem de Hz.
Ali (a.s)’ın hilafet merkezinde
kendisine böyle bir hizmette bulunduğunu) duyunca, onu
çağırtıp hediyeler verdi ve Medine’nin valisi yaptı
onu.
Bunlar, onun
merdut (reddedilmiş) olduğuna
delil değil mi? Muaviye’nin
hoşuna gitmesi için, Hulefa-i
Raşidin’den, hatta onların en
faziletlisi, en kâmili ve en şereflisi olan biri hakkında
böyle konuşan bir adam, birkaç gün
Resulullah (s.a.a)’in sahabesi oldu diye övülmeye
layık mıdır?
Onun
mel'un ve
merdut olduğuna dair elimizde bir çok delil vardır.
Bu delillerden
birisi şudur: Kim Hz. Peygamber
(s.a.a)’e sebbederse, o her iki
fırkaya (Şii ve Sünni) göre, kesinlikle melun,
merdut ve ateş ehlidir.
Daha önce
aktardığım ve sizin büyük alimlerinizin de naklettiği
hadislerde Resulullah (s.a.a)
şöyle buyurmuştur:
“Kim Ali’ye
sebbederse, bana
sebbetmiştir; kim bana
sebbederse, Allah’a
sebbetmiştir.”
Ebu
Hureyre,
mevlamız ve muvahhidlerin
mevlası
Emir’ul- Müminin Hz. Ali
(a.s)’a sebb ve lanet edenlerden
birisidir. O, sahte hadisler uydurarak halkı da,
Hz. Ali (a.s)’a
sebbetmeye zorluyordu!!
Ebu
Hureyre’nin
Busr Bin Ertat’la
Müslümanlar
Hakkındaki
Zulüm ve Katliamları
Bir başka
delil şudur: Taberi,
İbn-i Esir,
İbn-i Ebi’l-
Hadid, Allame
Semhudi,
İbn-i Haldun, İbn-i
Hallakan, vs.. tarihçileriniz
şöyle yazarlar: Muaviye bin
Ebi Süfyan,
hunhar ve zalim Busr bin
Ertat’ı Yemenlileri ve
Mevlamız
Emir’ul- Mümininin Şiilerini katletmesi için 4. bin
Şamlı savaşçıyla beraber Medine yolundan harekete geçirdi.
Onlar, Medine, Mekke,
Tâif, Tebale (Tehame
bölgesinde bir şehir), Necran,
Erhab kabilesi (Hemdan
kabilelerinden biri), Sen’a
ve Hazar Mevt’ta
akıl almaz katliamlar yaptılar. Ben-i
Haşim ve Emir’ul-
Mümininin Şiilerini yaşlı-genç demeden kılıçtan geçirdiler.
Hatta Peygamber-i Ekrem (s.a.a)’in amcası
Abbas’ın oğlu ve Yemen
valisi Ubeydullah’ın çocuklarına
bile rahm etmeyip başlarını
kestiler. O melunun emriyle öldürülenlerin sayısını 30 binin
üzerinde yazmışlardır!!
Emevi ve
onların takipçilerinin bu amelleri insanı pek şaşırtmıyor.
Çünkü onlar böyle şeyleri devamlı yapıyorlardı. İnsanı
şaşırtan şey, sizin başınızın üzerinde tuttuğunuz
Ebu
Hureyre’nin de, Busr bin
Ertat’la birlikte bu sefere
çıkıp onun feci katliamlarını görmesi ve orada bulunmasıdır.
Özellikle,
Cabir bin Abdullah
Ensari, Ebu
Eyyub
Ensari ve diğer birçok sahabelerin olduğu Medine-i
Münevvere’nin
savunmasız ve günahsız halkına yapılan zulümleri kendi
gözleriyle görüyordu. Sahabeler korkularından
ya Medine’den kaçmış veya evlere
saklanmışlardı. Ebu
Eyyub
Ensari gibi Resulullah
(s.a.a)’in has sahabelerinin evlerini yakıyorlardı.
Ebu Hureyre,
bütün bunlara ses çıkarmadığı gibi, yeri geldiğinde bu
zulümlere yardımcı da oluyordu.
Medine’deki
katliamlardan sonra, bu zulüm ordusu Mekke’ye doğru hareket
ederken, Ebu
Hureyre orada onların vekili
olarak kaldı. Daha sonra Muaviye,
onun bu hizmetleri ve Ebu
Busr’a yaptığı yardımları
karşılığında onu Medine’ye vali tayin etti.
Allah aşkına
insafla söyleyin, bu dünya perest
insan üç yıl
Resul-u Ekrem (s.a.a)’ın
sahabesi olmasına rağmen, bu müddet zarfında nasıl oluyor da
beş bin hadis nakledebiliyor? Peki, her iki fırkanın kabul
ettiği ve Allame Semhudi “Tarih’ul-
Medine”de, Ahmed bin
Hanbel’in “Müsned”de,
Sibt bin
Cevzi’nin “Tezkire”nin 163. sayfasında ve daha
başka alimlerin Resul-u Ekrem (s.a.a)’den naklettikleri şu
meşhur hadisi duymadı mı?:
“Kim Medine
halkını zulümle korkutursa, Allah da onu korkutacaktır;
Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerine
olsun; kıyamet günü, Allah Teala,
ondan hiçbir şeyi kabul etmeyecektir. -Benim Medine’mi
korkutana Allah’ın laneti olsun- Kim Medine halkına kötü
kasıtta bulunursa, Allah Teala
onu, kurşunun ateşte eridiği gibi eritecektir.”
Durum bu iken,
Medinelileri korkutup onca zulüm yapan bir orduya nasıl
katılabiliyor? Ayrıca, sahte hadisler uydurarak
Resulullah (s.a.a)’in vasisi,
hak halifesi ve pak Ehl-i
Beyt’ine karşı geliyor ve
insanları öyle birine sebb
ettiriyor ki, ona sebb etmeyi
Peygamber (s.a.a) kendisine sebb
edilmiş sayıyor. İnsafla söyleyin,
Resulullah (s.a.a) adına yalan hadis uyduran böyle
birini Allah ve Resulü reddetmez mi?
Ebu
Hureyre’nin
Merdutluğu ve Ömer’in Onu Kırbaçlaması
Tabi biz bu
tespitlerimizde yalnız değiliz; böyle bir şeyi bizden önce
ilk olarak yapan ikinci halife Ömer bin
Hattab’dır. İbn-i Esir
gibi tarihçiler H.K 23. Yılın olaylarında,
İbn-i Ebi’l-
Hadid “Şerh-i
Nehc’ul
Belağa”nın
(Mısır baskısı) 3. cilt 104. sayfasında ve daha başkaları
şöyle naklediyorlar:
H.K 21 yılında
halife Ömer Ebu
Hureyre’yi Bahreyn’e vali
olarak gönderdi. Ona, Ebu
Hureyre kendisine mal toplayıp
bir sürü at aldığı haberini verdiler. Bunun üzerine Ömer onu
hicri 23 yılında görevinden aldı. Halifenin yanına gelir
gelmez, halife ona: “Ey Allah’ın ve Allah’ın kitabının
düşmanı, Allah’ın malını mı çalıyorsun?” diye kızdı. O da;
“Asla hırsızlık yapmadım, onlar halkın bana verdiği
hediyelerdi” diye cevap verdi.
İbn-i
Mes’ud “Tabakat”ın
4. cildinin 90. Sayfasında, İbn-i
Hacer
Askalani “İsabe”de
ve İbn-i
Abdurabbih “Ikd’ul-
Ferid”in
1. cildinde şöyle yazıyorlar:
Halife
Ebu
Hureyre’ye; “Ey Allah’ın düşmanı! Seni Bahreyn’e
vali olarak gönderdiğimde ayağında ayakkabın bile yoktu;
şimdi asil atların ve 600 dinarlık malın olduğunu duydum.
Bunları nereden aldın?” diye sordu.
O da cevaben;
“Bunlar halkın hediyeleriydi. Onları çalıştırdım,
elimdekiler onlardan elde ettiğim kârlardır.” dedi.
Ömer yerinden
kalkıp onu o kadar kırbaçladı ki sırtından kan akmaya
başladı. Sonra, Bahreyn’de biriktirdiklerinden 10 bin
dinar alıp Beyt’ul- Mal’a
vermelerini emretti. Ömer, sadece kendi halifeliği zamanında
değil, Resulullah’ın zamanında
da Ebu
Hureyre’yi yere düşene kadar dövdü.
Bu olayı
Müslim “Sahih”in 1. cildinin, 34. sayfasında nakletmiştir.
İbn-i Ebi’l-
Hadid “Şerh-i
Nehc’ul
Belağa”nın
1. cilt, 360. sayfasının ilk başında şöyle yazıyor:
“Ebu
Cafer İskafi (Mutezli
şeyhi) diyor ki; Şeyhlerimiz Ebu
Hureyre’yi (akli yönden)
sakıncalı bulup onun hadislerini kabul etmiyorlar. Ömer onu
kamçılayarak dedi ki; “Hadis nakletmekte çok ileri gittin.
Zaten sana Peygamber’in adına yalan uydurmak yakışır!”
İbn-i
Asakir “Tarih-i Kebir”de,
Muttaki “Kenz’ul-
Ummal”ın
239. sayfasında şöyle naklediyorlar: Halife Ömer onu
kırbaçlayıp dövdü. Resulullah
(s.a.a.)’dan hadis nakletmesine engel olarak dedi ki:
“Peygamber’den çok hadis naklediyorsun. Ondan taraf yalan
söylemeye layıksın (yani senin gibi şahsiyetsiz biri
Peygamber’in adına yalan söyler ancak.) Peygamber’den hadis
nakletmeği terk etmelisin. Yoksa seni
ya Devs’a
gönderirim ya da
Buzinelerin
yanına.
Yine
İbn-i Ebi’l-
Hadid “Şerh-i
Nehc’ul-
Belağa”nın
1. cildinin 360. sayfasında (Mısır baskısı) Üstadı imam
Ebu Cafer
İskafi’den şöyle naklediyor: “Mevle’l-
Muvahhidin
Emir’ul- Mü’minin
Hz. Ali (a.s.) şöyle buyuruyor:
“Bilin ki! İnsanların (veya Yaşayanların) en yalancısı,
Resulullah (s.a.a.)’in adına en
çok yalan söyleyen Devslu
Ebu
Hureyre’dir.”
İbn-i
Kutaybe “Te’vil’ul-
Muhtelif’il- Hadis”te, Hakim
“Müstedrek”in 3.
cildinde, Zehebi “Telhis’ul-
Müstedrek”te,
Müslim “Sahih-i Müslim” diye meşhur olan kıtanın
ikinci cildinin “Fezail-u
Ebu Hureyre”
bölümünde diyorlar ki; Aişe onu
defalarca reddederek şöyle diyordu: “Ebu
Hureyre çok yalan söylüyor; o,
Resulullah’ın adına bir sürü
yalan hadis uydurmuştur.”
Sözü fazla uzatmayalım.
Ebu
Hureyre’yi yalnızca biz
reddetmiyoruz Halife Ömer, Mevlamız
Emir’ul- Müminin,
Umm’ul- Müminin
Aişe, sahabe ve tabiin de onu
reddetmişlerdir.
Mutezile’nin
şeyh ve alimleri ve Hanefi’lerin geneli,
Ebu
Hureyre’nin hadislerini kabul etmiyorlar. Senedi
Ebu
Hureyre’ye dayanan hadisleri batıl biliyorlar.
Nevevi, Sahih-i Müslim’in
şerhinde, özellikle 4. ciltte bu konuyu genişçe ele alıyor.
Büyük mezhebinizin lideri imam A’zam
Ebu Hanife
şöyle diyor:
“Resulullah’ın
sahabeleri genelde güvenilir ve adil idiler. Ben onların
hepsinden senedi kime dayanırsa dayansın hadis kabul
ediyorum. Ama senetleri Ebu
Hureyre’ye,
Enes bin Malik’e ve Semuret
bin Cundeb’e dayanan hadisleri
kabul etmiyorum.”
Öyleyse,
sahabeden olan Ebu
Hureyre’yi eleştirdiğimiz için
bize itiraz etmeyin. Biz o Ebu
Hureyre’yi eleştiriyoruz ki,
ikinci halife Ömer onu kırbaçlamış,
Beyt’ul- Mal hırsızı ve yalancı diye
nitelendirmiştir.
Biz o
Ebu
Hureyre’yi eleştiriyoruz ki,
Ümm’ül- Muminin
Aişe, imam
A’zam Ebu
Hanife, sahabenin büyükleri,
tabiin, Mutezile’nin şeyh ve alimleri onu eleştirmiş ve
reddetmişlerdir.
Velhasıl biz o
Ebu
Hureyre’yi eleştiriyoruz ki,
Kur’an’ın eşi olan Mevlamız,
Muvahhidlerin
Mevlası
Emir’ul- Müminin Hz. Ali
(a.s) ve Resulullah (s.a.a.)’ın
Ehl-i Beyti’nden olan masum
İmamlar (a.s) onu merdut ve
yalancı bilmişlerdir.
Biz o
Ebu
Hureyre’yi eleştiriyoruz ki, obur ve pis boğazdır.
Emir’ul- Müminin
Hz. Ali (a.s)’ın
en faziletli oluşunu bilmesine rağmen, onu bırakıp melun
Muaviye’nin yağlı sofrasını
tercih etti. Sahte hadisler uydurarak
Muaviye’nin, sizin de Hulefa-i
Raşidin’den biri olduğunu kabul
ettiğiniz muttakilerin İmamı ve Müslümanların halifesine (Hz.
Ali’ye) sebb ve lanet
ettirmesine yardımcı oldu.
Dünya malı ve
makamına ulaşmak için, Resulullah
(s.a.a)’in adına sahte hadis uyduran ve onları sahih hadisle
karıştıran böyle sahtekarların her hadisine güvenilmez. Bu
yüzden Resulullah (s.a.a) şöyle
buyurmuştur:
“Benden
size bir hadis naklettiklerinde, onu Allah’ın kitabına
sunun...”