Bismillahirrahmanirrahim
Soru-167: Allah-u Teala
Tevbe suresinin 29. ayetinde şöyle buyurmaktadır:"Kendilerine
kitap verilenlerden, Allah'a ve ahiret gününe inanmayan,
Allah'ın ve Resulünün haram kıldığını haram tanımayan ve hak
dinini din edinmeyenlerle, küçük düşürülmüşler olarak cizyeyi
kendi elleriyle verinceye kadar savaşın."Yine A'raf
suresinin 157. ayetinde şöyle buyurmaktadır:"Onlar ki,
yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceğini) yazılı
bulacakları ümmi peygambere uyarlar; o, onlara iyiliği
emrediyor, kötülüğü yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar
şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki
zincirleri kaldırıyor…" Görüldüğü gibi bu ayetlerde
Allah-u Teala'nın tahrimi (haram kılışı) ve helal kılışının
yanı sıra Resulullah'ın (s.a.a) da tahriminden
bahsedilmektedir. Şimdi soru şu: Acaba Resulullah'ın haram ve
helal kılışının anlamı nedir? Yani Resulullah'ın da Allah-u
Teala'nın paralelinde hüküm koyma yetkisi var mı? Yada Allah
tarafından böyle bir yetki O'na verilmiş midir? Bunun
açıklaması nedir?
Cevap-167: Bu konuda şunu
söyleyebiliriz ki bu ayetlerden, Resulullah'ın Allah-u
Teala'dan müstakil bir şekilde herhangi bir konuda teşriinin (hüküm
koymasının) caiz ve mümkün olduğunu anlamamız doğru olamaz.
Zira asaleten teşri' ve hüküm koyma hakkı Allah-u Teala'ya
aittir. Bu husus Kur'an-ı Kerim'in
muhtelif ayetlerinde beyan edilmiştir. Bu ayetlerde ve benzer
manaları ifade eden hadislerde kastedilen şudur ki Allah-u
Teala, Resulünün söylediklerine (emir ve nehiylerine) kendisi
gibi mutlak bir şekilde itaat etmeyi insanlara farz kılmıştır.
Bu ister Allah tarafından insanlara ilettiği genel hükümler
olsun, isterse genel hükümleri mevzu ve mısdaklarına tatbik
etmede olsun, hepsinde geçerlidir. Kısacası Resulullah'ın bir
şeyin haram veya helal olduğuna hükmetmesi, (haşa) başına
buyruk ve Allah'tan ayrı bir şekilde yaptığı demek değildir.
Ya, Allah'ın o konudaki emrinden hareketle o şeyin helal veya
haram olduğuna hükmetmesidir. Yada bir şeyin hükmünü Allah-u
Teala'nın kendisine vahyedip
öğrettiği genel kurallar ve prensiplerden çıkarıp insanlara
açıklamasıdır. Her iki durumda da meselenin kökü Allah-u
Teala'ya dayanmaktadır. Böyle olunca, verilen bu hükümler hem
Allah'ın hükmü sayılır (müstakillen
ve asaleten) hem de (Allah ile kullar arasındaki bir vasıta ve
elçi olması hasebiyle) Resulullah'ın hükmü sayılır. Nitekim
ona uyanlar da hem Resulullah'a itaat etmiş sayılırlar, hem de
Allah'a. Zira Resulullah'a itaati de insanlara farz kılan yine
Allah-u Teala'dır. Yoksa insan-ı kamil (ki Resulullah bunun en
mükemmel örneğidir) asla Allah'tan müstakil bir şekilde ve
onun izni olmadan bir hüküm vermez. O bu konuda tıpkı
meleklerin konumuna sahiptir ki Kur'an
onlar hakkında buyuruyor ki: "O (melekler) söz ile O'ndan (Allah'tan)
öne geçmezler ve onlar onun emriyle amel ederler." (Enbiya,
27)
Aşağıdaki ayetlerde bu gerçek
açık bir şekilde vurgulanmaktadır:
"Resulün size verdiklerini (emirlerini
ve açıkladığı hükümleri) alın (onlara itaat edin),
sakındırdıklarından da kaçının." (Haş,
7)
"Ey iman edenler; Allah'a
itaat edin; Peygamber'e itaat edin; ve sizden olan emir
sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık
onu Allah'a ve Resulüne döndürün şayet Allah'a ve
ahiret gününe iman ediyorsanız..."
(Nisa / 59) Eğer
"Allah ve Resulü, bir işe
hükmettiği zaman, mu'min olan bir erkek ve mu'min olan bir
kadın için o işte kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur.
Kim Allah'a ve Resulüne isyan ederse, artık gerçekten o,
apaçık sapıklıkla sapıtmıştır." (Ahzap
/36)
"O (Peygamber),
hevadan (kendi istek, düşünce ve
tutkularına göre) konuşmaz; O (söyledikleri) ancak
vahy olunan bir vahiydir." (Necm
/ 3-4)
"De ki "Size Allah'ın
hazineleri yanımdadır demiyorum; gaybı
da (Allah bildirmeden) bilmiyorum ve ben size bir meleğim de
demiyorum. Ben ancak bana vahy
edilene uyarım..." (Enam / 50) Yunus Sûresi, 15. ayet de
aynı muhtevayı ifade etmektedir.
"Şüphesiz biz sana kitabı hak
olarak indirdik ki, Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar
arasında hükmedesin..." (Nisa / 105)
Aynı hakikati vurgulayan iki
tane de hadis nakledelim:
İbn-i
Amr b.el-As'tan şöyle rivayet
edilmiştir:
"Ben Peygamber'den (s.a.a)
duyduğum her şeyi yazardım. Ancak Kureyş
beni bundan alıkoydu. Dediler ki: 'Sen Resulullah'ın her
söylediğini yazıyorsun. Allah Resulü (s.a.a) de bir insandır;
kızgınlık halinde de hoşnutluk halinde de konuşabilir. (Bu
yüzden hata da yapabilir!)"
Ondan sonra yazmaktan
vazgeçtim bunu Allah Resulü (s.a.a)'e anlatınca, mübarek
parmağıyla ağzını gösterdi ve şöyle buyurdu: "Yaz! Nefsim
elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, bundan (ağzımdan)
haktan başka bir şey çıkmaz."
(Cem-ül
Fevâid (İz Yayıncılık), C.1, S.69,
Hadis: 317, Ebu
Davud'dan Naklen.)
Resulullah (s.a.a), bir
ganimet paylaştırmasına itiraz eden bazı Müslümanlara şöyle
buyurdu: "Ben size bir şey verdiğimde veya bir şeyden sizi
mahrum bıraktığımda bir haznedarım ben; ancak emredildiğim
şekilde hareket ederim."
(Sünen-i
Ebi Davud, C.3, S.136,
Hadis: 2949, Müsned-i
Ahmed, C.3, S.191, Hadis: 8161,
Kenz-ül
Ummal, Hadis: 16711.)
Bazı hadislerde bazı hükümlerin
Allah tarafından Resulullah'a bırakıldığını ve Resulullah'ın
da o konularda görüş bildirdiği ve Allah-u Teala'nın da bu
hükümleri teyid edip imzaladığı ve
izin verdiğinden bahsetmektedir.
Bu da yine Allah Resulü'nün
müstakillen ve başına buyruk ve
Allah'tan bağımsız olarak hüküm verdiği anlamına değildir.
Manası şudur ki Resulullah, uzun bir ilahi talim ve terbiyeden
geçtikten sonra mukaddes ruhu, ruh-ul
küdüs mertebesine sahip olmuştur.
Ruh-ul Kudüse
sahip olan insanı kamil, sürekli o ruhun
teyid ve kılavuzluğuyla hareket etmekte olduğu için
hata yapması imkansızdır. (Bu konu, Ehl-i
Beyt'ten nakledilen bir çok
hadiste açık bir şekilde beyan edilmiştir.) Bu yüzden
hakikatleri en çıplak şekliyle gördüğü için verdiği hükümler
sürekli Allah-u Teala'nın irade ve hükümlerine mutabık
düşmektedir ve onun irade ve meşiyyetine
ters düşmesi söz konusu değildir. Aksi takdirde ruh-ul
kudüsün teyidine mahzar olmasının
bir anlamı kalmaz. Bu yüzden Allah-u Teala gördüğü bazı
maslahatlardan dolayı, (örneğin Resulünün makam ve mertebesini
insanlara tanıtmak ve ona ne kadar inandıkları, güvendikleri
ve itaat edip etmediklerini sınamak için) bazı hükümleri direk
olarak açıklama yerine, onların düzenleme ve açıklamasını
Resulüne bırakmış, Resulullah'ın açıklamasından sonra da
onları teyid edip imzalamıştır.
|