|
Bismillahirrahmanirrahim
Soru-162:Hocam
gayretinizden dolayı tebrik ederim. Benim takıyye ile alakalı
bir sorum olacak: İslamiyet'in ilk yıllarında belki de en
başlarında olan olaylarla alakalı. Ebuzer Gifari Mescid-ül
Haram'da müşriklere, putperestlere feryat ederek tevhidi ilan
etmesi, yine malumunuz Bilal-i Habeşi'nin kızgın kumlara
yatırılıp göğsüne taşlar koyulması ve onun bütün bunlara
rağmen ehad, ehad demesini ve bu sıkıntıların Allah Resülü'ne
iletildiği anda da o sahabelerine sabır tavsiye etmesi gibi
çok hadiseleri göz önüne aldığımız zaman takıyyeyi nasıl ve ne
şekilde anlayabiliriz? Tabi Ammar'ın başından geçenleri de
nazari itibara alarak…
Cevap-162: Muhterem
kardeşim, 100 ve 101. soruların cevabında da açıklandığı üzere
takıyye yerine göre farz, yerine göre müstehap, yerine göre
mübah, yerine göre haram ve yerine göre mekruh olabilen şer’i
bir hükümdür. Bir çok yerde takıyye bir ruhsat (mübah bir
hüküm) olarak karşımıza çıkmaktadır. Yani isteyen bu İlahi
ruhsattan istifade eder, istemeyen etmez. Kanımız o ki sizin
bahsettiğiniz durumlarda da bu bir ruhsattı ve bazıları bu
ruhsattan istifade etti, bazıları ise etmedi. İstifade eden de
yanlış bir iş yapmamıştır, etmeyen de. Elbette mümkündür ki
ruhsatı kullanmayıp bunun zorluklarına katlanan kimselerin,
sevap ve mükafatları, kullananlardan daha fazla olmuş olsun.
Bir de tam
olarak araştırmamakla birlikte, Ebuzer ve Bilal gibilerin
takıyye ruhsatından istifade etmemeleri, bu hükmün o ana kadar
henüz inmemiş olmasından da kaynaklanabilir.
|
|