Bismillahirrahmanirrahim
Soru-140:
İman sahibi olan (namaz kılan, oruç tutan) biri şeytana uyup
büyük günahlardan işlerse, (mesela zina yapmak gibi), onun
affı mümkün değil mi? Yada cehennem ehli olmaması için hiç
bir şansı kalmadı mı?
Cevap-140: Muhterem
kardeşim tevbe kapısı her kesin yüzüne açıktır. Günahı ne
olursa olsun, yeter ki samimi bir şekilde dönüş yapsın ve
artık geçmişi bir daha tekrarlamamaya ve artık Allah'a
teslim bir kul olmaya karar versin. Zaten gerçek tevbe iki
ana unsurdan oluşmaktadır. 1- Geçmişte yapılanlardan gerçek
anlamda pişmanlık duyması ve bunun ıstırabını bütün
vücuduyla hissetmesi 2- Gelecekte geçmişi tekrarlamamaya ve
Allah'a teslim bir kul olmaya karar vermesi. Bu konuda
Kur'an-ı Kerim'de Allah-u Teala şöyle buyurmaktadır: "(Ey
Resulüm, benden taraf onlara) deki: Ey kendi nefislerine
israf ve zulmeden kullarım, Allah'ın rahmetinden umut
kesmeyin; Hiç şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar.
Çünkü o bağışlayandır; esirgeyendir." Zumer, 53)
Tabi
burada hatırlatılması gereken bazı hususlar var:
1- Bir
çokları, biz daha genciz, şöyleyiz böyleyiz; şimdi sefamızı
sürelim de ileri yaşlarda tevbe ederiz; olup biter; (kendi
kafalarınca uyanıklık yapmak istiyorlar, böylece hem dünya
keyfini kaçırmamış olacaklar, hem de bir tevbeyle ahireti de
garantilemiş olacaklar.) Böyle bir düşünce şeytanın en
önemli tuzaklarından birisidir. Zira herhangi bir kimsenin
elinde ne zamana kadar yaşayacağının garantisi var mı? Evet
şeytan bu hileyle insanları tuzağına düşürüp onları tevbesiz
öbür tarafa göndermek istiyor.
2- Sonra
şunu da bilmek gerekir ki insanın amelleri iyi veya kötü,
yaptığı veya yapacağı amelleri de etkilemektedir. Yapılan
yanlış ve günahlar, bir taraftan yeni yanlış ve günahlara
zemin hazırlar, diğer taraftan iyi ve Allah rızasına uygun
amellerin, işlerin önünü tıkar. Onu yapma tevfikini insanın
elinden alır. İyi ameller de böyledir. Yani yapılan bir
hayır iş ve güzel amel, başka hayırlara vesile olur ve yeni
güzelliklere zemin hazırlar. Ve bir çok kötülüğün kapısını
insanın yüzüne kapatır.
Şimdi bu
ilkeden hareketle, mümkündür ki insanın kendi yaptıkları
yanlışlar tevbe edebilme kabiliyetini insanın elinden alsın
ve insan tevbe etmeğe bir daha muvaffak olmasın. (Allah
hepimizin yardımcısı olsun.)
2- Bir
diğer husus şudur ki, evet insan ölüm amarelerini gözle
görmediği müddetçe gerçek bir tevbe ederse, tevbesi kabul
olur inşaallah; ancak, ta geçliğinden Rabbine dönüp de ona
iyi ve samimi bir kul olmaya çalışan birisiyle, yetmişine
dayandıktan sonra tevbe eden birisinin durumu asla bir olmaz.
Bu ikisine verilecek sevap ve mükafat hiç aynı olur mu? Bu
Allah'ın da adaletine ters düşer. Bu yüzden bakın Allah
Resulü (s.a.a) bir hadisinde bunu nasıl izah ediyor: "Gençliğinde
Allah'a kulluk eden bir gencin, yaşı ilerledikten sonra
ibadet ve itaate başlayan bir ihtiyara olan üstünlüğü,
peygamberlerin diğer insanlara üstünlüğü gibidir." (Kenz-ül
Ummal, Hadis: 43059)
3- Bir
noktayı da hatırlatıp bitirelim. O da şudur ki günahlar iki
kısımdır: Bir kısmı sadece Allah'a yönelik yapılan
günahlardır ve sadece Allah hakkı söz konusudur. Bunlar da
yine iki kısımdır, bir kısmı vardır ki onlar için gerçek bir
tevbe ve pişmanlık ve Allah'tan bağış dilemek yeterlidir.
Ancak bir kısmı vardır ki tevbeden sonra telafi gerektiren
günahlardır. Mesela eğer geçmişte namaz kılmamışsa, oruç
tutmamışsa, vb. bunların tevbe ettikten sonra mutlaka
kazasını yerine getirmelidir. Bir kısım günahlar da vardır
ki bunlar Allah'a karşı günah sayıldığı gibi, kul hakkı da
içermektedir. Bu tür günahların da tevbesi, Allah'tan
bağışlanma istemekle birlikte, hak sahibi kimsenin de
hakkını ödemeli veya en azından onu kendinden razı etmelidir.
Mesela eğer (Allah korusun) birisin malını çalmış,
gasbetmişse, onu ona iade etmelidir, veya gıybetini etmiş,
haksız yere kalbini kırmış, hakkında iftirada bulunmuş vs...
bütün bunlarda karşı tarafı razı etmeye çalışmalıdır. Evet
eğer bir kimse hakkında bir yanlış yapmışsa ve onun haberi
yoksa ve bundan haberdar olduğunda daha çok rahatsız olup
kin güdecek veya bir yanlış yapma ihtimali varsa, o zaman
kendisine söylemeye gerek yoktur, ama onun hakkında iyilik
yapmalı, ona Allah'tan mağfiret dilemeli, hakkında dua
etmeli ve... Şimdilik bu kadarıyla yetiniyorum. Allah
hepimizi şeytanın ve nefsimizin şerrinden korusun ve gerçek
ve samimi tevbe edenlerden eylesin. Allah'a emanet olun.