Bismillahirrahmanirrahim
Soru-135: 1-Şia ulemasının felsefi geleneği kaybetmeden
günümüze kadar gelmesi ve ilk günkü tazeliğini koruması Ehl-i
Sünnet'e olan bir tepki midir? Yoksa bunu hazırlayan sebepler
başka sebepler mi söz konusudur? Tüm İslâm dünyası felsefî
dürünceye kapılarını kapatmasına rağmen, bir Şia'nın bu
konudaki tazeliğinin nedenleri...2-Meşşâî ve İşrakî felsefeler
taban tabana zıt iki ekol olmasına rağmen, Şia içerisinde
barıştırılması nasıl başarılmıştır...3-Suruş'un Şia ulemasınca
taşlandığı doğru mu? Yoksa aykırı olmasına rağmen bu kişinin
fikirlerini anlatmasına izin veriyorlar mı?
Cevap-135: 1-Aziz
kardeşim, kısaca söylemek gerekirse felsefî geleneğin Şia'da
kabul görüp gün geçtikçe gelişmesinin en önemli nedeni, bu
mektepte akla ve aklî verilere gösterilen ve eşi başka hiç bir
mektepte bulunmayan önemden ibarettir. Bildiğiniz gibi felsefi
konularda ve düşüncelerde akıl, vazgeçilmez bir unsurdur. Evet
Şia'nın en önemli hadis kaynağı olan "El-Kâfî"nin akıl
kitabıyla başlaması bunun bariz bir göstergesidir.
2-"İşrâk ve
Meşşâ" ekollerinin nasıl barıştırıldığı meselesine gelince,
bildiğiniz gibi İşrakî ekolde meselelere daha çok irfanî ve
şuhudî açıdan yaklaşılmakta, Meşşâ' felsefesinde ise mihver
akli istidlaller ve verilerdir.
Mollâ
Sadrâ'dan önce bir çokları, bu iki görüş tarzının birbiriyle
çeliştiği ve bir yerde buluşmalarının mümkün olamayacağı
kanısındaydılar; fakat Merhum Mollâ Sadrâ "Hayır bunların
hepsi aynı hakikatleri beyan etmekte, hepsi sonuçta aynı yere
çıkmaktadır; ancak yöntem ve vesileleri farklıdır. Birisinde
akıl ve istidlâl yoluyla evrenin hakikatleri izah edilmeğe
çalışılmakta, diğerinde ise seyr u süluk neticesinde saflaşmış
kalpte hasıl olan nurâniyyetle, ârifin keşf u şuhûd yoluyla
hakikatlere vâkıf olmasından bahsedilmektedir. Bir başka
deyişle birisi akıl ve istidlâl yoluyla hakikatleri anlıyor,
biliyor; diğeri ise nuranî kalbiyle onları buluyor, görüyor.
İşte Mollâ Sadrâ'nın hüneri burada ortaya çıkmaktadır. O, o
güne kadar âriflerin keşf yoluyla ortaya koydukları ve bir
çokları tarafından kabul edilmeyen iddiaların bir çoğunu,
felsefî istidlâllerle delillendirmeği başarmış ve böylece
onların değil birbirine zıt olması, tam aksine birbirini
desteklediğini ortaya koymuştur. Tabi bu arada Kur'ân ve
hadislerden de bu doğrultuda yeteri kadar yararlanmayı da
ihmal etmemiş ve "Kur'ân, İrfân ve Burhân, birbirinden ayrı
şeyler değildir" hakikatini ispatlamayı becermiştir.
Bu ve
benzeri konular hakkında daha detaylı ve doyurucu bilgiler
istiyorsanız, Merhum Allâme Tabâtabâî'nin "Söyleşiler" isimli
kitabını ve Şehid Mutahharî'nin "Felsefi Makaleler" isimli iki
ciltlik eserini okumanızı tavsiye ediyorum. Bu kitaplar "İnsan
Yayınları" tarafından Türkçe'ye kazandırılmıştır.
|