Bismillahirrahmanirrahim
Soru-124:
Hocam, İmam Ali'nin (a.s) kardeşi Akil'in Sıffin'de Muaviye
tarafında savaştığı söyleniyor; doğru mu? Değilse bir kaynak
verebilir misiniz?
Cevap-124: Muhterem kardeşim, Hz. Ali'nin (a.s) kardeşi
Akil'in Sıffın'de Muaviye'nin cephesinde yer aldığı iddiası
kesinlikle doğru değildir. Evet Akil'in bir ara Şam'a gittiği
ve Muaviye'yle görüşmeleri, hatta Muaviye'den bazı maddi
yardımlar aldığına dair rivayetler mevcuttur. Fakat bu, Hz.
Ali'nin zamanında değil, şehâdetinden sonra gerçekleşmiştir.
Bunun sebeplerine gelince, evvela şunu dikkate almak gerekir
ki Akil masum değildi ve onun da kendine göre bir takım
zaafları vardı. Bazı tarihi belgelerden onun dünya malına bir
miktar düşkün olduğunu anlayabiliriz belki de. Gerçi çok fakir
birisiydi ve çok nüfuslu bir aileye sahipti. Bu yüzden de
maddi sıkıntılar ağır basınca buna tahammül gücü zayıftı. Bir
kaç kere kardeşi Hz. Ali'ye de gelerek ondan yardım istemiş, o
da beytülmaldan hak ettiğinden fazla vermekten çekinmişti.
Hatta kızarttığı demiri eline yaklaştırarak cehennem ateşini
kendisine hatırlatmıştı.
Kısacası
şunu demek istiyorum ki onun Muaviye'nin yanına gidip ondan
maddi yardımı kabul etmesi bu zaafından kaynaklanmış olabilir.
Yoksa fikri olarak hiç bir zaman Muaviye'nin yanında yer
almamıştır. Hatta Muaviye'nin yanında bile hakkı söylemekten
hiç bir zaman geri durmamıştır. Bunun tarih kitaplarında bir
çok belgeleri vardır. Mesela örnek olarak İbn-i Ebi-l Hadid'in
"Nehc-ül Belağa Şerhine", C.10, S.250'ye bakılabilir.
Muaviye'nin verdiği maddi yardımları kabul etmesi şunun için
de olabilir: Bildiğimiz gibi Muaviye beytülmalı istediği
şekilde ona buna, özellikle kendi yandaşlarına keyfi bir
şekilde peşkeş çekip beytülmalı heba ediyordu. Akil de
bunlardan bir kısmını da olsa kurtarmak ve hem kendisinin hem
de diğer müstahakların istifade edebilmesini sağlamak için
kabul etmiş olabilir.
Her
halükarda bizim için ölçü olan Akil değil, Allah'ın kitabı,
Resulullah'ın ve onun pak Ehl-i Beyti'nin uygulama ve
davranışlarıdır. Bunun dışında hata yapan kim olursa olsun, (bu
Hz. Ali'nin kardeşi bile olsa) onun hatasına hata, sevabına
sevap deme mecburiyetindeyiz. Bu bizim mektebimizin
anlayışıdır. Bu İlahi din ve onun hükümleri, başta Allah'ın
Resulü (s.a.a) olmak üzere herkesi bağlar ve her kes bu dine
bağlılığı ölçüsünde kabul görmeli ve aykırı davranışları
ölçüsünde de eleştirilmeli ve reddedilmelidir. Hele hele
toplumda örnek konumunda olan kimseler daha çok. İşte bu
yüzden de bizim mektebimizin mantığına göre (Ehl-i Sünnet'in
aksine) Sahabe'nin fiil ve kavilleri de bu çerçevede
değerlendirilmeli ve ağlarına ağ, karalarına da kara
denilmelidir. Yoksa bu dinin adalet dini olduğunu söylemek
mümkün mü? Hatta Ehl-i Beyt de bu hükme dahildir. Bu yüzden de
biz Sünni kardeşlerimize hep şunu söylüyoruz: Siz Ehl-i Beyt
İmamlarının hayatında her hangi bir kara leke ve yanlış
bulabilirseniz, getirin sağlam delillerle ispat edin; kabul
etmezsek, o zaman bize istediğiniz şeyi söylemekte haklısınız.
Kısacası bu mukaddes dinde, herkesin söz ve fiilleri onun
garanti ve referansıdır. Bu konuda söylenecek söz çoktur; ama
şimdilik bu kadarıyla yetiniyorum. Allah (c.c) yardımcınız
olsun.
|