KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Soru ve Cevaplar                                                                                                           Soru ve Cevaplar

Bugün :  

  Sık Kullanılanlara Ekle                                                                                                                                                                                                                                                         Başlangıç Sayfası Yapın
 

Bismillahirrahmanirrahim

 

Soru-105: Selamun aleykum, sayın hocam, size bir sorum olacak; cevaplarsanız beni mutlu edersiniz:Ben kendini yetiştirmekte olan bir Alevi genciyim; fakat sürekli çelişkiler içindeyim; mesela namaz konusunda. Sizin sitenizde namaz, abdest, bildiğimizin dışında. Madem sizin öğretileriniz doğru olandır, o zaman milyonlarca Müslüman namazı yanlış mı kılıyor; abdesti yanlış mı alıyor? Allah sizden razı olsun; saygılarımla.

 

 

Cevap-105: Muhterem kardeşimiz, sorunuzun cevabında aşağıdaki noktalara değinmemiz gereklidir::

a) Allah insanları hakkı benimsemek ve o yolda gitmekle yükümlü kılmıştır: Kur’an-ı Kerim “Hakkın ötesinde batıldan başka bir şey mi vardır” (Yunus 32) diye buyurmaktadır. Ve Hz. Ali (a.s) “Hak yolunda yürümekten o yolda yürüyenlerin azlığı yüzünden korkuya kapılmayın.” (Nehcu’l-Belağa, S.181) diye buyurmuştur.

Önemli olan hakkı teşhis etmek ve hakkın nişanelerini görmeğe çalışmaktır. Bunun için insan bildiği hakikatlere samimiyetle sarılıp Allah’a doğru bir kulluk yolunu seçmesiyle harekete başlamalı ve sürekli Allah’tan kendisini hakka doğru hidayet etmesini istemelidir. Hakkı tanımanın yollarından biri mantıksal delilleri incelemektir. Bu yolları kat eden bir insan Allah’ın izniyle her adımıyla hakka doğru yaklaşır.

 Hiçbir zaman insan şeytanın vesveselerinden uzak kalamaz. Hakkı gördükten sonra insan kendisine mazeretler uydurarak çoğunluk başka türlü davranıyor demeye hakkı yoktur. Hakkı gören bir insan şaşkınlar gibi sağa sola bakmamalıdır. Aksi taktirde şüpheler içinde boğulur gider; hiçbir zaman iman sahibi olamaz.

Elbette şüphecilik hakkı aramak yolunda bir başlangıçtır; ancak iyi bir durak değildir. İnsan doğrulara sahiplenerek şüphe aşamasını geçmeye çalışmalıdır. Şüphe ve vesveselerden kurtulmak için şu hadiste yer alan duayı okumak da insana yardımcı olur İnşaallah:

Abdullah b. Sinan İmam Cafer Sadık (a.s)’ın şöyle buyurduğunu nakleder: Sizler şüpheyle karşılaşacaksınız; görebileceğiniz bir alamet ve hidayet imamı olmadan kalacaksınız. Bu durumdan sadece boğulmakta olan kimsenin duasını okuyan kimse kurtulacaktır. Ben “Boğulan kimsenin duası nedir, diye sordum. İmam Ca’fer Sadık (a.s) şöyle buyurdular: Şöyle dersin “Ya Allahu, Ya Rahmanu, Ya Rahim, Ya muqallibe’l-Kulub, sebbit qalbi ala dinik(e). (Yani “Ey Allah! ey Rahman! Ey Rahim! Ey kalpleri döndüren! Benim kalbimi kendi dinin üzerine sabit kıl.”)...(Biharu’l-Envar C.25, S.148) Bu değerli hadisin devamı vardır ki biz söz uzamasın diye ihtiyaç miktarını naklettik.

 

b) Biz inanıyoruz ki, Allah bizleri yaratmış ve Peygamberler göndererek bizlere doğru yolu göstermiştir. Son Peygamber Hz. Muhammed Mustafa tüm insanlık için gönderilmiştir. Her kes ona uymalı ve herkes onun getirdiği dinde kurtuluşu aramalıdır. Kim İslam’dan başka bir din edinirse bu din ondan kabul edilmez ve ahirette o hüsrana uğrayanlardan olur.” (Dünya halkının çoğunluğunun putperest veya Hıristiyan oluşları bu hakikati değiştirmez.) Biz inanıyoruz ki, Hz. Muhammed Allah’ın emriyle tebliğini başlattığı ilk günlerden ta tebliğinin son anlarına kadar defalarca Müslümanları kendisinden sonra iki emaneti olan  uymaya Kur’an ve Ehl-i Beyt’inden ayrılmamaya emretmiştir. Ve ancak bu ikisine bir arada uyulduğu taktirde insanın sapmaktan kurtulabileceğini hiç kimseye şüphe bırakmayacak şekilde açık seçik ifade etmiştir. Ve Peygamber yine hiç kimsenin kuşku edemeyeceği sahih hadislerde kendi Ehl-i Beytinin kim olduklarını da beyan etmiştir. Bunların Hz. Ali ve Hz. Fatıma ve Hz. Ali'nin soyundan olan on bir İmam olduklarını açıklamıştır. Öyle ki bizce İslamî kaynakları hakkınca inceleyen bir insan, bu konunun şüphesi götürmeyecek bir hakikat olduğunu anlar. Ancak ümmet -az bir kısmı hariç- Peygamber’in bu vasiyetini ayak altına alarak yalnız Kur’an’ı kabul etmiş ve Peygamber'in sünnetinden de kendi görüşlerine göre uygun gördükleri kısmını almış ve geri kalan kısmında da kendi görüşleriyle amel etmişlerdir. İslam tarihinde bu işin öncüğünü İkinci Halife Ömer yapmıştır. O defalarca Peygamber’e itirazda bulunmuş ve son defasında "Bize Allah’ın kitabı yeter; bu adam (Peygamber) hezeyan söylüyor demiştir." Bu hareket sonucu Kur’an’ı Ehl-i Beyt’ten ayırma teşebbüsü başlamış ve dünyevi eğilimler kabile tassupları vb. nedenlerle bu çaba İslam tarihinde güçlü hat olarak egemenliği sürekli elinde tutmuş; dinin hükümlerinde çeşitli tahrifler icat olmuş namaz, zekat, hac vb. bir çok hükümler de bu tahrif ve bid’atten uzak kalmamıştır. Belki de bunun başlıca nedeni Sahabilerden başlamak üzere çoğunluğun bizim inandığımız manada Peygamber’in tam bir masumiyet makamına sahip olduğuna inanmayışları ve bu yüzden Peygamber’in emirleri karşısında kendi görüşlerini de yürütmenin bir sakıncası olmadığına inanmalarından başlamıştır. Ancak bu hattın karşısında Kur’an ve Ehl-i Beyt hattına birlikte sadık kalanlar Hz. Muhammed (s.a.a)’in dininde oluşturulan bu tahrifler karşısında direnmiş ve karşılaştıkları her konuda teslimiyet içinde Kur’an ve Ehl-i Beyt’e başvurmuş ve onlar vasıtasıyla dini olduğu gibi korumuşlardır. Bu yol elbette büyük fedakarlıklarla korunmuş ve Hz. Hüseyin ve pak yaranının Kerbela’da susuz şehit edilmeleriyle simgelenen Peygamber (s.a.a)’in sünnetine tam bağlılık çizgisi hep Allah yolunda her şeyinden geçen Ehl-i Beyt ve yarenleri vasıtasıyla korunmuştur. Şimdi de Ehl-i Beyt’in hadislerini koruyan takvalı ve büyük alimler vasıtasıyla korunmaktadır.

 

c) Bizce gündüzü geceden teşhis etmek ne kadar kolay ise taassupsuz bir şekilde Ehl-i Beyt’in nurlu mektebini kaynaklarından okuyarak onu diğer mezheplerle mukayese eden kimse de Ehl-i Beyt yolunun ve Ca’feri mezhebinin hak ve diğer mezheplerin haktan uzaklaşan yollar olduğunu anlar. Bu konudaki şüphe araştırmadaki yetersizlikten kaynaklanıyorsa, araştırmak ve gerçekleri hakiki kaynaklarından öğrenmeye çalışmak gerekir; ama eğer bu şüphe konuları araştıran insan için yine devam ediyorsa, bilsin ki şeytan ona musallat olmuştur. Kur’an buyuruyor ki “Onların yaptıkları kalplerini kirletmiştir.”

Başka bir ifadeyle Peygamber (s.a.a)’den sonra Hz. Peygameber’in emrine uymakta vefalı olan kimseler Hz. Ali'nin etrafında toplanmış ve bunlara Şia denmiştir. Fıkıh olarak İmam Ca’fer Sadık döneminde mezhebi ekoller belirginleştiği ve tedvin edildiği için yine Ehl-i Beyt İmamlarından olan İmam Ca’fer-i Sadık’a fıkıhta müracaat edenlere Ca’feri denmiştir.

Biz inanıyoruz ki bu temel konu açıklığa kavuştuktan sonra ve Ehl-i Beyt imamlarının söz ve hadislerini en sağlam yollardan bize ulaştıran kimselerin varlığı ve Ehl-i Beyt mektebinin hadis kaynakları bilindikten sonra artık kimsenin bu konuda bir tereddüt etmesine yer kalmaz; tabi eğer kalp, günahlar vasıtasıyla hakka uyabilme kabiliyetini yitirmiş olmazsa. Ki elbette bu durumda Allah’ın özel lütfünden başka, o kimsenin kurtarıcısı olmaz. Ne kadar sağlam deliller de ortaya konsa, yine o adam kendi batıl saplantılarından kopmaz ve hidayetten mahrum kalır. Allah'a emanet olun.

 

 

 

 

Go to top of page  Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız | Îletişim için |

  Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler  |  

Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de 'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM