Kur'an'da yer alan bütün anlamları
ile tövbe, bu semavi kitaba özgü gerçek mesajlardan
biridir. Çünkü küfürden ve şirkten dönerek iman etmek
anlamındaki tövbe, diğer semavi dinlerde örneğin Hz. Musa
ve Hz. İsa (onlara selam olsun) peygamberlerin dininde
geçerli olmakla birlikte bu geçerlilik, tövbe gerçeğinin
tahlili ve imana geçmesi açısından değil, doğrudan doğruya
iman adını almasındandır.
Hatta, Hıristiyanlığın temel
dayanakları tövbenin fayda sağlamadığını, insanın ondan
yararlanmasının imkansız olduğunu gösterir. Bu durum Hz.
İsa'nın (a.s) çarmıha gerilmesi ve kendini feda etmesine
ilişkin yapmış oldukları açıklamalardan açıkça ortaya
çıkıyor. Bu kitabın üçüncü cildinde Hz. İsa'nın
yaratılışını anlatırken bu meseleye değinmiştik.
Durum böyleyken kilise, sonraları
tövbe konusunda ifrata sürüklendi. Öyle ki, af belgelerini
(endülüjans) satarak bu yolla kazanç sağlamaya yöneldi.
Din adamları kendilerine itiraf edilen günahları
affediyorlardı. Fakat Kur'an insanın durumunu çağrıya
muhatap olma ve hidayete erme açısından tahlil etti. Onun
Rabbine doğru iradi ilerleme sürecinde kesinlikle muhtaç
olduğu kemal, keramet ve ahiret hayatı için lazım olan
mutluluk bakımından özü itibarı ile mutlak anlamda fakir
ve eli boş olduğunu gördü. Yüce Allah buyuruyor ki:
"Ey insanlar, siz
Allah'a muhtaçsınız, oysa Allah hiçbir şeye muhtaç
değildir ve övgüye layıktır."
(Fâtır, 15)
"Müşrikler Allah'ı bir
yana bırakarak hiçbir şey yaratmayan , kendileri birer
yaratık olan, kendilerine ne zarar ve ne fayda
dokunduramayan, öldürmeye, yaşatmaya ve yeniden diriltmeye
güçleri yetmeyen ilâhlar edindiler."
(Furkan, 3)
İnsan aşağıdaki ayetlerde işaret
edildiği gibi kötülük, Allah'tan uzaklaşma ve miskinlik
tehlikesi ile yüz yüzedir.
"Biz insanı en güzel
yapıda yarattık. Sonra onu en aşağı düzeye indirdik."
(Tîn, 5)
"Aranızda cehenneme
uğramayacak hiç kimse kalmayacaktır. Sonra kötülüklerden
sakınanları kurtararak zalimleri diz üstü çökmüş durumda
orada bırakırız."
(Meryem, 72)
"Bunun üzerine dedi ki:
Ey Âdem, bu şeytan senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi
cennetten çıkarmasın. Yoksa sıkıntı çeker yorulursun."
(Tâhâ, 118)
Durum böyle olunca, insanın keramet
alanına girmesi ve mutluluk karargâhına yerleşmesi, yüz
yüze bulunduğu bedbahtlık ve Allah'tan uzak kalma
tehlikesinden Rabbine yönelerek sıyrılmasına bağlıdır. Bu
da mutluluğun temel ilkesi olan imanda ve mutluluğun
ayrıntıları olan bütün salih amellerde Allah'a yönelmesi
ve dönmesi ile olur. Yani bedbahtlığın temeli olan şirk
ile bedbahtlığın ayrıntıları olan şirk dışındaki kötü
işlerden dönmesi, tövbe etmesi gerekir. Buna göre Allah'a
dönmek ve ondan uzak kalmanın ve bedbahtlığın kirlerinden
arınmak anlamında tövbe, iman ederek keramet yurduna
yerleşmenin, itaat ve yaklaşma karşılığında verilen
çeşitli nimetler ile nimetlenmenin temel şartıdır. Başka
bir deyişle, Allah'a ve onun keramet yurduna yerleşmek,
şirkten ve her türlü günahtan tövbe etmeye dayanır. Yüce
Allah şöyle buyuruyor:
"Ey müminler, hepiniz
tövbe ederek Allah'a yönelin ki, kurtuluşa eresiniz."
(Nûr, 31) Buna göre
Allah'a yönelme anlamına gelen tövbe, hem şirkten hem de
günahlardan vazgeçmeyi, hatta inşallah ilerde anlatılacağı
üzere bu ikisi ile birlikte başka şeylerden de sıyrılmayı
ifade eder.
Sonra insanoğlu özü itibari ile fakir
olduğu, Rabbinin yardımı olmaksızın kendisine iyilik ve
mutluluk sağlamaya gücü yetmediği için bu dönüşte de
Rabbinin ilgisine ve yardımına muhtaçtır. Kulluk ve boyun
eğmişlikle Rabbine dönebilmesi için Rabbinin başarı
vermesine ve yardımına muhtaçtır. Bu yardım kulun
tövbesinden önce gelen Allah'ın kula yönelik tövbesi, ona
ilgi ile yönelmesidir. Yüce Allah bu konuda
"Onlar tövbe etsinler
diye Allah onlar için tövbe etti."
(Tevbe, 118)
buyuruyor. Bunun yanı sıra kulun Allah'a yönelişinin de
O'nun tarafından kabul edilmeye ihtiyacı vardır. Bu da
Allah'ın kulun günahlarını affetmesi ile, Rabbine uzak
düşmenin pisliklerinden ve kirlerinden arındırması ile
olur. İşte bu da kulun tövbesinden sonra gelen Allah'ın
ikinci tövbesi, ikinci defa kuluna yönelişidir. Yüce Allah
bu tövbe hakkında "İşte
onlar, Allah onlar için tövbe eder." diye
buyurmuştur.
Eğer bu konuyu iyi düşünürsen,
Allah'ın tövbesinin birden çok oluşunun sebebinin bu
tövbenin kulun tövbesi ile karşılaştırılması,
irti-batlandırılması olduğunu görürsün. Yoksa Allah'ın
tövbesi aslında bir tanedir ve o da Allah'ın kuluna
rahmeti ile yönelmesidir. Bu da kulun tövbe etmesi
sırasında, bu tövbenin öncesinde ve sonrasında Allah'ın
kuluna yönelmesi şeklinde gerçekleşir. Allah'ın bu
yönenilişi bazen kulun tövbesi olmaksızın da
gerçekleşebilir. "Kâfir
olarak ölenler için tövbe yoktur." ifadesinin
bu anlamı verdiğine ve kıyamet günü günahkârlar hakkında
şefaatin kabul edilmesi de tövbenin kapsamına girdiğine
değinmiştik. Şu ayet de bu konuda delildir: "Allah
rahmetiyle size dönüp tövbelerinizi kabul etmek ister.
Oysa nefislerinin arzuları peşinden koşanlar sizin büyük
bir sapıklığa düşmenizi isterler."
(Nisâ, 27)
Ayrıca yakınlık ve uzaklık nispî ve
göreceli kavramlar oldukları için yakınlığın bazı
aşamalarının diğerleri ile nispet edilmesi ile uzaklığa
dönüşmesi mümkündür; bu takdirde mukarreb(=Allah'a
yakınlaştırılmış) bazı salih kulların bulundukları
konumdan daha yüksek ve Allah'a daha yakın bir konuma
geçmeleri tövbe anlamının kapsamına girebilir. Yüce
Allah'ın aslında kesin bir şekilde masum ve günahsız
olduklarını ifade ettiği peygamberler hakkında naklettiği
tövbeler bu söylediğimizin şahididir. Meselâ Hz. Âdem
hakkında şöyle buyrulu-yor:
"Âdem, Rabbinden
birtakım kelimeler belleyerek aldı. Bunun üzerine (Rabbi
rahmetiyle) ona döndü."
(Bakara, 37) Hz.
İbrahim ile Hz. İsmail'in duaları şöyle naklediliyor:
"Hani İbrahim ile
İsmail, Kabe'nin duvarlarını yükseltirlerken şöyle dua
etmişlerdi: Ey Rabbimiz... Tövbemizi kabul et. Hiç
şüphesiz, sen tövbeleri kabul eden ve çok merhametlisin."
(Bakara, 128) Hz.
Musa'nın ağzından şu sözler naklediliyor:
"Musa ayılınca "Sen
her türlü noksanlıktan münezzehsin. Tövbe edip sana
yöneldim. Ben müminlerin ilkiyim" dedi."
(A'râf, 143)
Söylediklerimizin bir örneği de Peygamberimize yöneltilen
şu hitaptır: "Sabret,
Allah'ın vaadi gerçektir. Günahlarının affedilmesini dile.
Akşam-sabah Rabbini överek noksanlıklardan tenzih et."
(Mümin, 55) Şu ayet
de bu konudaki örneklerden biridir:
"Andolsun Allah,
Peygamberin ve o zor anda ona uyan Muhacirlerin ve Ensarın
tövbelerini kabul etti."
(Tevbe, 117)
Kur'an'daki birçok mutlak anlamlı
ayet, yüce Allah'ın bu genel kapsamlı tövbesine delâlet
eder. Şu ayetler bunun örnekleridir:
"Allah, günahların
affedicisi ve tövbelerin kabul edicisidir."
(Mü'min, 3)
"O, kullarının
tövbelerini kabul eder."
(Şûrâ, 25) Bu anlamda
başka ayetler de vardır.
Yaptığımız açıklamalar şöyle
özetlenebilir: Birinci olarak; Allah'ın kulun
günahlarını affederek ve kalbindeki günah izlerini silerek
-bu günah ister şirk, ister daha aşağısı olsun- sunduğu
rahmet, O'nun kuluna yönelik tövbesidir. Günahlarının affı
ve günah izlerinin silinmesi için -bu günah ister şirk,
ister daha aşağısı olsun- Rabbine yönelmesi, kulun O'na
tövbesidir.
Bundan ortaya çıkıyor ki, hak
içerikli davette şirke önem verildiği gibi diğer günahlar
meselesine de önem verilmeli ve insanlara hem şirkten, hem
de diğer günahlardan vazgeçmeyi kapsamına alan mutlak
tövbe yapmaları önerilmelidir.
İkinci olarak; gerek ilki
gerekse sonrakisi ile Allah'ın kuluna yönelik tövbesi,
kullarının yararlandığı diğer nimetler gibi bir armağandır.
Allah için bir başkası tarafından mecburiyet ve yükümlülük
söz konusu değildir. Aklen Allah'ın tövbeleri kabul
etmesinin gerekliliğinin anlamı, aşağıdaki ayetlerin ifade
ettiği anlamdan başka bir şey değildir.
"O tövbelerin kabul
edicisidir." (Mü'min,
3) "Ey
müminler, hepiniz tövbe ederek Allah'a yönelin."
(Nûr, 31)
"Allah, tövbe edenleri
sever." (Bakara,
222) "İşte
Allah'ın rahmetiyle onlara dönüp tövbelerini kabul ettiği
kimseler bunlardır."
(Nisâ, 17) Bu ayetler
Allah'ın tövbeleri kabul ettiğini, tövbe etmeyi önerdiğini,
af dileyip ona yönelmeye çağırdığını ifade eden ayetler
olduğu gibi, başka bazı ayetler asıl anlamları veya
anlamlarının bir gereği olarak Allah'ın tövbeleri kabul
ettiğini belirtmektedir. Hiç şüphesiz yüce Allah da
sözünden vazgeçmez.
Bundan şu husus anlaşılmış oldu ki,
yüce Allah tövbeleri kabul etmeye mecbur değildir. Her
alanda egemenlik ve yetki O'nun elindedir, dilediğini
yapar ve istediği gibi hükmeder. Dolayısıyla istediği
tövbeyi vaat ettiği üzere kabul eder, istediğini reddeder.
Nitekim ayetin zahirinden anlaşılan, bunu ifade etmektedir:
"Doğrusu iman
ettikten sonra inkar edip sonra da inkarlarını
arttıranların tövbeleri kesinlikle kabul edilmez."
(Âl-i İmrân, 91) Şu
ayet de bu kategoriye girebilir:
"Allah önce iman edip
arkasından inkar edenleri, sonra yine iman edip arkasından
inkar edenleri, sonra da inkarlarını arttıranları asla
affetmez, onları doğru yola iletmez."
(Nisâ, 137)
Bu konuda söylenebilecek en ilginç
söz, Firavun'un boğulması ve tövbe etmesi ile ilgili
olarak söylenen sözdür. Önce bu olayı anlatan ayeti
okuyoruz: "Sonunda
Firavun boğulmanın eşiğine geldiğinde İsrail oğullarının
inandıkları ilâhtan başka ilâh olmadığına inandım. Ben de
ona teslim olanlardan biriyim, dedi. Şimdi mi aklın başına
geldi? Daha önce hep Allah'a karşı gelmiş ve
bozgunculardan biri olmuştun."
(Yûnus, 91)
Sözünü ettiğimiz tuhaf sözün sahibi
bu konuda özetle şöyle diyor: Bu ayet, Firavun'un
tövbesinin kabul edilmediğini göstermez. Kur'an-'da
Firavunun ebedî helâke mahkum olduğunu bildiren hiçbir
ayet yoktur. Allah'ın rahmetinin genişliğini, onun
gazabını geride bıraktığını düşündüğümüzde boynunu bükerek,
ümitsizlik ve hayal kırıklığının çaresizliği içinde O'nun
rahmet ve kerem kapısına baş vuranı, Allah'ın
reddedeceğini caiz görmek uzak bir ihtimal olur. Bizden
biri bile insan fıtratının kerem, cömertlik ve merhamet
içerikli ahlâkına göre hareket ettiğinde eski
kötülüklerinden gerçekten pişman olan kimselere merhamet
ederken merhametlilerin en merhametlisi, keremlilerin en
keremlisi ve kurtuluş dileyenlerin kurtarıcısı olan yüce
Allah'ın böylele-rine karşı ilgisiz kalacağı hiç
düşünülebilir mi?
İşte
"İçlerinden birine
ölüm gelip çatıncaya kadar kötülükleri yapıp 'Ben şimdi
tövbe ettim' diyenler... için tövbe yoktur."
(Nisâ, 18) ayeti bu
görüşü çürütüp reddediyor. Daha önce belirtildiği gibi, o
kritik andaki pişmanlık yalancı bir pişmanlıktır. İnsanı
bu pişmanlığı göstermeye sevk eden faktör, günahının
vebalini ve belanın indiğini görmüş olmasıdır.
Eğer her pişmanlık tövbe ve her tövbe
makbul olsaydı bile, kıyamet günü günahkârların durumunu
anlatan "Onlar
azabı görünce piş-manlığı yüreklerine gömdüler."
(Sebe, 33) ayet ile
daha birçok ayet bunu reddederdi. Bu ayetlerde
günahkârların yaptıklarına pişman oldukları, iyi ameller
işlemek için dünyaya geri dönmek istedikleri açıklanıyor
ve bu isteklerinin geri gönderildikleri takdirde tekrar
kendilerine yasaklanan kötülüklere dalacakları, yalancı
oldukları gerekçesi ile reddedildiği anlatılıyor.
Anlatıldığı şekli ile Kur'an'ın
tövbenin tahliline ilişkin izlediği yöntemin, gerçekler
pazarında değeri olmayan zihni bir tahlil ve inceleme
olduğu sanısına asla kapılmamak gerekir. Bunun izahı
şöyledir: İnsan ile ilgili mutluluk, mutsuzluk ve iyilik,
bedbahtlık konularına ilişkin inceleme bundan başka bir
sonuç vermez. Çünkü biz toplumdaki sıradan insanın
durumunu göz önüne alır ve o insanın eğitimin ve öğretimin
etkisi altında olduğunu gözden kaçırmazsak, böyle bir
insanın yalnız başına sosyal iyilikten ve bedbahtlıktan
yana boş olduğunu, bu şıkların her ikisine de elverişli
olduğunu görürüz.
Sonra eğer bu insan iyilikle donanmak, sosyal takva
kılığına bürünmek isterse, içinde bulunduğu durumdan
çıkmasını sağlayacak sebeplerin bir araya gelmesi gerekir.
Bu da manevî mutluluk
konusunda yüce Allah'ın, kula yönelik ilk tövbesine
tekabül eder. Sonra o kimsenin içinde bulunduğu
kötülüklerden, ayak bağlarından ve ihmalkarlıktan kendini
sıyırması, kurtarması gerekir. Bu da bizim sözünü
ettiğimiz kul tövbesi yerine geçer.
Sonra bu kişinin kalbine egemen olan
kötülüklerin ve bozuklukların yok olması, böylece kalbinde
kemal sıfatının, iyilik nurunun yerleşmesi gerekir. Çünkü
iyilik ile bedbahtlık aynı kalpte birlikte barınamaz. Bu
da bizim sözünü ettiğimiz tövbenin kabul edilmesi,
günahların affedilmesi aşamasına tekabül eder. Aynı
şekilde insanın fıtrata bağlı olarak gerçekleşen sosyal
gelişme ve mutluluk sürecinde, dinin tövbe konusunda yüce
Allah'ın insanları yarattığı fıtrat uyarınca göz önünde
bulundurduğu bütün hükümler ve etkiler geçerlidir.
Üçüncü olarak; naklettiğimiz
ve etmediğimiz ayetlerden anlaşılacağı üzere tövbe,
insanın ruhu üzerinde etkisi olan bir gerçektir. Bu gerçek,
insan ruhunu ıslah eder, onun dünya ve ahiret mutluluğunu
sağlayan insanî iyiliğe hazırlar. Başka bir ifade ile
tövbe, -şartları gerçekleşince- dünya ve ahiret hayatında
bütün bedbahtlıkları insana yönelten, onu mutluluk
koltuğuna oturmaktan alıkoyan nefsanî kötülüklerin
giderilmesinde faydalı olur. Şer'î hükümlere ve din
kurallarına gelince, bunlar günah işlemekle insanın
üzerinden kalkmadıkları gibi tövbe ile de kalkmazlar.
Evet. Bazı hükümlerin tövbe ile
irtibatı olabilir ve dolayısıyla o hükümlerin
yasalaştırılmasında yatan maslahatlara göre tövbe
aracılığıyla kaldırılabilir. Fakat bu durum, tövbenin
herhangi bir hükmü kaldırdığından farklı bir şeydir. Yüce
Allah şöyle buyuruyor:
"İçinizden fuhuş yapan
iki tarafa (erkek ve kadına) eziyet edin; eğer tövbe edip
kendilerini düzeltirlerse, artık onlardan vazgeçin (eziyet
etmeyin). Çünkü Allah, tövbeleri çok kabul eden ve
rahimdir." (Nisâ,
16) "Allah'a
ve Peygambere savaş açanların ve yeryüzünde kargaşa
çıkaranların cezası ya öldürülmeleri ya da idam edilmeleri
ya el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da
yaşadıkları yerlerden sürülmeleridir. Bu, onların
dünyadaki perişanlıklarıdır. Ahirette ise onları ağır bir
azap beklemektedir. Yalnız bunların içinde tarafınızdan
yakalanmadan önce tövbe edenler müstesna; bilin ki, Allah
affedici ve merhametlidir."
(Mâide, 34) Bu
anlamda başka ayetler de vardır.
Dördüncü olarak; tövbenin
yasallaşmasının gerekçesi, daha önce dediğimiz gibi,
günahların helak edici etkisinden kurtulmaktır. Çünkü
tövbe, kurtuluş vesilesi ve mutluluğa ermenin ilk adımıdır.
"Ey müminler,
hepiniz Allah'a tövbe edin ki, kurtuluşa eresiniz."
(Nûr, 31) ayeti bu
gerçeğe işaret eder. Bunun yanı sıra bir başka faydası da
insanın ümidini canlı tutması, onun durgunluğa ve
sönüklüğe kapılmasını önlemesidir. İnsanın hayatî gelişimi
ancak korku ve ümit dengesinin kurulması ile mümkündür.
İnsan ancak bu denge sayesinde zararlı şeylerden kaçınır
ve faydalı şeylere doğru gider. Aksi hâlde insan mahvolur.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
"De ki, ey kendilerine
kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden
ümidinizi kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü
o affedici ve merhametlidir. Rabbinize yönelin."
(Zümer, 54)
İnsan onun tabii özelliklerini
tanıdığımız kadarıyla hayat pazarında kayba uğramadıkça
faal ruhu coşkusunu, çalışma ve çaba hususunda kararlılık
ve gayretini devam ettirir. Fakat çalışmasını boşa
çıkaracak, emeğini sonuçsuz kılacak ve ilerisine yönelik
ümidini kıracak şeyle karşılaşıp ona yenilince, ye'se (ümitsizliğe)
kapılır, çalışma azmi kırılır. Kimi zaman başarıdan ümit
kesmiş, hedefe varma beklentisi kırılmış olarak yoluna
devam etmekten vazgeçer. Bu durumda tövbe; hastalığını
tedavi edecek, mahvolmaya yüz tutan kalbine yeniden hayat
verecek yegane ilaçtır.
Yukarıdaki açıklamamızdan bazılarının
tövbeyle ilgili şu sanılarının ne kadar asılsız olduğu
ortaya çıkar. Bazıları tövbenin yasallaşmasının ve
insanları buna çağırmanın günah işlemeyi teşvik ettiğini,
ibadeti terk etmeye yol açtığını sanırlar. Şöyle ki, insan
hangi günahı işlerse işlesin eğer Allah tarafından
tövbesinin kabul edileceğine kesin olarak inanırsa,
herhangi bir günah işlediği takdirde bu onda herhangi bir
etkiye yol açmaz ve bu güven, onun günah işlemeye yönelik
cüretini, kötülüklere dalma cesaretini arttırır ve önce
günah işleyip sonra tövbe etme düşüncesi ile her kötülüğün
kapısını çalar.
Bu görüş şu yüzden asılsızdır:
Kerametlerle donanmanın günahların affedilmesine bağlı
olmasının yanı sıra tövbe ümidi korumak ve onun olumlu
etkisini bırakması amacıyla yasallaşmıştır. Eğer tövbe
kapısı açık tutulursa, insan önce günah işleyip sonra
tövbe etme düşüncesine kapılır sözüne gelince; bunu iddia
edenler şunun farkında değillerdir ki, bu türlü bir tövbe
gerçek anlamda tövbe olmaz. Çünkü tövbe günahtan
sıyrılmaktır. Ama söylendiği biçimi ile yapılacak tövbede
günahtan sıyrılma niyeti yoktur. Çünkü böyle bir tövbe
günahtan önce de günah sırasında da günah işlendikten
sonra da vardır. Fiil gerçekleşmeden önce de pişman olmak,
yani gerçek tövbe etmek anlamsızdır. Bu tür günahlarda
tövbenin bir tek maksadı olabilir ki, o da âlemlerin Rabbi
olan Allah'ı kandırmaktır. Oysa
"kötü niyetli
komplolar, sadece düzenleyicilerini tuzağa düşürür."
(Fâtır, 43)
Beşinci olarak; insanın kötü
bir durumundan ibaret olan günah, onun hayatında kötü bir
etkiye sahiptir. Günahtan dönülmesi, tövbe edilmesi için
günahın kötü olduğunu kesinlikle bilmek gerekir. Eğer
böyle bir bilgi olursa bir kere insanın yaptığına pişman
olmaması mümkün değildir. Pişmanlık, kötü davranışın
doğurduğu, insanın iç âleminde meydana gelen özel bir
etkilenmedir. İkinci olarak bu hâlin kalıcı olabilmesi
için o kötülüğe ters düşen iyi hareketlerin yapılması
gerekir ki, söz konusu kötülükten vazgeçildiğine delil
olsun.
İşte şeriatın göz önünde bulundurduğu,
hadislerde yer alan ve ahlâk kitaplarında değinilen
pişmanlık, istiğfar, salih amele sarılma, günahlardan
sıyrılma gibi bütün tövbe adabı bu gerçeğe dayanır.
Altıncı olarak; insanın kendi
iradesi ile kötülükten itaate ve kulluğa dönmesi demek
olan tövbe, ancak irade ortamında gerçekleşir. Bu da irade
alanı olan dünya hayatıdır. Kulun iyilik-kötülük,
mutluluk-bedbahtlık yollarından birini tercih etme
iradesine sahip olmadığı durumlara gelince, bu durumlarda
tövbe söz konusu olamaz. Bu noktayı aydınlığa kavuşturacak
hususu daha önce açıklamıştık.
Kul hakları ile ilgili tövbe de bu
kategoriye girer. Tövbe yüce Allah'ın hakları için
geçerlidir. Kulların haklarına yönelik kötülüklerin
ortadan kalkması, kötülüklerden zarar görenlerin rızasını
gerektirir. Bu tür kötülükleri kesinlikle tövbe telafi
etmez. Çünkü yüce Allah insanlara, onların malları,
ırzları ve canları ile ilgili birtakım haklar tanıdı.
Herhangi bir kimsenin bu haklarından herhangi birinin
çiğnenmesini zulüm ve saldırı saydı. Kulların herhangi bir
suçu yokken kendilerine tanıdığı bu hakların herhangi
birini geri alması, böylece başkalarına yasakladığını
kendisi yaparak o kullara zulmetmesi -hâşâ- düşünülemez. O
"Hiç şüphesiz Allah
insanlara asla zulmetmez."
(Yûnus, 44) buyuruyor.
Yalnız şirkten tövbe etmek demek olan
İslâm, ayrıntılarla ilgili bütün eski kötülükleri, geçmiş
sorumlulukları siler. Bunun delili Peygamberimizin (s.a.a)
"İslâm kendisinden
öncesini yok eder." biçimindeki hadisidir.
(Sire-i Halebi, c.3, s.106)
Bütün günahların affedileceğini haber veren mutlak
ifadeli ayetleri de bu anlamda yorumlamak gerekir. Meselâ
şu ayet gibi: "De
ki, ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım!
Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Allah bütün
günahları affeder. Çünkü o affedici ve merhametlidir.
Rabbinize yönelin, ona teslim olun."
(Zümer, 54)
Bir kötülüğün çığırını açan veya
insanları doğru yola saptıran kimsenin tövbesi de bu
kategoriye girer. Böyle bir kimsenin öncüsü olduğu
kötülüğü her işleyen veya her doğru yoldan sapan kimse
kadar günaha gireceğine ilişkin hadisler vardır. Böyle
durumlarda gerçek anlamda dönüş gerçekleşemez. Çünkü bu
durumlarda günah işleyen kimse öyle kötülükler yapmış olur
ki, bu kötülükler kaldıkça etkileri kalır ve izlerinin
silinmesi mümkün olmaz. Oysa eğer günah kul ile Allah
arasında kalırsa onun izlerinin silinmesi mümkün olur.
Yedinci olarak; gerçi tövbe
silinebilecek günahları siler; nitekim şu ayet buna
delâlet eder: "Kime
Rabbinden bir öğüt gelir de (o öğüte uyarak faiz yemeye)
son verirse, artık geçmişte olan (aldığı faizler)
kendisinindir ve işi de Allah'a kalmıştır."
(Bakara, 275) İkinci
ciltte bu ayet incelenirken gereken açıklamayı yaptık.
Yine bir başka ayetlerin zahirinden anlaşılan buna delâlet
eder: "Yalnız tövbe
edip iyi ameller işleyenler hariç. Allah böylelerinin
kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah affedici ve
merhametlidir. Kim tövbe eder de arkasından iyi işler
yaparsa o kimse kararlı bir pişmanlıkla Allah'a yönelmiş
olur." (Furkan,
71) özellikle bu ayetlerin ikincisi [Kim
tövbe eder de...] üzerinde iyi düşünülürse, tek
başına tövbenin veya tövbeye eklenecek iman ve salih
amelin kötülüklerin iyiliklere dönüşmesini sağladığını
görürüz.
Yalnız günahtan uzak durmak, önce onu
yapıp da sonra tövbe ile yok etmekten daha iyidir. Çünkü
yüce Allah, nasıl olurlarsa olsunlar, günahların mutlaka
bir tür şeytan vesvesesine dayandıklarını belirtiyor.
Arkasından da günahlardan ve kötülüklerden uzak kalabilmiş,
masum ihlaslılara başkalarına yönelttiği övgülerle
kıyaslanamayacak derecede üstün övgüler yöneltmiştir. Yüce
Allah şöyle buyuruyor:
"İblis dedi ki: "Ey
Rabbim, beni kışkırtıp sapıklığa düşürdüğün için dünyada
kötülüğü onlara cazip göstererek hepsini yoldan
çıkaracağım. Sadece onların arasındaki seçkin kıldığın
kulların hariç. Allah dedi ki: İşte bana ileten doğru
yolum budur. Sana uyan sapıklar dışındaki kullarım
üzerinde senin hiçbir nüfuzun yoktur."
(Hicr, 39-42) Yine
yüce Allah bu hikâyede İblis'in ağzından
"Onların çoğunu
şükredici olarak bulamayacaksın."
(A'râf, 17) buyuruyor.
Bu ayetlerde sözü edilen kimseler
teşrifi kulluk makamına tek başlarına sahiptirler. Tövbe
edip de salih amel işleyen diğer kullar bu makamda onlara
ortak olamazlar.
hadisler ışığında açıklaması
Men La Yahzuruh-ul Fakih adlı eserde,
Resulullah Efendimizin (s.a.a) son hutbesinde şöyle
buyurduğu naklediliyor: "Kim ölümünden bir yıl önce tövbe
ederse, Allah rahmetiyle ona dönüp tövbesini kabul eder.
Bir yıl uzun bir zamandır; kim ölümünden bir ay önce tövbe
ederse, Allah rahmetiyle ona dönüp tövbesini kabul eder.
Bir ay uzun bir zamandır; kim ölümüne bir gün kala tövbe
ederse, Allah rahmetiyle ona dönüp tövbesini kabul eder.
Bir gün uzun bir zamandır; kim ölümünden bir saat önce
tövbe ederse, Allah rahmetiyle ona dönüp tövbesini kabul
eder. Bir saat uzun bir zamandır; kim nefesi -eli ile
boğazını göstererek- şuraya çıktığı anda tövbe ederse,
Allah rahmetiyle ona dönüp tövbesini kabul eder."
İmam Sadık'tan (a.s)
"İçlerinden birine
ölüm gelip çatıncaya kadar kötülükleri yapıp "Ben şimdi
tövbe ettim" diyenler... için tövbe yoktur."
ayeti hakkında sorulunca, "Bu ahiret belirtilerini görmek
durumundadır." söyledi.
Ben derim ki: İlk rivayet,
İmam Sadık'a (a.s) isnat edilmiş olarak el-Kâfi adlı
eserde yer aldığı gibi, Ehl-i Sünnet kanallarından da
rivayet edilmiştir. Bu anlamda başka rivayetler de vardır.
İkinci rivayet, hem ayeti, hem de ölüm gelip çatınca
yapılan tövbenin kabul edilmediğine ilişkin rivayetleri
açıklıyor. Ölümün eşiğine gelmenin ölümün farkına varmak
ve ahiret belirtilerini gözlemlemek anlamına geldiğini
belirtiyor ki, o anda yapılacak tövbe geçerli olamaz. Ama
durumun farkına varmayan kimseye gelince, onun tövbesinin
kabul edilmesine engel yoktur. Bu anlamda bazı rivayetler
aşağıda gelecektir.
Tefsir-ul Ayyâşî'de, Zürare kanalıyla
İmam Bâkır'ın (a.s) şöyle dediği rivayet edilir: "İnsanın
nefesi -eli ile gırtlağını göstererek- şuraya geldiğinde,
âlimin (öleceğini bilenin) tövbesi geçerli olmaz. Ama
cahil tövbe edebilir." (c.1,
s.228, h:64)
ed-Dürr-ül Mensûr tefsirinde Ahmed ve
Buhari'nin kendi tarihlerinde tahriç ettiklerine, Hâkim ve
İbn-i Mürdeveyh'in naklettiklerine göre, Ebuzer
Peygamberimizin (s.a.a) şöyle buyurduğunu rivayet eder: "Yüce
Allah, perde düşmedikçe kulunun tövbesini kabul eder veya
kulunu affeder." Peygamberimize 'Perdenin düşmesi ne
demektir?' diye sorulunca; 'Adam müşrik olduğu hâlde can
verir' diye cevap verdi."
(c.2, s.131)
Yine ed-Dürr-ül Mensûr tefsirinde
İbn-i Cerir'in Hasan'dan şöyle bir rivayet tahriç ettiği
nakledilmiştir: Hasan "Peygamberimizin şöyle buyurduğu
bana ulaştı:" demiştir. "İblis Âdem'in içinin boş olduğunu
görünce 'senin ululuğuna yemin ederim ki, canı bedeninde
olduğu sürece onun içinden çıkmayacağım' dedi. Yüce Allah
da "Yüceliğim hakkı için canı bedeninde olduğu sürece
kendisi ile tövbenin arasına girmeyeceğim" buyurdu."
(c.2, s.130)
el-Kâfi adlı eserde Ali Ahmesî
kanalıyla İmam Bâkır'ın (a.s) şöyle dediği rivayet edilir:
"Vallahi günahlardan ancak onları itiraf eden kurtulur."
Ahmesî İmamın şöyle dediğini de ekler: "Pişmanlık tövbe
o-larak yeterlidir." (c.2,
s.426)
Yine el-Kâfi adlı eserde İbn-i
Veheb'e ulaşan iki kanaldan onun İmam Sadık'tan (a.s) şu
buyruğu duyduğu nakledilir: "Kul, geri dönülmez bir
kararlılıkla yürekten tövbe ettiği zaman Allah onu sever
ve günahları üzerine örtü çeker." İmama "Allah'ın günahlar
üzerine örtü örtmesi nasıl olur?" diye sorulunca sözlerine
şöyle devam etti: "Yüce Allah o kulun yanı başındaki iki
meleğe yazdıklarını unutturur. Arkasından adamın vücudunun
organlarına ve yer parçalarına 'bu adamın günahlarını
saklı tutun' diye vahyeder. Böylece Allah'ın huzuruna
vardığında günahlarını ortaya dökecek hiçbir şahit
bulunmaz." (c.2, s.430 ve
436)
Yine el-Kâfi adlı eserde Muhammed b.
Müslim, İmam Bâkır'dan (a.s) şöyle rivayet eder: "Ey
Muhammed b. Müslim, mümin günahlarından tövbe edince o
günahları affedilir. O hâlde mümin tövbeden ve aftan sonra
işe yeniden başlasın. Vallahi, bu imtiyaz sadece müminler
içindir." Ben "Eğer adam tövbeden ve af dilemeden sonra
tekrar günah işlemeye döner ve yine tövbe ederse" diye
sordum. İmam şöyle dedi: "Ey Muhammed b. Müslim, hiç mümin
kul günahından pişman olarak Allah'tan af diler ve tövbe
eder de Allah tövbesini kabul etmez mi?" Ben "Eğer adam bu
işi defalarca tekrarlarsa, yani birçok kere günah işleyip
sonra tövbe eder, af dilerse nasıl?" diye sordum. İmam
bana şu cevabı verdi: "Mümin ne zaman af dilemeye ve
tövbeye dönerse, Allah da ona afla yönelir. Allah affedici
ve merhametlidir, tövbeyi kabul eder ve günahları bağışlar.
Sakın müminlerin Allah'ın rahmetinden ümit kesmelerine
sebep olma." (c.2, s.434)
Tefsir-ul Ayyâşî'de yer aldığına göre
Ebu Amr Zubeyri, İmam Sa-dık'ın (a.s)
"Hiç şüphesiz tövbe
ederek iman edip iyi ameller işleyenlere, sonra da doğru
yoldan ayrılmayanlara karşı affediciyim."
(Tâhâ, 82) ayeti
hakkında şöyle dediğini naklediyor: "Bu ayetin bir tefsiri
var. Bu tefsir, Allah'ın ancak ayetin bu tefsirine bağlı
olarak O'nun huzuruna gelen kulun amelini kabul edeceğine
delâlet eder. Allah'ın müminlere şart koştuğu ve
"Allah'ın kabulünü
üzerine aldığı tövbe ancak, bilgisizlikle kötülük yapanlar...
içindir." buyurduğu sözünden şunu kastetmiştir:
Kul, her günah işlediğinde eğer yaptığı günahı bilse bile
cahildir. Çünkü kendini Rabbine isyan etme tehlikesine
atmıştır. Yüce Allah, Hz. Yusuf'un kardeşlerine söylediği
sözleri naklederek
"Cahillik döneminizde Yusuf'a ve kardeşine neler
yaptığınızı hatırlıyor musunuz?"
(Yûsuf, 89) buyurarak
Yusuf'un kardeşlerine cahillik damgası vuruyor. Çünkü
onlar kendilerini Allah'a isyan etme tehlikesine
atmış-lardı." (c.1, s.228,
h:62)
Ben derim ki: Bu rivayetin
metninde karışıklık var. Anlaşıldığı kadarıyla, ilk
cümleden şu kastedilmiştir: "Kulun ameli, ancak ona bağlı
kaldığı takdirde, onunla çelişecek bir duruma düşmemesi
şartı ile kabul edilir. O hâlde, tövbe ancak günahlardan
vazgeçirici olduğu takdirde kabul edilir. İsterse bu
vazgeçiricilik bir an için geçerli olsun. [Buna göre
hadisin ilk bölümünün anlamı şöyle olur: "...Bu tefsir,
Allah'ın ancak ayetin bu tefsirine ve müminlere amel
konusunda koştuğu şarta bağlı olarak O'nun huzuruna gelen
kulun amelini kabul eder.]
İmamın
"Allah'ın kabulünü
üzerine aldığı tövbe..." diye başlayan ayetle
ilgili sözleri öncekilerden ayrı sözlerdir. Bu sözlerin
amacı ayetteki "bilgisizlikle"
kaydının açıklama amaçlı bir kayıt olduğunu, daha önce
belirttiğimiz iki tefsirden birine göre her günahta
cehalet olduğunu bildirmektir. Mecma-ul Beyan tefsirinde
rivayetin bu son bölümü İmam Sadık'a (a.s) isnat edilerek
nakledilmiştir. |