Menüye git
12 -
Yedi Kâri
Üçüncü tabakadan olan yedi kâri, halk arasında
büyük şöhret kazanmış ve kırâat konusunda diğer kârileri
gölgede bırakacak şekilde merci’ durumuna gelmişlerdir.
Bunlardan rivayet eden raviler çok olmasına rağmen her birinde
iki râvi belirginlik kazanmıştır.
Yedi Kâri ve râvileri sırasıyla şöyle.
1 - Mekkeli İbn-i Kesir
bundan bir vasıtayla rivayet edenler Kanbel ve Bazi’dir.
2 - Medineli Nâfi’
ravileri Kâlun ve Verş’dir.
3 - Kufeli Asım
ravileri Ebu Bekr Şu’be b. Ayyaş ve Hafs’dır. Bu gün halk
arasında yaygın olan Kur’an, Asım kırâati ve Hafsın rivâyetine
uygun olanıdır.
4 - Kufeli Hamza
ravileri bir vasıtayla Halef ve Hallâd’dır.
5 - Kesâi Kufi
râvileri Devri ve Ebu’l-Haristirler.
6 - Ebu Amr b. Alâ,
Basralı, râvileri bir vasıtayla Devri ve Sus’dirler.
7 - İbn-i Amir,
ravileri bir vasıtayla Hişam
ve ibn-i Zekvân’dırlar.
Kırâatte, bu yedi kârid’den sonra sırayı “üç
kâri” olarak tanınan Ebu Câfet, Yakub ve Halef
alırlar.
Diğer bazı kırâatler de nakledilmiştir. Mesela
dağınık olarak Ashab’dan nakledilen kırâatler. Ya da şâz olup
itimad edilmemiş olan kırâatler. Ehl-i Beyt İmamlar
(s.a)’ından da dağınık şekilde kırâatler rivayet edilmiştir,
ama bu İmamlardan nakledilen diğer rivayetlerde meşhur
kırâatlere uyulması emredilmiştir.
Ehl-i Sünnet ulemasının cumhuru (çoğu) yedi
kırâati (kırâat-i seb’a) mütevatir sayarlar. Hatta bir grup da
Peygamberden gelen meşhur rivayetteki
“Kur’an, yedi harf üzere nazil oldu”
ifadesini yedi kıraat şeklinde tefsir edip yedi kırâat
mütevâtir değil meşhurdur derler.
Zerkeşi, Burhan adlı eserde şöyle kaydediyor:
İşin gerçeği, yedi kâri den bize ulaşan yedi tarz kırâat
mütevâtir olarak gelmiştir. Ama bu tevatürün Peygamber-i Ekrem
(s.a.a) den öylece geldiği konusu üzerinde düşünmek gerekir.
Yedi kâri nin bu kırâatlerle ilgili senetleri kitaplarda
mevcut. Hepsinin senetleri sened-i vahit şeklindedir.
Mekki de kitabında şöyle açıklıyor: “Nâfi ve
Asım gibi bu kârilerin kırâatlerinin Peygamberin hadisinde
zikredilen “Yedi harf” olduğunu sananlar büyük bir yanılgıya
düşüyorlar. Bu zan, bu yedi kâri’den başka kırâat olmaması
gerektiği düşüncesine yol açar, bu büyük bir hatadır. Bu
kırâatleri toplayıp telfi eden Ebu Ubeyd Kasım b. Selam, Ebu
Hâtem Sicistâni, Ebu Cafer Taberi ve İsmail Kâzi gibi eski
alimler, bu yedi Kâri’den çok fazlasını zikrediyorlar.
Hicri ikinci asrın başlarında Basra halkı, Ebu
Amr Yakub’un kırâatini; Kufe halkı Hamza ve Asım’ın kırâatini,
Şam halkı İbn-i Amir’in kırâatini; Mekke halkı İbn-i Kesir’in
kırâatini; Medeni halkı Nâfi’in kırâatini esas alıyorlardı.
Bir süre böyle devam etti. Üçüncü asrın başına kadar da
böyleydi. Daha sonra İbn-i Mücâhid, Yakub’un ismini kaldırarak
Kesâi’nin ismini onun yerine koydu.
Kırâat imamı çok olmasına rağmen, halkın bu
yedi kurradan başkasına itina göstermemesi, ravilerin çoğalıp
hepsini ezberleyip zapt etme imkanının azalması içindi. Bu
yüzden Mushaf’ın resmi hattına uygun, kayıt ve ezberlenmesi
kolay kırâate sahip bir kaç kişinin seçilmesi kararlaştırıldı.
Bu yüzden Osman zamanında yazılan ve Mekke,
Medine, Kufe, Basra ve Şam’a gönderilen Mushafların sayısınca,
yani beş tane kâri seçildi ve onların kırâati
yaygınlaştırıldı.
Nitekim İbn-i Cubeyr, İbn,i Mücahit gibi
kimseler, kırâat hakkında telif etmiş bulundukları
kutuplarında yedi Kâri’den yalnızca bu şehirlere ait olan beş
kâri’nin ismini zikrediyorlar.
Sonraları İbn-i Mücahit ve diğer bazıları,
Osman zamanında Bahreyn ve Yemen’e de Mushaf gönderildiği ve
bu yüzden Osmâni Mushafların sayısının yedi olduğu
gerekçesiyle Kurrâ’dan yedisinin ismini zikrettiler.
Yemen ve Bahreyn’e gönderilen muhsaflara
ilişkin elde bilgi bulunmadığından Kufeli kârilerden ikisinin
ismini önceden tayin edilen beş kişiye ilave etmek suretiyle
kârilerin sayısı yediye ulaştı.
Diğer taraftan bu sayı, Peygamber’den rivayet
edilen hadsindeki sayıya da tesadüfen denk düştü. Bu rivayet,
meselenin aslını bilmeyen kimselerin eline geçince hadisteki
Yedi Harften maksadın bu yedi kişi (Kurrâ-i Seb’a) olduğunu
zannettiler.
Her halükârda itimat edilecek kırâat, sened ve
rivayeti sahih, Arap dili gramerine uygun ve Kur’an’ın yazı
sistemine uygun olan okuyuş şekildir.” (Mekki’nin sözleri
burada bitiyor).
Kurâb, Mesâni adlı eserinde şöyle yazıyor: “Sadece yedi
kâri’nin kırâtine uyulabilir, diğerlerine uyulamaz” sözünü
isbat eden ne bir delil ve ne de sünnet mevcut. Mesele,
sonradan gelen alimlerin, bu yedi kâri’nin rivayetlerini
toplayıp yaygınlaştırmasından ibaretti. Daha sonra Kur’an
bunlardan başkasına göre okunamaz anlayışı ortaya çıktı. Oysa,
böyle bir söz söyleyen de yoktur.
|