|
Menüye git
9-
Vahyin Hakikati Bize Kabalıdır
Önceki açıklamalarımızdan
anlaşıldığına göre, insan türünün saadete ulaşması için bir
başlangıç olan ve öğretilmesi, yaratılış nizamının uhdesinde
bulunan insanın hayat programının, akıl yoluyla elde edilmesi
mümkün değil. Öyleyse akıl yolundan başka, insanın, kendi
türünün hayat vazifesini anlamayı sağlayan ve bizim de vahiy
adını verdiğimiz bir yol daha olmalıdır.
Deliller gereği de insan
türünde böyle bir anlayışın bulunması lazımdır; ama umumi
olması gerekli değildir. Vahyin idrak edilmesi, her türlü
pislik ve bulaşıklıktan masum, temiz bir anlayışı gerektirir
ama insanlar, hallerindeki istikamet, idrak dengesi, ruhtaki
duruluk ya da bu sıfatların aksi açıdan sonsuz derece
çeşitlilik gösterirler; demek bu ilahi verginin, insanlardan
bazısında ve onun da nâdiren meydana geldiğini söylemek
gerekir. Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın elçileri, peygamberleri
adıyla belli bir gruptan söz edilmektedir. Ama onların sayısı
ve hepsinin ismi zikredilmiyor. Bunlardan, yalnızca yirmi
küsur isim veriliyor.
Biz, bu bağıştan
(Vahiy’den) nasipsiz olduğumuzdan veya başka bir ifadeyle onu
tadamadığımızdan, onun hakikatinden haberdar değiliz. Yalnızca
eserlerinden bazısını -ki Kur’an-ı Kerim de onlardan biridir-
ve nübüvvet yoluyla bize ulaşan evsâfından bir kısmını görüp
biliyoruz. Bunlarla birlikte onun vasıflarının, bize
ulaşanlarla sınırlı olduğu söylenemez. Bize bildirilmemiş
diğer kısımları, özellikleri ve vasıfları olması mümkündür.
|
|