KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Ku`ran-ı Kerim                                                                                               Kur`an-ı Kerim

Bugün :  

  Sık Kullanılanlara Ekle                                                                                                                                                                                                                                                                                Başlangıç Sayfası Yapın
 

Menüye git                                                                                                                                                                                                                                         

20- Kur’an’ın Kur’an’la Tefsir Edilmişine Bir Örnek

Allah-u Müteal, kendi kelamının bir kaç yerinde şöyle buyurmaktadır:

“Allah her şeyi yaratandır.”[1]

Yani (Allah’tan başka “şey” kavramının kapsamına girenlerin tümü Allah tarafından yaratılmıştır) Bu mana Kur’an’ın dört ayetinde tekrarlanmıştır. Bu ayet gereğince evrende akla gelen Allah’tan başka, her şey Allah’ın mahlukudur yani varlığını Allah’tan almıştır.

Elbette, şu noktadan gaflet edilmemeli ki, Kur’an yüzlerce ayette nedensellik ilkesini tasdik ederek her işi o işi yapana nisbet vermiştir; örneğin ateşin yakmasını, yerin yeşertmesini ve bulutların yağmur yağdırmasını bizzat onlara nisbet vermiştir. Nitekim insanın ihtiyarı olarak yaptığı işleri, insanın kendisine nisbet vermiştir. Neticede, her işi yapan o işle bizzat ilgisi olan şey veya kimsedir. Ancak o işi var eden ve onun sahibi Allah’tır.

Allah-u Teâlâ, yaratılışın her şeyi içerecek şekilde geniş kapsamlı olduğunu açıkladıktan sonra buyuruyor ki:

“O Allah’tır ki, yarattığı her şeyi güzel kıldı.”[2]

Bu ayeti önceki ayete eklediğimizde yaratılışla güzelliğin özdeş olduğu evrende varlığı olan her şeyin güzel olduğu ve güzellikten başka bir şeyle vasıflandırılmayacağı ortaya çıkar. Yine şu nokta da güzden ırak tutulmamalıdır ki, Kur’an-ı Kerim, bir çok ayette hayrın karşısında şerrin, yararın karşısında zararın, iyinin karşısında kötünün ve güzelliğin karşısında çirkinin yer aldıklarını tasdik etmiştir. İnsanın yaptığı işlerin bir çoğunu kötü saymıştır. Ancak kötü ve şer kabul ettiklerimiz, gerçekte mukayese ve nisbet yoluyla bu vasıflarla nitelendirilmişlerdir.

Meselâ yılan ve akrep kötüdürler; ancak insana ve bunların sokmasıyla zehirlenen diğer hayvanlara nisbeten; taşa toprağa vb. şeylere nisbeten; taşa toprağa vb. şeylere nisbeten kötü delillerdir. Veya leşin kokusu insanı rahatsız ettiğinden menfur sayılır. Ama bu kokudan rahatsız olmayan diğer varlıklara nisbeten bu menfurluk sözkonusu değildir. Mesela bazı tutum ve davranışlar toplumsal düzeni bozduğundan kötüdürler, ancak toplumsal düzen nazara alınmazsa ölçü sayılmazlar.

Evet, eğer bir an bile varlık ve olaylara nisbet ve mukayese açısından bakmasak, bu durumda neyi ele alırsak alalım, güzellik ve varlığın göz kamaştırıcı cilvesinden başka bir şeyi göremeyeceğiz. Varlık aleminin güzellik cilvesi, vasfa ve beyana sığmaz; çünkü bizzat “vasf etmek”, “beyan etmek” de bu alemin güzelliklerindendir.

Gerçekte mezkur ayet-i şerife, halkı, nispetlerle ortaya çıkan iyilik ve kötülüklere teveccüh etmekten çıkarıp mutlak güzelliğe yöneltmek böylece düşüncelere daha bir kuşatıcılık ve kapsamlılık kazandırmak ister.

Bu öğretiyi aldıktan sonra, göreceğiz ki, evrenin varlıklarının tek-tek veya grup-grup Allah’ın ayet ve nişaneleri olduğunu onlara egemen olan genel ve özel nizamların Allah’ın birer alameti olduğu yam bu varlık ve nizamların iyi düşünülürse her yönleriyle Allah’ı göster dikleri yüzlerce ayet-i kerime’de değişik beyanlarla açık anmıştır. Bu açıklamalardan önceki iki ayetin ışığında anlıyoruz ki, bütün varlık alemini kapsayan’ bu ilginç güzellik O yüce Rabbin gök ve yerdeki nişaneleri vasıtasıyla zuhur eden güzelliğidir. Evren kendi dışında kalan o sonsuz güzelliğe doğru açılan bir kapı misalidir. Bu evrende olan varlıklar kendi kendilerinden hiç bir şeye sahip değildirler.

Bu yüzden Kur’an-ı Kerim bütün güzellik ve kemali o yüce Rabbe mahsus bilmiştir. Kur’an buyuruyor ki:

“O’dur diri, O’ndan başka bir ilah yoktur.”[3]

“Gerçekten bütün güç ve kudret Allah’a aittir.”[4]

“Gerçekten bütün izzet Allah’a aittir.”[5]

“O’dur bilen ve güç sahibi.”[6]

“O’dur duyan ve gören.”[7]

“O, bir Allah’tır ki, O’ndan başka ilah yoktur; en güzel isimler onun içindir.” [8]

Bu ayetler gereğince evrende varolan bütün güzellikler gerçekte o yüce varlığa (Allah’a) aittir; başkalarına nisbet verilmeleri ise, mecaz ve ariyet olacaktır.

Bu konuya açıklarken Kur’an-ı Kerim buyuruyor ki, evrenin bütün yaratıklarında olan güzellik ve kemal sınırlıdır. Bu güzelliklerin sonsuz olanı Allah’a aittir; Allah-u Teâlâ buyuruyor ki:

“Biz her şeyi belli bir ölçüde yarattık.”[9]

“Varolan her şeyin hazineleri bizim yanımızdadır, biz ancak belli bir miktarını indiririz.”[10]

İnsan, Kur’an’da açıklanan bu gerçeği kavradıktan sonra, birdenbire kendisini sonsuz bir güzellik ve kemal karşısında görür; öyle bir cemal ve kemal ki, onu her yönden çevrelemiş ve bir çatlağı yoktur, böyle olduğun da bütün güzellik ve olgunlukları hatta kendisini bile unutarak o yüce varlığa bağlanacaktır. Nitekim Allah-u Teâlâ buyuruyor ki:

”İman getirmiş kimseler, her şeyden çok Allah’ı severler.”[11]

Sevginin bariz özelliği olarak da kendi irade ve bağımsızlıklarını Allah-u Teâlâ buyuruyor ki:

”Allah mü’min kimselerin velisi (yöneticisi ve koruyucusudur).”[12]

Ve Allah-u Teâlâ’da vaad ettiği gibi onun yöneticiliğini üstlenir.

”Allah mü’min kimselerin velisidir onları karanlıklardan aydınlığa doğru çıkarır.”[13]

Ve şu ayet-i kerime gereğince:

”Acaba o kimse ki ölü idi sonra biz onu dirilttik ve ona halk arasında yürümesini sağlayacak bir nur verdik.”[14]

Ve, “...Onların kalplerinde imanı sabitleştirip ve onları ondan (Allah’tan veya imandan) olan bir ruhla desteklemiştir.”[15]

Allah-u Teâlâ mü’min kimselere yeni bir hayat verir ve toplumda mutlu bir hayat yolunu seçebilmek için ona bir nur (gerçekleri kavramasını sağlayan bir idrak gücü) bahşeder.

Diğer bir ayet-i kerime’de bu nuru kazanmanın yolunu açıklayarak şöyle buyurmuştur:

”Ey iman edenler, Allah’tan korunun ve resulüne iman getirin size rahmetinden iki pay versin ve size bir nur versin di onunla yürüyebilesiniz.” [16]

Peygamber (s.a.a)’e iman getirmek ise ona teslim olmak ve ona tabi olarak açıklanmıştır. Nitekim buyuruyor ki:

”De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyun da Allah da sizi sevsin.”[17]

Başka bir ayette de peygambere nelerde itaat olunacağını açıklamıştır:

”O kimseler ki yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları ümmi peygambere tabi olurlar. O peygamber onları marufa emreder ve münkerden nehyeder, onlara temiz olan şeyleri helal kılar ve kötü olan şeyleri haram kılar ve sırtlarındaki ağır yüklerini indirir ve bağlandıkları zincirleri kırar...”[18]

Peygambere yapılacak itaatin esası bu ayetin tefsir ettiği diğer bir ayette şöyle açıklanıyor:

”Dosdoğru olarak itidal halinde dine yönel, Allah’ın yaratılışına ki insanları o yaratılış üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratılışda bir keüişiklik olmaz. İnsanlık toplumunu yönetecek din de odur.”[19]

Bu ayet gereğince İslâm’ın uygulamak istediği bütün nizamlar insanım yaratılışı gereği ihtiyaç duyduğu şeylerdir. Başka bir tabirle İslâm’ın egemen kılmak istediği nizam ansanın, fıtratı gereği yöneldiği kanunlardır. (Yani tabii bir insanın sade yaşantısına uygundur). Nitekim, diğer bir yerde de buyuruyor:

”Ve cana (andolsun) ve azasını düzüp koşana. Ona kötülüğünü de takvasını da ilham etmiştir. Andolsun ki kim özünü iyice temizlemişse kurtulmuştur, ve andolsun ki kim özünü kirletmiş kötülüğe gömmüşse ziyana uğramıştır.”[20]

Kur’an-ı Kerim, insan için öngördüğü mesut hayat düzenin, fıtri (tabii) bir insanın sade ve temiz yaşantısıyla eşit olduğuna inanmaktadır. Bu fikir ilahi kitaplar arasında yalnız Kur’an’a mahsustur. İkinci olarak da şuna dikkat edilmeli ki, insanın Allah’a tapma programını hayat programından ayıran bütün yöntemlerin tersine Kur’an, ibadet programını hayat programından ayırmayarak insanın bütün ferdi ve içtimai meselelerine müdahale etmiş, Allah’ın varlığına inanma temeline ve evrenle ilgili özel görüşüne dayalı olarak bir takım emirler ortaya koymuştur. Gerçekte fertleri evrene ve evrenide fertlere ve her ikisini de Allah’a emanet etmiştir.

Kur’an-ı Kerim’de Allah’ın gerçek dostlarının yakinleri sayesinde kazanmış oldukları bir çok özellik ve vasfına deyinilmiştir ki biz şimdilik bu konuya girmeyeceğiz.

 


 

[1] - Zümer/62.

[2] - Secde/7.

[3] - Mü min/65.

[4] - Bakara/166.

[5] - Nisa/139.

[6] - Rum/54.

[7] - Şura/11.

[8] - En’am/122.

[9] - Kamer/49.

[10] - Hicr/21.

[11] -  Bakara/165.

[12] - Âl-i İmran /68.

[13] - Bakara/257.

[14] - En’am/122.

[15] - Mücadele/22.

[16] - Hadid/28.

[17] - Âl-i İmran /31.

[18] - A’raf/157.

[19] - Rum /30.

[20] - Şems/7-10.

 

 

Go to top of page  Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız | Îletişim için |

  Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler  |  

Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de 'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM