KEVSER YAYINCILIK

  Ana Sayfa / Ku`ran-ı Kerim                                                                                               Kur`an-ı Kerim

Bugün :  

  Sık Kullanılanlara Ekle                                                                                                                                                                                                                                                                                Başlangıç Sayfası Yapın
 

Menüye git                                                                                                                                                                                                                                         

16- Tefsir İlmi ve Müfessirlerin Sınıfları.

Hz. Muhammed (s.a.a) in vefatından sonra, Ubey İbn-i Kââb, Abdullah İbn-i Mesud, Câbir İbn-i Abdullah, Ebi Said El-Hudri, Abdullah ibn-i Zubeyr, Abdullah İbn-i Ömer, Enes, Ebu Hureyre, Ebu Musa ve hepsinden daha ünlü Abdullah İbn-i Abbas gibi sahabeler, tefsir ilmiyle uğraşıyorlardı. Tefsir de kullandıkları yöntem ise, bazen Resul-ü Ekrem (s.a.a) den Kur'an ayetlerinin manaları hakkında duydukları şeyleri, müsned rivayetler şeklinde nakletmekti.[1] (Bu hadisler, bütün bu rivayetler toplam iki yüz kırk küsurdur ki, bunlardan bir çoğunun senetleri zayıf ve bazılarının muhtevası ise, kabul edilemez durumdadır). Bazen ise ayetlerin tefsirini, Hz. Muhammed (s.a.a)'e dayanmadan kendi görüşlerini belirtmek şeklinde de sunmaktaydılar.

Ehl-i Sünnet'ten müteahhir müfessirler, bu görüşleri de "Ashab, Kur'an ilmini Peygamber-i Ekrem'den öğrenmiştir. Kendilerinden bir şeyler söylemeleri beklenemez" gerekçesiyle Peygamberin rivayetleri olarak kabul ediyorlar. Fakat bu görüşü ispat edecek kesin bir delil elde olmamasının yanı sıra bu rivayetlerden bir çoğu, ayetlerin nazil oluşu ve tarihi hikayeleri hakkındadır. Bu rivayetlerin içerisinde "Kâab-ul Ehbar" ve benzeri sonradan müslüman olmuş Yahudi alimlerin müsned olmayan sözleri de çoktur. Ayrıca İbn-i Abbas genellikle, ayetlerin manasını kavramakta, şiirleri misal getiriyordu. Nitekim Nafi İbn-i Ezrek'in yönelttiği sorulara cevap olarak İbn-i Abbas'tan naklolunan rivayette, İbn-i Abbas, iki yüz küsur sualin cevabını cahiliye dönemine ait Arapça şiirlerle vermiştir. Suyuti İtkan[2] adlı kitabında mezkur soruların 190 tanesini rivayet etmiştir. Buna göre ashabtan olan müfessirlerden ulaşan rivayetlerin, Peygamber'in rivayetleri olduğunu sahabelerin kendi görüşleri olmadığını söyleyemeyiz. Müfessirler tefsirde ashabı birinci tabakadan sayarlar.

İkinci tabaka, ashab'dan olan müfessirlerin, öğrencileri olan tabiin cemaatıdır. Bunlardan bazıları ise şunlardan ibarettir. Mücahid, Said İbn-i Cubeyr, Ekrem’e, Dehhak, Hasan-el Basri, Ata İbn-i Rebah, Ata İbn-i Müslim, Ebu-ül Aliye, Muhammed İbn-i Kaâb Kurzi, Kutade, Etiyye, Zeyd İbn-i Eslem ve Tavus-i Yemani.[3]

Üçüncü tabaka, ikinci sınıfın öğrencileri olan, örneğin Rebi İbn-i Enes, Abdurrahman İbn-i Zeyd, İbn-i Eslem ve Ebu Salih Kelbi[4] vb. tabiin sınıfının tefsirdeki yöntemleri ayetlerin tefsirini bazen Resul-ü Ekrem’den veya ashab’dan rivayet şeklinde nakletmek ve bazen de ayetin manasını kimseye istinad etmeden üzerinde görüş belirtmek biçiminde ileri sürmek şeklindeydi. Müteahhir müfessirler tabiinin bu görüşlerini de peygambere ait rivayetler olarak almış ve bunları “mevkufe”[5] rivayetler olarak kabul etmişlerdir. İşte bu iki tabaka, müfessirlerin kudeması (öncekileri) olarak vasıflandırılır.

Dördüncü sınıf, tefsir müelliflerinin birinci tabakasıdır.[6] Örneğin: Süfyan İbn-i Ayyine, Vekii İbn-i Cerrah, Şube İbn-i Heccac, Abd İbn-i Hamid ve diğerleri ve meşhur tefsir sahibi İbn-i Cerir Teberi de bu sınıftandır.

Bu sınıftaki müfessirlerin kullandıkları yöntem şöyleydi. Ashab’ın ve tabiin’in sözlerine kısa rivayetler şeklinde kendi tefsir teliflerinde yer veriyor ve müstakil görüş açıklamaktan kaçınıyorlardı. Bunlardan yalnız İbn-i Cerir Taberi, tefsirinde çeşitli sözler arasında tercihler yaparak görüş belirtiyor. Müteahhir tabakalar da bu tabakadan itibaren başlıyor.

Beşinci tabaka: Bu tabaka rivayetlerin senetlerini kaldırarak kendi teliflerinde nakletmiş ve sözleri nakletmekle yetinmişlerdir.

Bazı[7] alimlere göre tefsir düzeninde meydana gelen bozukluk, işte buradan başlıyor. Bu tefsirlerde bir çok sözler, naklinin doğruluk ve itibarı göz önünde bulundurulmadan, senedi belirtilmeden tabiin ve ashaba nisbet verilmiştir. Bu tutumun doğurduğu karışıklık yüzünden bir çok uydurmalar da doğrulara karışmış ve sözlerin itibarı sarsılmıştır.

Fakat mana açısından rivayetleri dikkatle inceleyerek bu rivayetlerin üzerinde titizlikle duran kimse, bunlar arasında uydurma ve ilavelerin oldukça fazla olduğu üzerinde, tereddüde kapılmayacaktır. Birbirleriyle çelişkili sözler, hatta çoğu kez, aynı sahabeye veya aynı tabiin’e bile nisbet verilmiştir.

Bu rivayetler içinde hikayesel anlatım oldukça fazla görülmektedir. Ayetlerin şekil ve biçimine uymayan nüzul sebebi, nâsih ve mensuh nedenlerini açıklayan bu gibi rivayetler, gözardı edilebilecek bir veya iki tane değildir. Bu hususta Ahmed İbn-i Hanbel (ki kendisi bu sınıfın meydana gelmesinden önce yaşamıştır) şöyle diyor: “Üç şeyin aslı yoktur; Meğazı (savaş ve gazveleri anlatan rivayetler), melahem (savaşta gösterilen kahramanlıkları anlatan rivayetler) ve tefsir rivayetlerinin.” İmam Şafii’nin de İbn-i Abbas’a nisbet verilen hadislerden yalnızca yaklaşık 100 hadisin sahih olduğunu söylediği nakledilmiştir.

Altıncı sınıf ise çeşitli ilimlerin bulunuşundan ve bunların müslümanlar arasında yaygınlaşmasından sonra meydana gelmiştir. Şöyle ki her ilim dalında uzman olanlar kendi özel uzmanlıklarıyla tefsir yazdılar. Nahvi nahv yoluyla, tefsir yazmış; örneğin[8] Zeccac, Vahedi, Ebu Heyyan gibiler ayetlerin harekeleri üzerinde durmuştur.

Edebiyatçı (Beyancı) belagat ve fesahat yoluyla tefsir yazmış, örneğin Zemahşeri[9] Keşşaf’ında, kelamcılar (İslâmi inançları inceleyen bilginler) kelam ilmi yoluyla Kur’an’ı tefsir etmeye çalışmışlar. Mesela “Tefsir-i Kebir” sahibi Fahri Razı[10] bunlar arasındadır. Arifler irfan yoluyla Kur’an’ı incelemişlerdir. İbn-i Arabi ve Abdurrezzak Kaşi[11] kendi tefsirlerinde bu yöntemden yararlanmışlardır. Muhaddisler de hadisle tefsir yöntemine başvurmuşlardır. Örneğin Se’lebi[12] kendi tefsirinde bu yolu seçmiştir. Fakih ise fıkıh yoluyla Kur’an’ı tefsir etmeye çalışmış. Misal olarak Kurtubi[13] tefsirinde bu yola baş vurmuştur. Başka bir grup da muhtelif ilimlerden yararlanarak çeşitli tefsirler yazmış. Örneğin Ruhul beyan[14] tefsiri ve Ruhul meâni[15] ile Nişaburi[16] tefsiri...

Bu sınıftan olan müfessirlerin tefsir dünyasına ait değerli hizmeti, tefsir ilmini önceki beş merhalede bulunduğu durgunluktan çıkarıp bahis ve inceleme merhalesine getirmeleridir. Ancak şu bir gerçektir ki, insaf gözüyle meseleye bakan bir kimse, bu son sınıftaki bütün tefsir incelemelerinde ilmi görüşlerin Kur’an’a tahmil edildiğini ve Kur’an ayetlerinin kendi mana ve anlamına dikkat edilmediğini görecektir.

 


 

[1] - İtkan-ı Suyuti’nin sonu, Kahire baskısı, (1370 hicri)

[2] - İtkan, s. 120-133. 

[3]- Mücahid, müfessir, vefat 100 veya 103 Hicri (Tehzib-ul Esma-I Nevevi).

Said İbn-i Cubeyr: Müfessir Hicri 94'de Haccac-ı Zalim tarafından şehid edildi. İbn-i Abbas'ın öğrencisiydi.

İkrime: İbn-i Abbas ve Said ibn-i Cubeyr'in köle ve öğrencisi, vefatı 104 Hicri (Tehzib).

Dehhak: İkirme'nin öğrencilerinden (Lisan-ül Mizan).

Hasan el-Basri: Ünlü zahit ve müfessir. Vefatı, 110 Hicri (Tehzib).

Ata ibn-i ebi Rebbah: Meşhur fakih ve müfessir. İbn-i Abbas'ın öğrencilerinden. Vefatı 115 Hicri (Tehzib).

Ata ibn-i ebi Müslim: Tabiin'in büyüklerinden İbn-i Cubeyr ve İkrime'nin öğrencilerinden. Vefatı, 113 Hicri (Tehzib).

Ebul Aliye: Tefsir imamlarından ve Tabiin'in büyüklerinden. Hicri 1. asırda yaşamıştır. (Tehzib)

Muhammed ibn-i Kaab Kurzi: Ünlü müfessirlerden. Benî Kureyze Yahudi kabilesindendir. Hicri birinci asırda yaşamıştır.

Kutade: Tefsir ilminin büyüklerinden sayılmakta. Hasan el-Basri ve İkrime'nin öğrencilerindendir. 117 Hicri yılında vefat etmiştir (Tehzib).

Atiyye: İbn-i Abbas'tan naklediyor (Lisan).

Zeyd ibn-i Eslem: Ömer ibn-i Hattab'ın kölesidir. Fakih ve müfessirdir. 136 Hicri yılında vefat etmiştir (Tehzib).

Tavus: Zamanının alimlerinden ve İbn-i Abbas'ın öğrencilerinden idi. 160 Hicri'de vefat etmiştir (Tehzib).

[4]- Abdurrahman İbn-i Zeyd, Zeyd İbn-i Esleme’nin oğlu ve tefsir alimlerindendir. Ebu Salih kelbi ise nessabe ve müfessirlerden olup ikinci asırda yaşamıştır.

[5]- Kimden rivayet edildiği zikredilmeyen rivayete mevkufe rivayet denir.

[6]- Süfyan İbn-i Eyyine: Mekkeli ve tabiin’in ikinci sınıfından olup tefsir alimlerindendir. Hicri 198 de vefat etmiştir (Tehzib).

Vekii İbn-i Cerrah: Kufeli ve tabiin’in ikinci sınıfından müfessirdir. Hicri 197’de vefat etmiştir (Tehzib).

Şube İbn-i Haccac: Basralı, tabiin’in ikinci sınıfından ve önden gelen müfessirlerdendir. Hicri 160’da vefat etmiştir (Tehzib).

Ebd İbn-i Hamid: Tefsir sahibi, tabiin’in ikinci tabakasından ve ikinci asırda yaşamıştır.

İbn-i Cerir Taberi: Muhammed İbn-i Cerir İbn-i Yezid, Ehl-i Sünnet alimlerinden Hicri 140’da vefat etmiştir. (Lesan-el Mizan).

[7]- İtkan-ı Suyuti, 2. fasıl, s.110.

[8]- Zeccâc, ünlü nahiv alimlerinden, vefa 310 H. (Reyhane).

Vahedi: Nahv alimi ve müfessir. Vefat 468 (Reyhane).

Ebu Heyyan: Ebdülüslü nehvi, müfessir ve kıraatç. Vefat Hicri 745 Mısır’da (Reyhane).

[9]- Zemehşeri: Edebiyat alimlerinden biridir. “Keşşaf” tefsirinin müellifi. Vefat 538 Hicri (Keşf-ül Zenun).

[10]- İmam Fahri Razi: Ünlü kelamcı ve müfessir “Mefatih-ül Gayb” tefsirinin sahibi. Vefat 606 Hicri (Keşf-ül Zenun).

[11]- Abdurrezzak Kaşi: Hicri 8. asrın alim ve ariflerindendir. Hicri 720-751 de vefat etmiştir (Reyhane).

[12]- Se’lebi: (Ahmed ibn-i Muhammed İbn-i İbrahim se’lebi) Se’lebi tefsirinin yazarı. Vefat Hicri 426-427 (Reyhane).

[13]- Muhammed İbn-i Ahmed İbn-i Ebi Bekir Kurtubi: Vefat 668’de (Reyhane).

[14]- İstanbullu Şeyh İsmail Hakkı tarafından keleme alınmış vefat Hicri 1137 (Mülhakat-ül Keşf’uz-zünun).

[15]- Bağdatlı Şehabettin Mahmud Alusi tarafından yazılmış vefat 1270 Hicri. (Mülhakat-ül Keşf’uz-zünun).

[16]- Geraib-ül Kur’an” adında Nizamettin Hasan Kummi Nişaburi’nin telifi vefat Hicri 728 (mülhakat’ül Keşfu zünün).

 

 

Go to top of page  Ana Sayfa | Kitap Listesi | Kıble Dergisi | Makaleler | Kadin ve Aile | Cocuklar Îçin | Soru Ve Cevap | Yazarlarımız | Îletişim için |

  Kur`an | Hadisler | Dualar | Şiirler | Ses ve Video | Programlar | Linkler  |  

Copyright© 2000 Kevser Yayinlari Internet Hizmetleri. Tüm Haklari Saklidir Ayrintili bilgi almak için veya bize her konuda yazmak için, paragonxx@yahoo.de 'e mesaj yollayiniz. WWW.KEVSERNET.COM